Haftalık Bağımsız Gazete 28 Ekim 2020

İmamoğlu: “Her vatandaş Kanal İstanbul’a itiraz etmeli!”

Kanal İstanbul’a neden karşı olduğunu 15 maddede açıklayan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, “Her vatandaş Kanal İstanbul’a itiraz etmeli” dedi

İmamoğlu: “Her vatandaş Kanal İstanbul’a itiraz etmeli!”
GazeteKadıköy

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, Kanal İstanbul’a neden karşı olduğunu düzenlediği basın toplantısıyla açıkladı. Saraçhane’deki İBB binasında kameraların karşısına geçen İmamoğlu, “Kanal İstanbul bir ihanet projesi değil, bir cinayet projesidir. 16 milyonun varlığına, 82 milyonun güvenliğine yönelik bir felaket projesidir. Kimlere ne söz verilmiş olursa olsun. Kimlere ne rant vaat edilmiş olursa olsun, derhal vazgeçilmelidir” dedi.

İmamoğlu Kanal İstanbul projesi ile birlikte ortaya çıkan 15 tehdidi şöyle sıraladı:

1- “SUSUZLUĞA MAHKÛMİYET DEMEK”

Kanal İstanbul projesi yapıldığı takdirde, İstanbul, sonsuza kadar yer altı ve yer üstü su kaynaklarını kaybedecek. Projenin getirdiği en büyük tehlike, Terkos Gölü’ne karışacak tuzlu su ile gölün ebediyen su kaynağı sıfatını yitirecek olması. Kanal İstanbul projesiyle, Terkos Gölü’nün doğusundaki 20 kilometrelik su toplama havzası da devre dışı kalıyor. Şu anda Sazlıdere - İkitelli sistemi ile Terkos, ikisi birlikte İstanbul’un tüm su ihtiyacının yüzde 29’a yakınını karşılıyor. 15 yıl sonra ise 7,5 milyon insanın su ihtiyacını karşılayacak. Kanal İstanbul inşa edilince, mevcut bu sistem tamamen devre dışı kalacak.

Sadece yer üstü su kaynaklarımız değil, yer altı su kaynaklarımız da yok olacak. DSİ’nin belirttiği gibi bölge zeminindeki kayalarda var olan kırık ve çatlaklar, felakete kapı açacak durumda. Buradaki tek tehlike susuzluk değil. Strateji ve güvenlik çerçevesinden de durum felaket. DSİ diyor ki; ‘Yeraltı sularına tuzlu su karışma ihtimali ile savaş ve doğal afetlerde yüzey suları kullanılamayacak durumda olabilir’. Bu durumda stratejik rezerv olan yeraltı sularını kaybetme riski ile karşı karşıyayız. Su kaynaklarımızı besleyen Istıranca Dağları’ndan gelen yer altı suyunun da yolunu kesiyor ve kaybediyoruz. Peki, stratejik su kaynaklarımızı kaybedeceğiz de karşılığında ne kazanacağız?

2- “DEPREM RİSKİNİ TETİKLEMEK DEMEK”

İstanbul var oldukça, var olmaya devam edecek önemli sorunlardan biri de deprem. Bilindiği gibi Küçükçekmece Gölü’nden 3 sığ fay hattı geçiyor. Tarihsel dönem ve 120 yıllık veri incelendiğinde, kanal güzergâhı boyunca yapılacak yapılaşma, insan yaşamı için büyük risk yaratıyor. Çünkü deprem, bu bölgenin değiştirilemez bir gerçeği. Zemin yapısı heyelanlara müsait. Bu bölgede büyük mühendislik projeleri için pek çok geoteknik sorun söz konusu. Proje 1., 2., ve 3. derece deprem bölgelerinde kalıyor. 11 kilometre mesafeden Kuzey Anadolu fay hattı, 30 kilometre mesafeden Çınarcık fay hattı geçiyor.

3- “İSTANBUL’UN DOĞASINI KATLETMEK DEMEK”

Pazartesi günü yayınlanan sözüm ona ÇED raporunu hazırlayanlar ya da hazırlatanlar, bölgedeki yapılaşmadan bahsetmiyorlar. Rapor, sanki bölge imara açılmayacakmış gibi, sanki bölgede yapılaşma olmayacakmış gibi hazırlanmış. İnşa edilecek kanal çevresindeki yapılaşma, kısa zamanda sıcaklık-nem-rüzgâr rejimini değiştirerek, İstanbul’u bir ısı adasına çevirecek. Felaket üstüne felaket gelecek.

4-  “İSTANBUL’UN TARİHİNİ TALAN DEMEK”

Boğaz’ın tarihi dokusunun korunması, proje için gerekçe olarak gösteriliyor. ÇED Başvuru Dosyası’nda, Boğaz trafiğinde iddia edildiği gibi yıllara göre bir artış değil, tam tersine özellikle son 10 yılda yüzde 22,46’lık bir azalış gözlenmektedir. Oysa projeyle birlikte 17 milyon metrekarelik SİT alanı etkilenmektedir. Küçükçekmece Gölü kıyısında yer alan Bathenoa Antik Kenti olsun, İstanbul’daki ilk yerleşmelerden biri olan Yarımburgaz Mağaraları olsun, daha bilmediğimiz toprak altındaki nice antik hazineler olsun, muazzam bir tarihi zenginlik proje tarafından yutulacak.

5- “VERGİ YÜKÜ BİNECEK”

Kanal İstanbul demek, 82 milyonun sırtına en az 110 milyar liralık yeni vergi yükü bindirmek demek. Bırakın inşaat maliyetini, özel şahıslara ait mülklerin kamulaştırma bedelleri bile milletin sırtına yüklenecek. Bakanlığın ilk tahminlerine göre 75 milyar maliyet ve bunun yanı sıra İBB’ye yüklediğiniz 23-35 milyarlık maliyetle bu gereksiz işe kalkıyorsunuz.

6- “İBB’NİN SIRTINA LÜZUMSUZ MALİYET”

Kanal İstanbul inşaatı ile İSKİ’nin üç isale hattı da devre dışı kalacak. Şimdiye kadar yapılmış arıtma sistemlerinin de bazıları yok olacak. İSKİ verilerine göre; bu üç ishale hattının yerine en az 11 milyar lirayla yeni arıtma tesisinin inşa edilmesi gerekecek. Kanal inşaatı, ayrıca üç farklı lokasyonda da tümüyle İGDAŞ hatlarını ortadan kaldıracak. İGDAŞ raporuna göre; bu hatların yerine de yine milyarlarca liralık ek maliyet yükü gelecek. Böylelikle İBB’nin sadece iki kurumuna bile milyarlarca liralık maliyet çıkıyor. Bu rakam, İBB’nin 2020 yıllık bütçesinden neredeyse yüzde 50 fazladır.

7- “GELİR RÜYASI GÖRMEK DEMEK”

 Kanal İstanbul’da gemiler için yoldan tasarruf söz konusu değil. Kanal İstanbul’dan geçmek ile İstanbul Boğazı’ndan geçmek aynı şey. Aynı mesafe. Hatta yukarıdan aşağı gelen 6 knot gücündeki akıntı nedeniyle, Marmara’dan Karadeniz’e gidiş en az 3-4 saat sürecek. Gemiler, İstanbul Boğazı’ndan bedavaya geçmek varken, neden para vererek Kanal İstanbul’dan geçsin?

8- “TRAFİK İKİ KAT ARTACAK”

Kanal çevresinde planlanan konut alanları, kanal nedeniyle kopacak ve sonra köprülerle tadil edilmeye çalışılacak ulaşım hatları, yeni ulaşım talepleri demektir. İstanbul yarımadası, Trakya’dan ayrılacağı için yeni bağlantı köprülerine ihtiyaç duyulacak. İnşaatın başlamasıyla TEM ve E5, sık sık trafiğe kapatılacak. 6-7 yıllık inşaat sürecinden bahsediyorlar. İstanbul trafiğinde yaşanacak problemlerin boyutu belirsiz. Ayrıca Kanal İstanbul projesi ile halen planlanmış olan Mahmutbey-Esenyurt ve Sefaköy – TÜYAP - Beylikdüzü metro hatları da etkileniyor. Bu bölgelere hızla metro getirmemiz gerekirken, milyonlarca insanın ulaşımını kolaylaştıracak iki hatta daha fazla metro hattını inşa etmek varken, neden milyonlara trafikte zulmü reva görüyorsunuz?

9- “50 YILLIK HAFRİYAT OLUŞACAK”

Kanal İstanbul projesini yapmak için ortaya çıkacak hafriyat ise tam bir muamma. Kanal inşaatından çıkacak hafriyatın 2 milyar metreküpe ulaşmasını bekliyoruz. İstanbul’un yıllık hafriyat hazmetme kapasitesi 40 milyon metreküp. 2 milyar nere, 40 milyon nere? İstanbul’da 50 yılda çıkabilecek hafriyat toplamı sadece Kanal İstanbul’dan çıkıyor. Bu hafriyatı denize dökmekten başka çare yok. Çıkan hafriyat; örneğin Güngören-Esenler-Bağcılar ilçelerinin üzerine dökülse, bu ilçeler yaklaşık 30 metre yükselecek. Bu üç semtin bir anda 10 katlı bina kadar yükseldiğini düşünün. Bu kadar büyük bir faciadan bahsediyoruz. Bunun yaratacağı doğal sorun ise muazzam. Bu hafriyat, 10 bini aşkın hafriyat kamyonu ile taşınacak. Yani İstanbul trafiğine günlük, 10 bin hafriyat kamyonu daha katılacak.

10- “İSTANBUL’A 1.2 MİLYONLUK YENİ NÜFUS DEMEK”

Kanal İstanbul inşa edildiğinde, yapılacak olan yeni yerleşim birimlerine 1.2 milyon yeni nüfus gelecek. 6 tane Beşiktaş ilçesi nüfusu büyüklüğünde yeni bir nüfus, İstanbul nüfusuna eklenecek. Sadece proje yüzünden İstanbul trafiği içinde 3.4 milyon yeni yolculuk oluşacak. Bu da İstanbul trafiğinin en az yüzde 10 artması demek.

11 -“8 MİLYONU BİR ADAYA HAPSETMEK DEMEK”

Konuşulduğu kadarıyla proje, İstanbul’un hem karadaki hem de denizdeki ekolojik denge sistemini değiştirebilecek riskler içermekle kalmıyor, İstanbul Boğazı ile yeni açılacak kanal arasına oluşacak olan adaya, 8 milyonluk bir nüfusun hapsedilmesi gibi bir durum da ortaya çıkıyor. Bu akıldışı projeyle, akıl tutulmasıyla dayatılan bu projeyle, ülkenin deprem riski en yüksek bölgesine 8 milyon insanı hapsetmiş oluyorsunuz. Deprem anında bu nüfusun güvenliğini nasıl sağlayacaksınız?

12- “MONTRÖ RÜYASI GÖRMEK DEMEK”

Kanal İstanbul’un yaratacağı denizsel ve karasal etkiler, bizi Montrö dışında 7 tane daha uluslararası sözleşmeyle de bağlıyor. Montrö sözleşmesi, gemi geçişi ile ilgiliyken, diğer 7 uluslararası sözleşme de doğal alanları koruma, çevre, iklim, Karadeniz ve Akdeniz’in korunması ile ilgili. Montrö hariç diğer sözleşmeleri de ihlal ediyoruz.

Montrö Anlaşması’na göre, Karadeniz’e kıyısı olmayan ülkelerin gemileri, Karadeniz’de en fazla 21 gün kalabilir. Ayrıca uçak gemisi, denizaltı ve farklı büyüklüklerde gemilerin de geçişi, sözleşmeyle yasaklanmıştır. Koruyucudur. Yani savaş çıkarmak için ihtiyaç duyulan bir askeri filo, Montrö sayesinde, Karadeniz’e giremez. Kanal İstanbul açıldığı takdirde, bu koruma kalkanı ortadan kalkacak. Ayrıca Montrö Sözleşmesi’nin 2. maddesi ve diğer uluslararası kurallara göre; gemiler, Kanal İstanbul’dan geçişe zorlanamaz. Montrö fesih edilse dahi, Türkiye, boğazlarından ticari gemi geçişini yasaklayamazsınız. Yani, kanalla Türkiye para kazanacak savı, uluslararası hukuk karşısında geçersiz.

13- “BALIKLAR VE BALIKÇILIK YOK OLACAK”

Karadeniz - Marmara su geçişinde, Marmara Denizi’ndeki ilk 25 metrelik su, az tuzlu Karadeniz suyu. Yani bol oksijenli, balıkların çok sevdiği su. Boğaz lüferinin yakalandığı Galata Köprüsü’nden, kuyulardan istavrit tutulan su bu. Geri kalan 1400 metrelik çukurda, bol tuzlu Akdeniz suyu var. Bu derin kısımda oksijen çok daha az olduğu için verimli değildir. Kanalın inşa edilmesiyle binlerce yıldır var olan doğal denge bozulacak. Hem Marmara’da hem de Karadeniz’de balık da yok olacak balıkçılık da bitecek.

14- “MANEVİYATI YOK ETMEK DEMEK”

Mezarlıklar Müdürlüğümüzün verdiği rapora göre; kanal projesiyle Arnavutköy’deki Baklalı, Roman ve Yeniköy Mezarlıkları çok net proje alanında kalıyor. Yani burada yakınları yatan insanlar, bu mezarları başka bir yere nakletmek zorunda kalacaklar.

15- “BU MİLLETİ SEVMEMEK DEMEK”

Kamu adına karar verenlerin önceliği milletin canını malını, geleceğini korumaktır. Öyle olmalıdır. Kamu adına iş yapanlar, siyasetçiler, bürokratlar çevreyi, tabiatı, denizleri, sahilleri, tarihi, kültür ve tabiat varlıklarını korumak zorundadırBunca genç işsizlikten inlerken, bunca insan yoksulken, sürdürülebilir üretim, sürdürülebilir istihdam ve sürdürülebilir refah için bunca fabrika kurma ihtiyacı varken, 16 milyonluk bu şehrin geleceği olan çocuklar yeterince beslenemezken, bizim önceliğimiz Kanal İstanbul olamaz.

HARCANACAK PARAYLA NELER YAPILABİLİR?

Kanal için sadece merkezi hükümetin harcayacağı paranın Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın kentsel dönüşüme ayırdığı paranın tam 7 katı olduğunu belirten İmamoğlu, bu bütçeyle neler yapılabileceğini şöyle özetledi:

  • En az 9 Marmaray inşa edilebilir.
  • İstanbul’daki bütün ilkokullar, orta okullar ve liseler sıfırdan yeniden inşa edilebilir. 
  • İstanbul’daki deprem sorunu olan ne kadar riskli yapı varsa, tümden yeniden yapılabilir.
  • 150 yataklı tam 1650 tane hastane veya yüz binlerce gencimizin istihdam edileceği yüzlerce fabrika inşa edilebilir.

İTİRAZ HAKKINIZI KULLANIN”

Tüm İstanbulluları ve tüm İstanbul Gönüllülerini bu konuda inisiyatif almaya, açıklanan ÇED raporlarını okumaya, iyi anlamaya, etraflarıyla paylaşmaya davet eden İmamoğlu şöyle devam etti: “Bu rapora ve raporun içindeki pek çok sorunlu detaya karşı çıkmaya, yasal yollardan haklarını savunmaya herkesi davet ediyorum. Bu rapora, hukuki haklarını kullanarak karşı çıkmaya davet ediyorum. Yasal yollardan hakkımızı, en sakin, en vakur, en haklı biçimde sonuna kadar aramaya herkesi davet ediyorum. Bu şehirde hiçbir güç, bu şehrin ortak aklının önüne geçemez.”


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Belgin Er - 11 ay önce
Prof. Cemal Saydam Change org. dijital ortamda imzaladık geçerli mi?
Avatar
MINE YENER - 11 ay önce
KANAL ISTANBUL' A HAYIR.