Haftalık Bağımsız Gazete 10 Nisan 2020

“Güzel, yalanın çocuğudur”


Feyza HEPÇİLİNGİRLER

Feyza HEPÇİLİNGİRLER

Okunma 20 Şubat 2020, 10:33

Ahmet Haşim böyle diyor Frankfurt Seyahatnamesi’nde. Yıllar önceki okumamdan aklımda yalnızca bir Fransız dostunun Haşim’e, “Sizin sonbaharınız olamaz,” demesi kalmış. Ağaçlarımız az, sonbaharda dökülen yapraklarımız yetersizmiş çünkü. Yalan, büyük bir kıymettir,” diye başlayıp anlattıklarını, sözü yeniden Almanya izlenimlerine getirmesini beklemenin sabırsızlığıyla çabucak geçmişim anlaşılan; aşağıya aldığım sözlere hiç dikkat etmemişim:  

Esthetique işleriyle az çok meşgul olanlar bilir ki olmuş vakaların doğru anlatılışı gayet kötü eserler meydana getirir. Yalanın ilahi nefesi üzerlerinden geçmedikçe ne ses, ne renk, ne taş, ne tunç sanat eserine istihale edemez (dönüşemez). ‘Güzel’ yalanın çocuğudur.”

Sanat ve yalan... “Doğa ile insan arasındaki estetik ilişkidir,” diye tanımlanan sanat için Kant, “Güzeli yaratmaktır,” dermiş; Tolstoy, insanın kimi duyguları kendisi yaşadıktan sonra renkle, sesle, sözcükle sanata döktüğünü söylermiş. “Sanat sezgidir,” diyen var; “Kendini ifade etme biçimi” sayan var. Haşim’den başka, olumsuz anlamdaki “yalan” sözcüğüyle sanat arasında bağlantı kuran yok. 

Peki, “Ne ses, ne renk, ne taş, ne tunç” diye güzel sanat dallarını sayarken haksız mı Haşim? Doğa inanılmaz güzellikler sunar. Günbatımları, deniz manzaraları, kar görüntüleri ama hiçbiri insan eli değmeden sanat yapıtına dönüşmez. Her türlü ses doğada var ama hiçbiri kendiliğinden beste olmaz. Doğayı sanata dönüştürmek için insanın kattığı nedir? Haşim “yalan” diyor.

O gözle bakarsak gerçekten de sanatın bütün dallarında yalan var. Modigliani’nin tablolarındaki kadar uzun boyunlu kadın yoktur, Modigliani uydurmuştur onları. Hiçbir şişman kadın Fernando Botero’nun tablolarındakiler kadar güzel değildir. Botero yalanla şişirmiştir kadınlarını. Tiyatro, yazarın uydurduğu yalanlara inanıp onları gerçekmiş gibi sunma sanatı değil de nedir? Acıklı bir filmde ağladığımız çocukluk yıllarında “Kâğıt onlar, kâğıt” diye sakinleştirilirdik ya, onların yalan olduğu söylenmiş olmuyor muydu o sözlerle? Hele edebiyat... Baştan sonra yalanla bezeli değil mi?

Örneği Ahmet Haşim’den vermeli; hatta en ünlü şiiri Merdiven’den:

“Eğilmiş arza, kanar, muttasıl kanar güller

Durur alev gibi dallarda kanlı bülbüller

Sular mı yandı, neden tunca benziyor mermer?”

Hiç kimse durmaksızın kanayan bir gül görmemiştir? Kanlı bülbül gören, hele bunları alev gibi dalların üzerinde gören de yoktur. Mermer niye tunca benzesin? Suların yanmadığını şair bilmez mi? Niye bize soruyor? Hepsini bilir. Yalancıktan soruyor. Kattığı yalanlar bunlar. 

Şiir, öykü, roman... Edebiyatın bütün türlerinde yalan var. Öykü demişken... İçinde bulunduğumuz ay özel bir günü de içeriyordu. Yok, Sevgililer Günü değil. Şubat denince akıllara ilk Sevgililer Günü gelir. Nasıl gelmesin ki... Daha şubat girmeden vitrinler süslenir, kırmızı kalpler doldurur her yanı, pırlanta şirketleri sevgilileri harekete geçirmek için var gücüyle çalışır; harekete geçemeyen kocaları eziklik duymak zorunda bırakır. Az kişi bilir ama şubat ayının aynı günü Dünya Öykü Günü’dür de aynı zamanda. Ve bence öykü pırlantadan önemlidir. Çünkü herkesin pırlantası yoktur ama herkesin öyküsü vardır. Hem de onlarca, binlerce öyküsü... Ne var ki bunlar yazılmadığı, başka bir deyişle içlerine yalan katılmadığı, yalanla yoğrulmadığı sürece edebiyat türü olarak “öykü”ye dönüşmez. 

Öyküdeki olayın gerçekten yaşanıp yaşanmadığı, roman kişilerinin gerçek hayatta olup olmadığı merak edilir; “Nasıl yazıyorsunuz?” diye sorulur hep. “Kurmaca” der yazarlar, “kurgu” derler. Aslında edebiyat, yazarın şairin uydurduğu yalanlara okuru inandırmasıdır ya da Haşim’in diliyle söylersek gerçeklerin üzerinden yalanın ilahi nefesini geçirmesi... 

Türkçe notu:

Bir arkadaşım Doğu Anadolu gezisinde Kars ve Erzurum’da gar binalarının önünde fotoğraf çektirmiş. Bir kapının üstünde “Kars Garı” yazıyor, ötekinde “Erzurum Gar”. İkincisi İngilizceden çeviri. “Erzurum Garı”dır o, niye “Erzurum Gar” olsun? Ölüm saçan şu virüse de “Koronavirüs” değil, “Korona Virüsü” denmeli. 

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Mehmet Sönmez İkinci - 2 ay önce
Harikasinız hocam kalemine sağlık
Avatar
Huriye Dalay - 2 ay önce
Bakış açıma farklılık getirdiğiniz için teşekkürler.
Avatar
Cafer hergünsel - 2 ay önce
Çok aydınlatıcı bir yazı. Kaleminize sağlık. Geçen bir sohbette Afşar Timuçin de benzer şeyler söyledi. Cumhuriyet Kitap ekindeki yazılarınızı özlüyoruz.
Avatar
Sevim Sezer - 2 ay önce
Her zamanki gibi dersinizi dinler gibi keyifle okudum. Sevgiyle. ..
Avatar
Seyyit Nezir - 2 ay önce
Çok güzel bir yazı... Elinize sağlık... Bu arada bir noktayı belirtmeliyim: Batı edebiyatında sanatın yalan olduğunu söyleyen olmuş mudur, bilemeyeceğim. Ama şiirden başka sanat bilmeyen Divan edebiyatında Fuzûlî, "aldanma ki şair sözü yalandır" diyebilmiş bir şairdir.
Saygılar, selamlar...
Avatar
H.Sedai - 2 ay önce
Öğretmenim Ahmet Haşim in bakış açısıyla hiç bakmamıstim ama sizin anlatiminizla çok hoş olmuş. Merdiven şiiri stajda ilk anlattığım dersti.
Avatar
Zeynullah kaser - 2 ay önce
Yılların nasıl geçtiğini okul hatıraları tarihte kaldığını sanırız yazınızı okuyunca yanıldığımı anladım, nice sağlıklı yıllar temennimle
Avatar
Ali Can Polat - 2 ay önce
Güzel bize Dionysos'tan armağandır. Çekince kafayı, bastırınca kahkahayı en güzel olaylar burada yaşanır. Burası agora değil arenadır. Asık süratli Apollon ne derse
desin siz bize katılın. İsterseniz yıllar sonra bizim öykülerimizi yazan Ovidius'a kulak verin.Biz hiç yalan söylemeyiz, gelecek değil bizi yaşadığımız an ilgilendirir. Bizim yalan bilmediğimiz için doğru nedir, doğrusu anlatamayız. Biz severiz, içeriz, şarkılar söyler, güler oynarız...