Haftalık Bağımsız Gazete 25 Mayıs 2019

Gördüklerimiz Göremediklerimiz (90)


Mario LEVİ

Mario LEVİ

Okunma 09 Mayıs 2019, 14:55

Titrek Sadi’nin hikâyesi de hayatımda birçok bilinmezliğiyle kaldı. Bunu en çok o istemişti galiba. Korkusundan mı? Ancak böyle etrafındaki birçok insanın ilgisini çekebileceğine inandığından mı? Hayata küskünlüğünden mi? Kim bilir... Kendisini, dediğim gibi, bilinmezliklerin ardına gizlemeyi seçmeseydi, bu sorulara cevap verebilirdim herhalde... 

Tercihi yaptığı işten mi geliyordu?  Görebildiklerimden çıkardıklarım bana hakkında bir çift laf söyleme imkânını tanıyor. Adı çevrede karaborsacıya çıkmıştı. Karaborsacı Titrek Sadi... Ama o bu unvanı hiçbir zaman kabul etmedi ve kendisine hep sarraf gözüyle bakılmasını istedi. Görünüşe bakılırsa pek de haksız sayılmazdı. Mal stokçuluğu yapmazdı. Piyasada eksikliği duyulan malları bulmak ve pahalıya satmakla uğraşmazdı. Onun işi kolay elde edilemeyen paraları temin etmek, bir başka söyleyişle para ticareti yapmaktı. Yalnız ne yaptığını daha iyi anlamak için devrin ruhunu ve şartlarını biraz bilmek gerekiyor galiba. Üstünüzde dolar ve her türlü yabancı para  bulundurmanın kanunen yasaklandığı günlerdi. Bugün işyerlerinin bulunduğu yerlerde, nerdeyse her köşe başında rastlayabileceğiniz döviz bürolarının asla düşünülemeyeceği günler... O yabancı paraların, yurt dışına çıkılacağı zaman, ancak bankalardan, o da kısıtlı miktarda elde edilebildiği günler... Böyle bir dönemi yaşamayanlara bu söylediklerim tuhaf gelebilir. Ama yaşayanlar nelerle karşılaşıldığını ve mücadele edildiğini hatırlayacaktır, hiç şüphem yok. Herkes bu yasakların içinde kendine bir yol bulmaya çalışırdı. Titrek Sadi tam da burada sahneye çıkardı işte. Ondan doların yanı sıra, ihtiyaca göre artık, o günlerde henüz tedavülden kalkmamış Alman Markı, Fransız Frangı, Florin, Riyal ve daha ne isterseniz temin edebilirdiniz. Bankanınkinin biraz üstünde bir kurla tabii. Bundan da, ne gizleyeyim, hiç kimsenin şikayeti yoktu. Gereken Türk parasını bulmak yeterliydi. İsteyen, istediği kadarını elde edebildikten sonra... Büyük bir organizasyonun küçük elemanlarından biriydi anlaşıldığı  kadarıyla. Ama fazlasıyla iş görürdü. Çevresine bu anlamda çok faydası vardı. Tanıdıkları da çoktu haliyle. Lakabıysa hakikaten vücudunun devamlı titremesinden geliyordu. Ona bir keresinde bu rahatsızlığını tedavi ettirmeyi deneyip denemediğini sormuştum. Etrafa her zamanki gibi kuşkulu ve endişeli gözlerle baktıktan sonra, biraz da sitem edercesine, karşılık vermişti.

“Sen bu işin nasıl korkulu olduğunu biliyor musun? Her an her yerden birileri çıkacak, seni enseleyecek diyorsun. Gel de titreme!”

Söylediklerinde bir doğruluk payı vardı elbet. Ama bana sorarsanız biraz abartıyor ve titremesini hem kendi hem de başkalarının gözünde sadece meşru kılmaya değil, aynı zamanda da haklı çıkarmaya çalışıyordu. Bir hastalıktan çekiyordu büyük ihtimalle. İyileşmeye çalışmamasının da mutlaka bir sebebi vardı, eminim. Belki böyle bir hale gelmesine yol açan bir sahnenin tanıklığını yapmıştı ve gördüklerini unutamıyor, ya da unutmak istemiyordu. Belki de etrafta, daha çok fark edilebildiğini gördüğünden, böyle nam salmaktan memnundu. Babamın onunla bitmek bilmeyen bir husumeti vardı. O kadar ki bir gün çok fena kavga etmişlerdi. Öyle lafla değil üstelik, yumruklu tokatlı. Kavgayı başlatan babamdı. Çünkü bir keresinde yurt dışına çıkarken ondan aldığı yüz dolarlardan ikisi sahte çıkmıştı ve babam bu gerçekle gittiği ülkede karşı karşıya kalmıştı. Kavga da memlekete döndüğünde patlamıştı işte. İlk karşılaştıklarında. Sakinliğiyle bilinen babamın bu hareketi herkesi şaşırtmıştı. Bu ani görünen parlamanın başka bir sebebi var mıydı? Bence vardı. Bana birkaç kez tipinin sinirine dokunduğunu söylemişti. Çok büyük bir ihtimalle onu geçmişindeki birilerine benzetiyordu.

Şimdi bazı kavgaların, tıpkı o kavga gibi bazı sudan sebeplere dayandığını hatırladığımda, hem bir kedere kapılıyor hem de katıla katıla gülmek istiyorum. Bazı tasaların saçmalığını başka türlü nasıl kaldırabiliriz ki... 

Titrek Sadi’nin yaşayıp yaşamadığını bilmiyorum. Herhalde  çok yaşlanmıştır ve bu işi yapmıyordur artık. Titremesi geçmiş midir bu durumda? Öyle umalım. Hatta belki artık çok sakin bir yerde torunlarına eski günlerini anlatıyordur. Ama babamı hiç hatırlamak istemiyordur, bu kesin!

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.