Haftalık Bağımsız Gazete 22 Temmuz 2018

Gördüklerimiz Göremediklerimiz (63)


Mario LEVİ

Mario LEVİ

Okunma 12 Nisan 2018, 13:55

Küçük bir odaya koskoca bir dünya sığdırabilir misiniz? Cevap dünyadan ne anladığınıza göre değişir tabii. Odadan ne anladığınıza göre de... Ama David Amca’nın Sultanhamam’daki kumaş dükkânını her hatırlayışımda benim aklıma hep bu soru gelir. Dükkân için oda demem boşuna değil. O orada, nerdeyse ikinci evini, hatta doğrusunu söylemek gerekirse, kendisini en çok yaşayabildiği odasını inşa etmişti. Dile kolaydı. Hayatının kırk beş yılı bu küçücük mekânda geçmişti. Kendi deyişiyle hatıraları anlatmakla bitmezdi. ‘Buraların yarım asırlık tarihini anlat deseler neler anlatırım. Kitaplara hiç gerek yok…’ demişti bir keresinde. Mübalağa mı ediyordu? Bilemezdim. Ama söylediklerinden etkilenmiştim. ‘Ben en çok insan biriktirdim… Ama o da neye yaradı bilmiyorum’ da demişti bir başka gün. O zaman da boğazımda tarif edemeyeceğim bir şeyler düğümlenmişti. Susmuştum. 

Kumaşlarla özel bir ilişki kurmuştu. Arada sırada onlarla konuştuğunu, sohbet ettiğini görenler bile olmuştu. Bu rivayetleri, ne yalan söyleyeyim, çok ilginç bulmakla beraber, hiçbir zaman itibar edilmeye değer bulmadım. Benim için söylenenlerden çok, gördüklerim ve yaşadıklarım önemliydi çünkü. Paylaştığımız bazı anlar bana şimdi kelimenin tam anlamıyla bir masal gibi geliyor.  Kumaşları öyle bir anlatışı vardı ki… Adını belki de kendisinin bile koyamadığı bir şeyleri öğrenmemi istiyordu sanki. Sebebini yıllar sonra anladım. Bildiklerini aktarabileceği hiç kimsenin kalmadığını görüyordu artık. Oğlu Boston’da doktorluk yapıyordu. Memleketle, o Meksikalı kadınla da evlendikten sonra da ailesiyle bağlarını hepten koparmış gibiydi. Ortada bir ailede de kalmamıştı zaten. Kızı sinir buhranları arasında gidip geliyordu. Zamanla yaşadıklarına dayanamayıp intihar edecekti. Bense yirmili yaşlarımın başlarındaydım ve çevremdeki birçok olan bitenle, tabiri caizse, doymak bilmeyen bir tecessüsle ilgileniyordum. Neler kaldı o sohbetlerden? Hafızam beni birçok eski cümleye götürüyor. Kim bilir şimdi onca hatırladığımın yanında neleri unutmuşumdur. Bu bleyzer… Spor ceketlik için iyidir. Laciverdi şık durur. Bir de dore düğmeler taktırdın mı tamam… Bu gabardin. Değerlidir çok. Füme renkli pantolon olur bundan. Ceketin altına çok yakışır. Bu kaşe. Onu da başka bir pantolon için düşün. Bu tafta… İleride karın için olur artık. Bu fresko. Bak bundan da iyi yazlık elbise çıkar. Hafiftir. Bu alpaka. Her şeyle gider… Bu lastikotin. İyisi smokin için kullanılır. Onun için daha küçüksün. Günü gelir ama, mutlaka gelir. Söylenenlerin ne kadarı aklımda doğru olarak kaldı? Bilmiyorum. Kendimi çağrışımların akışına bıraktığımda bunlar çıkıyor işte. 

Yılar akıp gitmiş…

Daha fazlası? Hatırladıkça başka yerlere de gidebiliyorum tabii. Kumaşlarla hayat, daha doğrusu insanlar arasında kurduğu bağlantıyı da bu yüzden mi unutamadım? Kimi insanlar parlaktı, albeniliydi ama içindekilere bakıldığında beş para etmezdi. Kimi insanlar gösterişli değildi ama dayanıklıydı, dolayısıyla da güvenilirdi. Her ikisini bir araya getirebilenler, yani hem etkileyici hem de güvenilir olanlar ise pahalıydı. Onlara ulaşmak herkesin harcı değildi. Kimi kumaşlardan her an vazgeçilebilirdi, kimileriyse yıllarca saklanırdı. Kimi kumaşlar yıprandıkça güzelleşirdi kimileri hiç kullanılmadıklarından, tutuldukları ve saklandıkları yerde solardı… Anlayabiliyor muydum? Hayat dediğimiz de böyleydi işte. Bazen anlamamız gerekenleri anlardık, bazen anlayamazdık.

Bir de şu vardı ama. Bilmek, fazla bilmek bazen çok yalnızlaştırırdı. Konuşacak kimse bulamazdın çünkü. Bir de sevdiklerin gidince… 

Bu sohbetler, tam da bu konuşmalar yüzünden, bir yerden sonra adeta bir ihtiyaç halini almıştı. Onun bana hayat adına asla vazgeçemeyeceğim ipuçları verdiğini daha o günlerde hissetmeye başlamıştım çünkü. Karşımda bir bilge vardı, sadece bir kumaş tüccarı değil. Duyabileceklerimi duyacaktım. Zamanın beni yavaş yavaş hiç bilmediğim ve beklemediğim yerlere de götüreceğini nerden bilebilirdim?

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.