Haftalık Bağımsız Gazete 14 Ağustos 2020

Gramofon Baba


Murat BEŞER

Murat BEŞER

Okunma 09 Temmuz 2020, 12:58

Kapalıçarşı’ya Fesçiler kapısından girdiğinizde sizi karşılayan daracık Lütfullah Sokak’ın kakafonisi içinde, kulak kesilirseniz derinden kırık dökük ve cızırtılı melodiler duyarsınız. Takip etmeniz halinde bu eski zaman sesleri sizi geçmişse davet eder. Giderek artan seslerin ucunda, küçücük bir kapı açılır ve neredeyse üç dört metrekare tarih kokan bir dükkân alıverir sizi içine.

Metrekaresi küçük, ama dünyası büyük bir dükkân. Girince sağda ahşap bir tezgâh; önünde de bacak bacak üzerine atarak oturmuş ufak tefek bir amca. Sol dirseği masaya dayalı, sigarası parmaklarında, ince belli bardakta çayı önünde. Tütünden sararmış bıyıkları, ak düşmüş saçı ve sakalıyla sanki yıllar önce çekilmiş siyah beyaz bir fotoğrafın içinden bize bakıyor, dünyayı gözlüklerinin arkasından sevgiyle inceliyor. Zarif olduğu kadar mesafeli de bir eski İstanbul beyefendisi. Başının üzerindeki raflarda gramofon kutuları ve taş plaklar, duvarlarda Müzeyyen Senar, Zeki Müren, Münir Nurettin Selçuk, Hamiyet Yüceses fotoğrafları, gazetelerden kesilmiş haberler. Sol duvarda yaslanmış ufacık bir ziyaretçi bankı. Bir de ziyaretçileri için minik bir uyarı levhası: “Ziyaret süresi 5 dakika”.

Bu büyülü bir atmosferin üç bileşeni: mekân, sahibi ve içindeki sesler; üçü de efsunlu. Burası Mehmet Öztekin’in nam-ı diğer Gramofon Baba’nın büyülü dünyası…

***

Babası da gramofon ustasıymış. Henüz 9-10 yaşlarındayken okul çıkışlarında babasının dükkanına gider, çıraklık edermiş. Gramofonlara dokunmasına izin verilmezmiş ama o her fırsatta onları kurcalamaktan geri kalmazmış. Öyle zamanlar ki, gramofon çok kıymetli; belli semtte oturan kalburüstü ailelerin evlerinde bulunuyor ancak. Ayrıca üzerlerine mavi boncuk asılıyor ve sadece evin büyüğü kullanıyor. 

Hiç aklında yokken baba mesleğini devralmıştı Gramofon Baba. Gerçi gramofonun modası geçmişti ama o yine de direnmiş, ancak 1980’den sonra para kazanmaya başlamıştı. Tamiriyle yetinmemiş, üretmeye de başlamıştı. Yıllar boyunca binlerce gramofon üretmiş, bozulan binlercesine de yeniden hayat vermişti. Bakımını yaptıkları arasında 1928’de Atatürk’e hediye edilmek üzere İngiltere’den getirilen bir gramofon da bulunuyordu.

Bu plaklar ve gramofonlar teker teker yok oluyorlardı. Bir kültür yok oluyordu resmen. Bu yüzden de her türlü sıkıntıya rağmen kültürümüzün gelecek nesillere aktarılması için elinden geleni yapmıştı Gramofon Baba. 2001 yılında, 43 parçayla ülkemizdeki ilk kişisel gramofon sergisini açmıştı. En büyük isteği bir gramofon ve taş plak müzesinin yapılmasıydı. 

***

Gramofonlara, plaklara çocuğu muamelesi yapıyordu. Onlarla konuşuyor, dertleşiyordu. “Hem estetiğine hem de sakladığı değerlere meftunum, cızırtısında bile bir ahenk var” diyordu.

Gün günden bu nesnelerle arasındaki bağ güçleniyordu. Onlara yaşadığı hayatın korumakla mükellef olduğu değerlerinin anlamlarını yüklüyordu. Unutulmaya yüz tutmuş bir hatıra kutusuydu gramofon. Zamanda yolculuk yapmanıza olanak veren bir makineydi. Plaklar tarihin önemli belgeleriydi.  

Onun gramofon ve plaklarla olan ilişkisinin ne denli duygusal bir boyutta olduğunu en iyi şu hikâye anlatır. Bir gün hali vakti yerinde bir bey geliyor, yüklü miktarda plak satın almak maksadıyla. Gramofon Baba’nın ciğeri yanıyor onları satarken, çok seviyor, kopamıyor, bir türlü ayrılmıyor onlardan ama öte yandan da para kazanması icap ediyor. Beyefendi plakları alıp tam dükkândan çıkmak üzereyken soruyor: 

- “Pardon, siz bunları nerede çalacaksınız, hangi gramofonda?”

Birisinin kendisine hediye etiği yeni kuşak uyduruk Çin malı cihazda çalacağı yanıtını alınca dayanamıyor. Oturduğu yerden fırladığı gibi müşterisinin elinden plakları kapıyor: 

- “Kusura bakmayın, sizden o plakları geri almak zorundayım. Servet de ödeseniz o plakları size veremem” dedikten sonra adamın tomar halindeki parasını eline tutuşturuveriyor. 

***

Bu yazıyı Gramofon Baba’yı mutlaka ziyaret edin tavsiyesiyle bitirmeyi çok arzu ederdim. 

Şayet bir gün yolunuz düşerse, o çılgın kalabalığın ve gürültüsünden sıyrılın, kendinizi Gramofon Baba’nın fantastik dünyasına emanet edin; size ikram edeceği bir çayı, soğuk suyu, beş dakikayla sınırlı da olsa anlatacağı bir anısı mutlaka vardır demeyi ne çok isterdim. Maalesef… Gramofon Baba 26 Haziran tarihinde Akciğer kanseri nedeniyle tedavi gördüğü hastanede 75 yaşında hayatını kaybetti. 

Gramofon Baba bir zamanlar evlerin başköşesinde olan ama daha sonraları çürümeye terk edilmiş ya da evlerden kovulmuş gramofonların son velisiydi. Köşesine çekilmiş biri gibi görünse de, aslında yapmaya çalıştığı şey kirlenen dünyanın ilişkilerine ve teknolojiye meydan okumaktı. Vefatı bir kültürün, geleneğin ve mesleğin sonuna işaret ediyor. Onunla birlikte koca bir çınar daha yok oldu. 

 

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.