Haftalık Bağımsız Gazete 22 Ağustos 2019

Güle güle Şevket Uğurluer!


Melis DANİŞMEND

Melis DANİŞMEND

Okunma 09 Mayıs 2019, 14:56

Babam gazetedeki vefat ilanlarını her gün tek tek okuyor. İnsanların ölüm haberlerini Facebook’tan duyurduğu, o duyuruların ‘like’landığı, baş sağlığı mesajlarının yorumlar kısmından iletildiği bir çağda babamın her gün haber, ekonomi sayfalarına ayırdığı süre kadar vefat ilanlarına vakit ayırması, kimi zaman hüzünle “A canım benim” diyerek bir tanıdığa rastlaması bana hep çok naif, hisli ve eski Türkiye geliyor. 

Tanınan bir ismin vefatını annem ya da babam gazete sayfalarından, televizyondan öğrenene kadar ben çoktan sosyal medyadan duymuş olduğum için genellikle haber veren ben-haberi alan onlar gibi bir iletişimimiz var. 23 Nisan günü bu akışın tersi oldu. Şevket Uğurluer’in hayata veda ettiğini babamdan öğrendim. Ve ailemden bir büyüğü kaybetmişim gibi kötü hissettim.

Şevket Uğurluer’le tanışmam ilkokul yıllarıma rastlıyor. Eski TRT günlerine. Evde hafta içi ya da sonu televizyonun açık olduğu saatlerde kaçırılmadan izlenen bazı programlar vardı. TRT2’de Seynan Levent’in hazırladığı unutulmaz kültür-sanat deryası Akşama Doğru, pazar günleri Hikmet Şimşek’li klasik müzik saati, çizgi film Yakari ya da Patrick Swayze’li Kuzey ve Güney… İşte Şevket Uğurluer’le Anılarla Müzik de müdavimi olduğumuz, vazgeçilmez programlar arasındaydı bizim için. Piyanosunun başında en çok “Not not not responsible” derken hatırladığım, konuklarıyla birlikte şarkılar söyleyip sohbet eden, her halinden kalite akan, yumuşak üslubuna rağmen prensiplerinden hiç vazgeçmeyen biri gibi görünen ve ince uzun fiziğiyle eski milli basketbolcu amcama benzettiğim, çok saygı duyduğum biriydi Şevket Uğurluer. Onu ve programını çok seviyordum. Yıllar içinde okul, iş güç hasebiyle eskisi kadar sık izleyemesem de her karşılaşmamda tatlı bir aile büyüğünü yeniden görmüş gibi seviniyor, huzurla yaşadığım bir evin en sevdiğim odasında cama yakın bir koltukta oturup pencerenin önündeki köklü ağaçları seyredip çayımı içiyormuşum gibi bir dinginliğe kavuşuyordum.

Uğurluer hem müzisyen hem yüksek mimardı. 1938 doğumluydu. Mandolin, bağlama, akordeon, gitar ve piyanoyla başlayan müzik hayatında çeşitli orkestralarla çalışmış, sonra kendi kurduğu orkestrasıyla yoluna devam etmişti. Rock ‘n’ roll’dan caza geniş bir repertuarı vardı. Hit the Road Jack’ten Green Fields’e sayısız şarkı yorumlamış, TRT’de 18 yıl süren (daha sonra bir süre TV8’de de devam etti) Anılarla Müzik programında Erkin Koray’dan Ferdi Özbeğen’e yüzlerce konuk ağırlamıştı. 

Yıllar önce bir röportajda, “Düğününüzde kimin çalmasını isterdiniz?” diye sorulmuştu bana da tereddütsüz, “Şevket Uğurluer!” demiştim. Kafamda düğün, mekan, atmosfer, gelinlik ve hatta damat namına hiçbir canlandırma, hayal yoktu ama Şevket Uğurluer’in pamuk saçlarıyla piyanonun başında en güzel klasikleri çaldığı ve insanların mutlulukla dans ettiği sahneler vardı. Bir yıldır redbull.com için hazırladığım “Şimdi Neredeler” serisi için kendisiyle röportaj yapmak istiyordum ve hatta utanmazsam belki bu hayalimi ona itiraf etmek… Uzun süredir ekranlarda yoktu, en son 25. İstanbul Caz Festivali’nde Yaşam Boyu Başarı Ödülü aldığını görmüştüm, nasıl ulaşabilirim diye düşünüyordum. Mümkün olamadı… 

Günümüzde müziğin niteliğinden çok niceliğinin önemsendiği, takdirin ve başarı ölçütünün ‘tık’ gibi, ‘takipçi’ gibi somut görünümlü hava cıva şeylerle belirlendiği, bir müziğin ve onu dünyaya getirenin ‘bugün al/yarın bırak’ mantığıyla hayatlara sokulduğu bir dönemde yıllarca çizgisini hiç (ama gerçekten hiç) bozmadan devam ettiren, bunu yaparken de gururlu duruşunu hiç sarsmayan, ’50 ve ’60’ların müziğini sadece tuşlara dokunan parmaklarında ya da ses tellerinde değil kalbinin en değerli noktasında taşıyan, ayakta saatlerce alkışlanacak bir müzisyendi Şevket Uğurluer. Bu ülkenin baş döndürücü, insana kimi zaman ‘araba tutması’ gibi gelen gündeminde gazetelerin kültür-sanat sayfalarında küçük-orta ölçekli bir haber değil, manşetlerden duyurulacak bir vedası olmalıydı.

Ama biraz önce dediğim gibi, nicelik her şey demek değil. Haberlerin kaç sütun/cm olduğunun bir önemi yok. Neredeyse “Şevket Amca” diye seslenebileceğim bir yakınlık duygusuyla hatırladığım bu pamuk sesli, çok kıymetli müzisyenin yeri hem benim hem de birkaç jenerasyonun kalbinde uçsuz bucaksız, sonsuz… Ve hep öyle olmaya devam edecek.

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.