Haftalık Bağımsız Gazete 17 Ekim 2019

Gördüklerimiz Göremediklerimiz (92)


Mario LEVİ

Mario LEVİ

Okunma 12 Haziran 2019, 15:51

O kızın bakışları beni o tuhaf hikâyeye neden çağırmıştı? Kadim İstanbul’un artık çok yorgun bulduğum, ruhunu da en çok bu yüzden sevdiğim sokaklarında yaptığım uzun bir yürüyüşün ardından evime dönüyordum. Ona beni Eminönü’ne götürecek otobüse binmek için gittiğim durakta rastlamıştım. Yüzünde, bakışında, duruşunda açıklamakta çok zorlandığım bir çekicilik vardı. Nereye koyacağımı bilemediğim bir çekicilik. Oysa sadece on iki, on üç yaşında gösteriyordu. Yanındaki iki küçük erkek çocuğunu sırtına zorla yüklenmiş bir yük gibi taşıyordu. Konuşmaya başlamıştık. Annesinin öldüğünü söylemişti. Suriyeli olabileceği gelmişti aklıma. Kapıldığım izlenimin doğruluğunu görmek için kökeni hakkındaki o soruyu sorduğunda da başını gülümseyerek sallamıştı. Bu gülümsemede de anlamakta zorlandığım bir tuhaflık vardı. Savaşı düşünmeden edemezdim artık. Annesinin ölümüyle ilgili gizi buradan giderek çözebilir miydim? Aklıma ilk gelen soruyu sormuştum.

“Savaşta mı öldü?”

Savaşta... Bir baskında, bir katliamda, bir bombanın altında, serseri bir kurşunla, bir mayına bastıktan sonra... İhtimal çoktu. Gelgelim verdiği cevap hayatın başka gerçeklerini de görmem gerektiğini ortaya koyuyordu. Bana bakmadı bu sefer. Görebildiğim kadarıyla yine o umursamaz ya da umursamaz görünen havasındaydı ama. Yine omuz silkerek cevap vermişti çünkü.

“Amcam bıçakladı”

Hikâye giderek ilginç bir hal alıyordu. Basit sorular ve cevaplarla yol alır gibiydik ama hayatın çok acımasız bir tarafına da dokunuyorduk sanki. Devam edebilmek için de basit bir soruya ihtiyacım vardı.

“Neden?”

Bu sefer alacağım cevap hiç de o kadar basit değildi. Tam aksine, çok şaşırtıcıydı. Bu yaştaki bir çocuğun ağzından çıktığı için şaşırtıcı. 

“Orospuluk yapıyordu. Adam ona aşıktı ama sırtından para kazanıyordu. Anladın? Onu satıyordu. Sonra kıskanıyordu. Çok içiyordu puşt! Şimdi hapiste. Belki şişlerler. Ayyaş pezevenk!”

Söyleyecek ne laf bulabilirdim? Biraz konuyu değiştirmek istedim. İçine girdiğimiz hikâyeden çıkmak kolay değildi artık. Bir adım daha atmayı denedim yine de.

“Ya baban?”

Öyle ya, bir amca ve bir anne olduğuna göre bir baba da olmalıydı. Verdiği cevap yaşadıklarını umursamayan bir kızın cevabı değildi artık. 

“Onu Halep’te öldürdüler. Savaş fena... Biz canımızı zor kurtardık”

Biz dediği kimlerdi? Bu acımasız ölüm oyununun içinde kalanlar mı? Birbirlerinin hayatını karartanlar mı? Bıçaklı cinayet nerede işlenmişti? Tekrar konuyu değiştirmeye çalıştım.

“Halep’i hatırlıyor musun?”

Gülümsedi. Bu seferki cevabında da bir çocuk vardı sanki daha çok.

“Güzeldi ya... Okul vardı, arkadaşlar vardı, oyunlar vardı...”

Adını veremediğim bir şey canımı çok acıtmıştı. Savaşlarda en çok yıkılan çocukların dünyası mıydı? En çok çocuklar mı derin bir gurbete düşüyordu? Böyle basit görünen kelimelerle anlamlı ne çok duygu dile getirilebiliyordu... Bana bu söyledikleri karşısında o anlarda bile saçma gelen, sadece bu sohbeti sürdürmek için sorabileceğim sorumu da sordum. Onu anlayabildiğimce anlamaya da çalışıyordum neticede.

“Burada okula gitmiyor musun?”

Saçma bir soruydu, evet. Gördüklerim cevabı veriyordu. Gidiyor olsa bile önemsemiyordu, belliydi. Üstelik cevabında başka bir acı da vardı. 

“Nasıl gideyim? Kimlik yok!”

Kimlik yok... Kaçak yaşamak bu muydu? Gerçek manasıyla kaçak yaşamak... Hiçbir mecaza kaçmadan... Sokakları, yaşadığı yeri hep tehlikeli bilmek... 

O anlarda bu sözlerin beni hikâyenin en karanlık tarafına çekeceğini bilemezdim. Bunun için böyle bir duyguyla kısa bir süreliğine susmam ve bir soru daha sormamam gerekiyordu.

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.