Haftalık Bağımsız Gazete 20 Ekim 2018

Gördüklerimiz Göremediklerimiz (75)


Mario LEVİ

Mario LEVİ

Okunma 11 Ekim 2018, 16:38

Kâmil’in anlatmaya başladığı hikâye bende birçok soru doğuruyordu. Bir yerlerin ve kimi insanların çok uzaklarda bırakıldığını anlamam zor değildi. Terk edilen  ve hepten reddedilen bir hayat mı vardı? Hikâyenin devam etmesi, daha da önemlisi beni iyiden iyiye içine alması için birkaç söz yeterli olacaktı. Kolay mıydı bu şehirde yaşadıklarını kabullenmesi? O bir ağa çocuğuydu. Bir ağa çocuğu... Bu ne demekti, biliyor muydum? Yaşadığı yerde en çok onun ailesinin sözü geçerdi. Parlak bir geleceği vardı. Çünkü vakti geldiğinde o da ağa olacaktı. Okumayı da ihmal etmemişti. Kasabadaki liseyi bitirdikten sonra Ziraat Mühendisliği tahsili görmek istemişti ama babasının önüne çektiği seti yıkamamıştı. Çok kitap okumaya özen göstermişti o da. Babası buna engel olamamıştı işte. Hikâye kitaplarını nasıl da sevmişti. Babasının bir dost meclisinde yakınlarına söylediklerine istemeden kulak misafiri olmuştu bir gün. Bu çocuk beklediğim gibi çıkmadı... Umursamamıştı. Umursamamaya çalışmıştı. Beklenen neydi? Coğrafyanın sertliğine uygun yaşamasıydı elbet. Güçlü olmasıydı. Ne kadar güçlü olduğunu göstermesiydi. Kitaplarla bu beklentiyi nasıl karşılayabilirdi? Umursamamıştı. Babasından manen her geçen gün biraz daha çok kopuyordu zaten. Ama mesele, asıl mesele orada da değildi. Güçlü, hem de çok güçlü olmasını isteyen annesiydi de aynı zamanda. Üstelik o bunu daha da çok istiyordu. Yaşananlardan sonra... Nasıl unutabilirdi? Töreye nasıl karşı çıkabilirdi? Böyle hayal dünyasında yaşamaya daha ne kadar devam edebilirdi? Abisinin hatırası onun için hiç mi değer taşımıyordu? Kanı yerde mi kalacaktı? Artık büyümüştü. Bu dava bitmezdi. Bitemezdi. Sıra ona gelmişti... Yaşadıklarını unutamamıştı tabii. Unutmak için elinden geleni yapmıştı ama unutamamıştı. Sekiz, on yaşında ya vardı ya yoktu. Abisi de kendisinden bir o kadar büyüktü. Bir gün... O lanetli gün düşürüldükleri pusu... Dört el ateş... Ölümün kapısını çalan dört mermi... Unutamamıştı. Abisi o mermilere hedef olurken üstüne atılmıştı. Son nefesini veren bir bedenin altında kalmıştı. Tüm çelimsizliğiyle... İçi titreyerek... Hareket etmeyerek... Katiller onu da öldürdüklerini sanmışlardı. ‘Geberdiler! Soyları kurudu!’ lafları içini daha da ürpertmişti. Ölü taklidi yaparak hayatını kurtarabilmişti. Abisinin nefes almayan bedeni tüm ağırlığıyla üstüne çökmüştü. Üstünde onun kanı vardı. kendi kanı sanmışlardı. Sonra gitmişlerdi. Uzunca bir süre öyle kalmıştı. Gittiklerinden emin olana kadar... Hatırlamak... Hatırlamaktan kurtulamamak... Esas korku dediği bu muydu? Böyle bir ölümü kaç çocuk yaşayabilir, dahası kaldırabilirdi? Ne kadar kaldırabildiği şüpheliydi zaten. Yıllar, çok uzun yıllar boyunca, ancak kekeleyerek kendisini ifade edebilmişti. Sonra, çok sonra, ancak oraları terk ettikten sonra kurtulabilmişti bu illetten. Esas korku dediği bu muydu yoksa? Haklı ve yerinde bir soruydu bu. Kaçınılmaz bir soru... Hikâye geliştikçe soru başka yaşananlar için de sorulabilirdi ama. Bu ihtiyacı, yaşananları öğrendikçe, daha çok duyacaktım. Kitaplara korkusundan kurtulmak için de sarılmıştı. Ama annesi... Annesi ona istediği hayatı yaşama özgürlüğünü vermeye hiç niyetli değildi. Bu mesele ile nasıl baş edecekti? Yaşadıklarına rağmen bu çıkmazdan kurtulmak istiyordu. Sebebi bu davayı saçma bulmasından gelmiyordu üstelik. Yörenin sertliğiyle büyümüş bu kadının yıllar geçtikçe daha da yıpratıcı bir ısrarla bu kanı temizlemesi gerektiğini, aksi halde ak sütünü helal etmeyeceğini söylemesi ona sadece sıradan gelmiyordu. Mesele çok daha derindi. Böyle bir anneyle asla paylaşılamayacak kadar derin... Davalı oldukları aile yaşadıkları coğrafyanın ikinci güçlü ailesiydi. Ve bu aile onun için sadece bir aile değildi.

Hikâyenin o filmlerde gördüklerimden farklılaşmaya başladığı yer tam da burasıydı. Bu gerçeği de sabretmeyi bilmenin neticesinde öğrenecektim. Yaşananların dile gelmesi çok zordu gerçekten. Hikâyeyi hikâye yapan yere gelmiştik.

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.