Haftalık Bağımsız Gazete 25 Ağustos 2019

Gördüklerimiz Göremediklerimiz (96)


Mario LEVİ

Mario LEVİ

Okunma 08 Ağustos 2019, 16:15

Kendisine şöyle bir bakmakla yetinenler, suskunluğunun hayata küskünlüğünden kaynaklandığını düşünebilirlerdi. Görünenlerin ardında kalanlara kim, ne kadar ihtiyaç duyuyordu ki zaten artık? Hızın gereklerine, değerleri her an yıkılabilecek bir başarı sarhoşluğu adına tutunmak, günümüzün bir başka hastalığı değil miydi? Sorular benim sorularımdı. Çünkü o başka bir yerde duruyordu. Adına yakışır bir şekilde, kendi sabit yerinde. Kımıldamadan... En doğru bildiği köşesinde veya başka bir yere gidemediği için... Sabit Bey yaşlıydı. Hatta o hızın kahramanlarına bakarsanız, fazla yaşlı.

Her gün açmaktan, açtıktan sonra süpürmekten, süpürdükten sonra da sade kahvesini içip artık çok eskilerde kalmış görünen moda dergilerine uzun uzun bakmak için oturduğu küçük terzi dükkanı ne kadardır sessizdi. Geçmişin izlerini birçok ayrıntısında gizleyen, gerçekten küçük bir dükkandı bu. Dikiş makinesi belki de çok eskilerden geldiği ve birçok hikâyenin tanıklığını yaptığı için güzeldi. Hâlâ her an çalışmaya hazır olmasıysa daha güzeldi. Parlaklığı, iğneleri, iplikleri, hepsi yerindeydi. Birçok badire atlattıktan sonra bugünlere gelebilmişti ayrıca. Memleketi derinden sarsmış ve yaralamış birçok çalkantıdan da geçerek... Birçok ses duyarak... Duyduklarını taşıyarak... Taşıdıklarını yaşatmaya çalışarak... Gidenlerin doğurduğu matem şehrin gizli tarihini de inşa ediyordu çünkü...

Dükkana kimlik kazandıran sadece bu dikiş makinesi değildi ama. Raflara, her biri belirli bir düzene göre yerleştirilmiş gibi görünen iplikler de bu sahne dekorunun içinde yer alıyordu, dikilen kumaşlara bazı işaretler koymak için kullanılan iki parça ince beyaz sabun da, sadece ölçülerin alınmasında değil, aynı zamanda hiç vazgeçilemeyen bazı şakaların da yapılmasında kullanılmış iki mezura da, çalışırken koluna geçirdiği iğnelik de, bazen iki dudaklarının arasında tutabildiği sayısız iğne de, gerektiğinde kumaşın kalitesini daha iyi anlamaya yarayacak o küçük büyüteç de, o ağır, yeni gelişmelerin çok uzağında kalmış ütü de... Sabit Bey bir erkek terzisiydi. Kumaşın kalitesini anlayabilmede dokunmak ve hisler varken, bir büyütece ihtiyaç duymazdı aslında. O küçük alet gösterinin bir parçasıydı sadece. Yeni müşteriler için tabii. Daha ciddi görünmek için... Onun için asıl ciddiyet bu değildi ama, bilirdi. Yakınları da bilirdi. Asıl ciddiyet işini iyi yapmaktaydı. Hayatla alakalı birçok meseleyi de ciddiye almamakta... Yakınlar dedikleri başkaydı. Onlar dükkana bazen sadece çay içmeye ve uzun sohbetler yapmaya gelenlerdi. Şikayeti etmezdi. O sohbet ederken de işini yapmayı bilirdi çünkü. Kaldı ki bu ziyaretler gizli bir keyif duymasını da sağlardı. Bazıları ona sadece renkli hatıralarını, elbette nükteli bir dille paylaşmasını getirecek bir hikâye anlatıcısı olmanın da ötesinde, bir çeşit rehberlik yapma imkânını da tanırdı neticede. Onun en sarsılmaz ya da kolay sarsılamayacakmış gibi görünen iktidar alanı, hatta krallığıydı bu. Rehberlik... Yüklü çağrışımları vardı elbette bu sözün. Çağrışımların hepsini ona yakıştırabilirdiniz. Hayal dünyanızın sizi götürebileceği her yere... Ama onun, etrafındakileri fazlasıyla ilgilendiren bir başka hususiyeti daha vardı ki, asıl rehberlik diyebileceğimizi, doğrusunu söylemek gerekirse, tüm şaşaasıyla ortaya koyuyordu. Uzun çay sohbetleri onun birçok kilit yerde, bilhassa devlet katında birçok tanıdık edinmesine de imkân vermişti. Nasıl edinilmişti bu tanışıklıklar, sırdı. Başkalarının hatırlı diyebileceği bu insanlar o dükkâna niçin, ne zaman gelmişti, ayrı sırdı. Sırdı, tamam da, aynı zamanda görmezlikten gelinemeyecek bir gerçekti. Rehberliğin mana ve güç kazandığı yerdi burası. O küçük dükkan bu sebeple bir başka cazibeyi yıllar yılı canlı tutmuş, artık çözülemeyeceğine inandığı birçok sorunu olanları kendine adeta bir mıknatıs gibi çekmişti.

Sabit Bey’in hikâyesinin en hatırlanmaya değer taraflarından biri burada değer kazanmıştı. Yaşananların zamanın akışında bizi karşı karşıya bıraktıklarıysa hayatın bir başka kötü şakasını yavaş yavaş, sessizliğinin izini sürerek inşa ediyordu.  

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.