Haftalık Bağımsız Gazete 20 Ağustos 2018

Gördüklerimiz Göremediklerimiz (71)


Mario LEVİ

Mario LEVİ

Okunma 09 Ağustos 2018, 14:30

O gün başkaydı. Ayhan Abi’ye, verdiği sır sayesinde bir adım daha atmış gibiydim. O sabunları, kremleri ve parfümleri kendisinin yaptığını söylemişti. Ben de tüm samimiyetimle söylediğine hiç şaşırmadığımı... Gülmüştük. Bu oyunu sürdürmem gerekiyordu. Bir soruyla… Lafı hiç döndürüp dolaştırmadan… 

“Yalnız imalathane çok gizli bir yerde değil mi?”

Gülümseyerek, adeta bir ergen tavrıyla başını sallamıştı. Susmuştum. Daha fazlasını soramayacağımı biliyordum çünkü. O imalathaneyi hiçbir zaman göremeyeceğimi de biliyordum. Kendimi o anlarda ona yine de çok yakın hissetmiştim. Bu yüzden de belki başka aydınlatıcı laflar eder, belki de beklediğimi yapar umuduyla, ne kadardır sormak istediğim soruyu sormuştum.

“Kanun da çok gizli yerlerde çalınıyor galiba… “

Yine gülümsemişti. Biraz keder de duymuştu galiba. Sonra söyledikleri de bir değer taşıyordu şüphesiz.

“Ne derler biliyor musun? Kanunun üzerinde bir fare gezinse yine de güzel sesler çıkar… Ama marifet orada değil. Çalarken hissediyor musun? Hissini dile getirebiliyor musun? İçinde bir şeyler kıpırdıyor mu? Marifet orada… Mesele de orada...”

Yine susmuştum tabii. Ne diyecektim ki… Bu sohbetimiz esnasında birçok duyguyu paylaştığımız halde, kanunu yine eline almamıştı. O anlar başka duygularındı. Onun kanun çalmanın incelikleri hakkında söylediklerini günü geldiğinde çok daha iyi anlayacaktım. Asıl mesele elbette hissetmekten geçiyordu. Hem de çok derin hissetmekten… Bu iş gösteri yapmayı kaldırmazdı. Söyledikleri bana hiç yabancı değildi aslında… Yazıda da böyleydi çünkü. Edebiyat da bir hissetme meselesiydi.  Gösteriyi kaldırmazdı. Meşhur olmak, başarılı görünmek ve çok konuşulmak için her yerde aykırı sayılabilecek, gündelik tartışmalar getirecek demeçler vermeyi, hatta kendini bile bile kurban etmeyi ve bu kurbanlığın ortaya çıkardığı mağduriyetten bir fayda elde etmeyi de kaldırmazdı. Edebiyat bir gönül meselesiydi… Bunları onunla paylaşmamıştım. Böyle uzun uzun paylaşmamıştım daha doğrusu. Sadece yazmanın da bu hali beklediğini söylemekle yetinmiştim. Başını sallamıştı. Tek laf etmemişti ama bu hareketi bana yine de çok anlamlı gelmişti. Doğru bir insanla konuştuğumun farkındaydım. Onu bu kanun mevzusunda kendi haline bırakmaya bu sözleri duyduktan sonra karar vermiştim. O tellere parmaklarını istediği zaman değdirecekti. O anlarda yanında bulunabilecek miydim? Bu sorunun da cevabını zamanla alacaktım elbet. Bunun için o vedaların yaşandığı anları yaşamam gerekiyordu. Vedalar… Başka hikâyelerde de kalan ayrılıklar… Bu da bir çeşit ölüm müydü? Belki… Ama ölümün tek manası yoktu ki… Ölüm farklı duyguları da harekete geçirmez miydi? 

O kanun kutusundan ilk kez şimdi başka bir hikâyede kalmış bir insan için çıkmıştı. David Amca’yı anmıştık. Benimle bilmediğim öyle sarsıcı bir gerçeğini paylaşmıştı ki… Eski, hani hep dendiği gibi, kırk yıllık bir dostunu bir başka sınır ötesine uğurlamak zorunda kalınca neler hissederdi insan? Bunu bilemezdim. Çünkü benim hiç öyle kırk yıllık denilebilecek bir dostum olmamıştı. Sevdiğim ve bu sevgimi paylaşabildiğim insanlar vardı sadece çevremde. Hem ben o anlarda kendi vedamı taşımaya çalışıyordum. David Amca içimde de tarifini yapamayacağım, ama çok derinimde hissettiğim bir eksiklik bırakmıştı… Çalmıştı… Hiç konuşmadan… Tek kelime etmeden… Arada sırada durarak… Sigarasını içerek… Arada sırada, derin bir kederi dile getirmek istercesine, sağa sola sallayarak… Şehrin derinlerinden gelen nağmelerdi bunlar… Biz yaşadıkça bu duygu tarihinin izleri hep içimizde kalacak diyen, demek isteyen nağmeler… İkimiz de hafızamızın bizde bıraktıklarının izinden gitmiştik. Sözlerimizi içimizde saklı tutarak… Yine konuşmadan… Doğrusu buydu. Paylaşabileceğimizi paylaşmıştık. Bu suskunluk köprüsünün de bir manası vardı. Sonra… Sonra kendi yollarımıza dönmüştük. Hepimiz yine gidebileceğimiz yerlere gidiyorduk. Onun benimle bir başka vedayı paylaşmak isteyeceğini henüz bilmiyordum. O gün kanunun ikinci kez kutusundan çıktığı gündü… 

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.