Haftalık Bağımsız Gazete 24 Temmuz 2021

“Barınma sorunu derinleşti”

İstanbul’daki kentsel dönüşüm uygulamalarının yarattığı sorunları konuştuğumuz Prof.Dr. Asuman Türkün, “Sorunu salt fiziksel müdahale ile çözeceği iddiası taşıyan kentsel dönüşüm projeleri barınma sorununu derinleştirdi” diyor

“Barınma sorunu derinleşti”
Erhan DEMİRTAŞ

İstanbul’daki deprem gerçeği, son günlerde kentteki konut sorununu ve uzun yıllardır uygulanan kentsel dönüşüm projelerini tartışmaya açtı. Dönüşüm uygulamaları ile şehir  merkezinin dışında yaşamaya mahkum edilen insanlar şimdi de deprem açısından riskli konutlarda yaşıyor. Peki, daha demokratik ve gerçekçi bir konut politikası için neler yapılabilir? Kentsel dönüşüm, kent ve konut hakkı üzerine araştırmalar yapan Prof. Dr. Asuman Türkün ile bu soru etrafında söyleştik.

 Türkiye'deki kentsel dönüşüm sanırım insanı değil mülkü önceleyelerek yapılıyor. Katılır mısınız buna? 

Genellikle ekonomik temelli olarak oluşturulan yeni kent ve dönüşüm politikaları sosyal politikaları zayıflatıyor. Son dönemlerde kentlerimizde uygulamaya konulan dönüşüm projelerinde değişim değerinin önem kazandığını ve kullanım değerinin göz ardı edildiğini söyleyebiliriz. Mekânsal politikalar, kent toprağının “en iyi kullanımı” ve “en fazla rant getirisi” üzerinden kurgulanıyor. Mekânda ortaya çıkan dönüşümler, toprakta oluşturulan rantın yeniden bölüşümüne zemin hazırlarken, bir yandan da kentteki ayrışmaları derinleştiriyor. Farklı ülke örnekleri de incelendiğinde, kentsel dönüşüm uygulamalarının, kent toprağında ciddi bir rant artışına yol açtığı ve inşaat sektöründe yeni yatırımları başlattığı rahatlıkla söylenebilir. Ancak bir yandan da bu rant artışlarından genellikle toplumun orta ve üst gelir grupları yararlanmakta, toplumun dar gelirli kesimleri, bu yatırımların yoğunlaştığı mekanlardan farklı mekanizmalarla tahliye edilmekte ve dışlanmaktadırlar.

“EVSİZLİK ARTIYOR”

Bir eşitsizlik yarattığını söyleyebilir miyiz?

Kentsel dönüşüm projelerinin eşitsizliği ve ayrışmayı arttıran toplumsal sonuçları tüm dünyada bu politikaları uygulayan ülkelerde ortak eğilim olarak ortaya çıkıyor. Kentlerde evsizliğin arttığı, ekonomik gelişme dönemlerinde bile sorunun hafiflemediği ve kalıcı hale geldiği ifade ediliyor, artık sadece acil sorunlara çözüm bulunmaya çalışılıyor. Ayrıca, kentin soylulaşmış/yenilenmiş kısımları ile terkedilmiş/çöküntü haline gelmiş alanlarının giderek genişlediği ve her iki alanda da nüfusların arttığı görülmektedir; diğer bir deyişle, artık kentler çok daha net bir biçimde ayrışmakta ve kendi içine kapanmış adalar halinde gelişmektedir. Bu genişlemenin yeni alanlar açarak değil, dar gelirli çalışan kesimleri ve sosyal konutların kullanıcılarını yerinden ederek gerçekleşmesi ya da bazı alanların orta sınıflar tarafından terkedilerek kentin en yoksul ve işsiz kesimlerine bırakılması önemli saptamalardır. Yani kentler artık farklı toplumsal sınıfların karşılaşmalarını azaltmaya yönelik olarak yeniden yapılandırılıyor.

-Size göre Türkiye'de ve İstanbul'da yürütülen kentsel dönüşüm projeleri tam olarak neye karşılık geliyor. Araştırmalarınız sizi nereye götürdü?

Kentlerde çok farklı dönüşümler oluyor. Sadece konut alanlarında değil, kentin tarihi bölgelerinde, kıyılarda, eski sanayi bölgelerinde de dönüşümler oluyor; ancak genellikle orta ve üst gelir gruplarının kullanımına uygun şekilde geliştiğini görüyoruz. Yani “kent hakkı” bağlamında düşündüğümüzde, ortaya çıkan dönüşümlerin kentlilerin büyük bölümünün yaşamını zorlaştırdığını veya pek çoğu için artık erişilemez hale geldiğini söyleyebiliriz. Konut alanlarındaki dönüşümlere bakıldığında ise esas olarak dar gelirli kesimlerin yaşam alanlarını hedeflediğini gördük. Yaklaşık son on yıllık süreçte uygulaması tamamlanmış örnekler dar gelirli kesimler için yerinden edilme tedirginliği, yoksullaşma ve giderek mülksüzleşme getirdi. Sorunu salt fiziksel müdahale ile çözeceği iddiası taşıyan kentsel dönüşüm projeleri barınma sorununu derinleştirdi. Mevcut projelerde dönüştürülmesi planlanan alanların hangi ekonomik ve toplumsal dinamikler bağlamında geliştiği ve bu alanlarda yaşayanların içinde bulunduğu koşullar gerçekçi bir biçimde analiz edilmeden birtakım “dönüşüm modelleri” geliştirildi ve bunların mevcut sorunları gerçekten çözüp çözemeyeceği tartışma dışı kaldı.

Bu projelerin en önemli eksikliği neydi?

Buradaki en önemli eksiklik kentsel dönüşüm uygulaması yapılması planlanan alanlarda yaşayanlarla ilgili yeterli bilgi olmaması ya da olsa bile göz ardı edilmesiydi. Bu süreçte kentsel alanlar sadece fiziksel ve lokasyon özellikleri açısından ele alındı. Toplumsal içeriğinden ve gelişim dinamiklerinden tümüyle soyutlandı. Dolayısıyla bu projelerde, söz konusu dönüşüm alanı piyasa değeri ve rant potansiyeline, dönüşüme uğrayacak bölgelerde yaşayanlar ise ödeme güçlerine göre sınıflanmış kategorilere indirgenerek tartışıldı ve yıllar içinde geliştirilmiş olan toplumsal ilişkiler, mekânsal ihtiyaçlar ve bunların yaşamsal önemi göz ardı edildi.

“EVİ OLANLAR KİRACI OLDU”

 Kentsel dönüşüm “mülksüzleştirilen” kesimi nasıl etkiledi?

Kentsel dönüşüm neredeyse bütün uygulamalarda bankaya borçlanmayı dayatıyor. Ekonomik ve toplumsal gerçeklikler göz önüne alınmadan yapılan uygulamaların başarı şansının olmadığı, Sulukule, Bezirganbahçe gibi çokça tartışılan TOKİ projelerinde ortaya çıkmış durumda. Hem aylık sabit ödemeler hem de artan harcamalar nedeniyle yaşanan ödeme güçlüğü, bu konutlara yerleşenlerin konutlarını kaybetmesine, mülksüzleşerek çok daha zor koşullarda kentin farklı bölgelerine kiracı olarak geri dönmesine yol açtı. Bunun yanı sıra bu dönüşüm uygulamalarında tek tip bir model olarak geliştirilen ve çoğunlukla TOKİ tarafından gerçekleştirilen toplu konut uygulamaları, hem inşaat kalitesi ve mimari özellikleri hem de sunduğu yaşam kalitesi açısından ciddi olarak ele alınması ve çözüm bulunması gereken bir konudur. Kentsel dönüşüme ilişkin “iyimser” beklentilerin, bugün sonuçları ortaya çıkmaya başlayan dönüşüm uygulamalarının hangilerinde gerçekleştiği, hangilerinde ise mevcut durumdan daha olumsuz sonuçlara ve mağduriyetlere yol açtığı en önemli sorunlardan biri olarak önümüzde durmaktadır.

 İyi örnek diyebileceğimiz bir uygulama yok mu?

Kentsel dönüşüm kentlerde ortaya çıkan sorunları çözme iddiası ile başlatıldı. Bu iddia, hem kentlerin planlı ve düzenli bir biçimde gelişmesini ve kentsel yaşam kalitesinin arttırılmasını hem de özellikle dar gelirlilerin barınma sorununu çözmeyi kapsıyor. Bu bağlamda bakıldığında yapılan kentsel dönüşümlerin bu hedeflerden hangilerini gerçekleştirebildiğini düşünmek lazım. Türkiye’de “deprem, yasadışı yerleşim, düşük nitelikli konut ve çevre, bozulan tarihsel konut dokusu ve doğal alanlar için tehdit” kentsel dönüşümün en önemli gerekçelerini oluşturuyor. Ancak literatürde kentsel dönüşüm “kentsel sorunların çözümünü sağlayan ve değişime uğrayan bir bölgenin ekonomik, fiziksel, sosyal ve çevresel koşullarına kalıcı bir çözüm sağlamaya çalışan kapsamlı bir vizyon ve eylem” olarak tanımlanır.

Bu tanım ve ilkeler bağlamında bakıldığında başarılı olarak değerlendirebileceğimiz örnek çok az. Kentsel dönüşüme ilişkin literatürde ve kentsel dönüşüm projelerinin gerekçelerinde sıklıkla dile getirilmesine rağmen, genelde kentsel sorunların fiziksel boyutlarına yönelik uygulamalar yapıldığı, sosyal, ekonomik ve çevresel koşullar için sürdürülebilir çözümler üretilmesinde ve özellikle dar gelirli grupların yaşam kalitesinin artırılmasında ciddi bir başarısızlık olduğu gözleniyor. Bugün rant potansiyeli yüksek yerlerde dönüşüm yaşandı ama deprem nedeniyle gerçekten müdahale edilmesi gereken alanlarda çok az şey yapılabildi. Çünkü dönüşüm maliyetli bir süreç ve dar gelirlilerin yaşadığı bölgelerde bu dönüşümü sağlayabilmek için devlet katkısı ve desteği mutlaka gerekiyor. Bu olmadığı sürece gerçekten başarılı bir süreç yürütmek çok zor.

FİKİRTEPE’DE HERKES ZARAR GÖRDÜ”

 Kentsel dönüşümün yarattığı sorunları en yakıcı biçimde hisseden bölgelerden biri de Fikirtepe oldu. Sizin gözleminiz nedir Fikirtepe'ye dair?

Doktora öğrencim Başak Bülbül bu konuda yüksek lisans yaptı ve burada ortaya çıkan sorunları inceledi. İmar hakları çok ciddi biçimde artırıldı müteahhitler için cazip kılabilmek için ama süreç başarısızlıkla sonuçlandı. Bu konuda çok yazıldı, çizildi. Fikirtepe herkesin zarar gördüğü bir süreç oldu ve şimdi çözmeye çalışıyorlar. Kentliler olarak bize buradan miras kalan yoğunluğu aşırı derecede yükseltilmiş ve altyapıları zorlayan konut alanı ortaya çıktı ve buranın sakinlerini mağdur eden bir süreç yaşandı.

 İstanbullular olarak deprem gerçeği ile yaşıyoruz. Sizin çalışmanız bu açıdan daha da anlam kazanıyor. Deprem riskini azaltmaya yönelik önlemler ve kentsel dönüşümü yan yana düşünürsek neler söylersiniz? İkisinin olumlu anlamda paralel ilerlediğini söylemek mümkün mü?

Kimse depremde yıkılabilecek konutlarda oturmak istemiyor ama bu işin bütçelerini aşacak bir maliyetle yapılacak olması caydırıcı oluyor. Bu nedenle devlet desteğinin şart olduğunu söyledim. Ayrıca kiracılar var. Ucuz kiralık konutlar yine depreme dayanıksız bölgelerde bulunabiliyor, insanlar bu nedenle de bu bölgelerde yaşamaya devam ediyor. Dolayısıyla bu sorunu bütünlüklü bir konut politikası çerçevesinde değerlendirmek lazım.

Ayrıca deprem konusu tüm kenti ilgilendiren bir sorun. Hem deprem öncesinde hem sonrasında yapılacaklar var. Bugün deprem konusunda da kullanım değerinin ne kadar önemli olduğu ortaya çıktı. Bugün kentlerde kamusal alanların, açık yeşil alanların, deprem toplanma alanlarının, yoğunlukların, konut tipolojilerinin ne kadar önemli olduğunu tartışıyoruz. İstanbul’da deprem olduğunda nereye sığınacağımız konusunda, yardımların nasıl ulaştırılacağı konusunda ciddi kaygılar var. Yani bu dönüşüm meselesinin tamamen deprem odağında tartışılması lazım, geri kalanlar bekleyebilir. Örneğin bugün Fikirtepe deprem açısından uygun bir dönüşüm mü geçirdi incelemek lazım. Bugün pandemi nedeniyle de benzer sorunları konuşuyoruz. Aslında bu konuda da kentin bugüne kadar geçirdiği dönüşümlerin ne kadar hatalı olduğu ortaya çıkıyor.

 Sizin önerileriniz neler? Hangi uygulamalarla kentsel dönüşüm daha iyi hale getirilebilirdi? 

Bu tür uygulamalarda kullanılan yöntem hemen her yerde aynıdır; tasfiye edilmek istenen mahalledeki bina veya konutlara “enkaz bedeli” üzerinden bir fiyat biçilmekte, yeni yapılanlar ise bakanlık fiyatlarıyla değerlendirilmektedir. Aradaki farkın 15-20 yıllık bir ödeme planıyla “hak sahipleri” tarafından ödenmesi bekleniyor. Burada kişilere üç seçenek sunulmaktadır: ya binalarını belirlenen fiyatlara satıp gidecekler, ya kendi mahallelerinde yapılacak olan daha lüks konutların yüksek bedelini borçlanma yoluyla ödeyecekler, ya da kendi mahallelerinden farklı bir yerde yapılan ve daha uygun fiyatlı TOKİ konutlarına yine borçlanarak geçecekler. Kullanılan bu farklı ve çifte standartlara sahip yöntemler vatandaşlar arasında ayrımcılığa yol açıyor. Bazı dönüşüm biçimleri mülk sahiplerinin artan rantlardan pay almasına yol açarken diğerlerinde tepeden verilen dönüşüm kararları yoluyla buralarda yaşayanlar önlerine konan seçeneklere razı olmaya zorlanıyor.

Bu dönüşümlerde, 1999’dan sonra toplanan vergiler kullanılabilseydi bu dönüşüm maliyetleri düşürülebilecekti; insanlar bu dönüşüme daha fazla destek verebileceklerdi. Ayrıca bu süreçte bu alanlarda yaşayanların katılımının sağlanması ve kişilerin taleplerinin göz önüne alınması da çok önemli. Çünkü insanlar dönüşüm sonrası ortaya çıkan konut alanlarından memnuniyetsizliklerini ifade diyorlar. Bu da zor değil, bir takım düzenlemelerle ve tasarımlarla bu sorunlar çözülebilir, yeter ki hem finansal konular, hem de yaşam standartları ile ilişkili konular bir arada ele alınabilsin.

 Asuman Türkün’ün derlediği ve Prof. Dr. Besime Şen, Doç. Dr. Binnur Öktem Ünsal, Prof. Dr. Şükrü Aslan, Esra Kaya, Hade Türkmen, Aslı Sarıoğlu ve Gizem Erol’un da çalışmalarının yer aldığı “Mülk, Mahal, İnsan: İstanbul’da Kentsel Dönüşüm” adlı kitap  PDF olarak erişime açıldı.


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.