Haftalık Bağımsız Gazete 15 Aralık 2018

Gördüklerimiz Göremediklerimiz (60)


Mario LEVİ

Mario LEVİ

Okunma 01 Mart 2018, 15:42

Fehim Abi’nin o küçük esnaf lokantasını şimdi bir daha geçmişten bugüne getirmeye çalışırken, en çok o eşsiz pilakinin lezzetini hatırlıyorum. Bu tadı hiçbir zaman unutamadım. Alışılagelmiş bir pilaki değildi o aslında. Soğuk değil sıcak yenirdi örneğin. Küçük, beyaz çukur tabaklarda, kuru fasulye gibi gelirdi masaya ama alışılmış bir kuru fasulye de değildi. Helmesi vardı. Yağlıydı. İçinde  göremediğim başka ne vardı? Soruyu bir keresinde sormuştum. Gülümseyerek önce başını sonra da elini boş ver dercesine sallamıştı. Belki de söyleyemem demek istiyordu. Verdiği cevap da duygumu destekler gibiydi zaten.

“Mesele kattıklarında değil, nasıl yaptığında… Her şey bir sabır işi… Her şey…”

O anlarda istediğimi tam öğrenemeyeceğimi anlamıştım. Ben de gülümsemeye çalışarak susmuştum bunun üzerine. Yalnız o günden sonra en iyi yemeklerin sabırla yapılabileceği fikrini hiç göz ardı etmedim.

Fehim Abi’nin cevabında bir çeşit bilgelik de var mıydı? Ben bu payeyi durmuş oturmuşluk veya sakinlikle bağdaştıranlardan değilim. Bilge hayatı sorgulamaktan kendini alamayandır ama bunun için bir odaya kapanan değil, tam aksine sokağa da çıkmayı bilendir, sesini duyurmaya ihtiyaç duyandır bana sorarsanız. Fehim Abi daha çok bu tarife uyuyordu. Küçük lokantasında garsonluğu o yapardı. Sürekli azarlanmayı fazlasıyla hak eden, kendisini en çok işi kaytarmada geliştirmiş Şapşal Rahmi de ona yardım ederdi. Yıllar sonra yeğeni olduğunu öğrendim. Kendi deyişiyle ‘adam olması’ için çok uğraşmıştı. Bunların hepsi görünürde kalanlardı. Zamanın akışında asıl eroin imalatında ustalaşacağını ve bir polis baskınında vurulacağını henüz bilmiyordu. Hiçbirimiz bilmiyorduk. Fehim Abi ancak yeğeninin ‘beş para etmez bir çocuk’ olduğunu görebilirdi, büyük paralarla oynayacağını ve ezilmişliğiyle mücadele edebilmek için birçok insanı ezmek isteyeceğini değil. Bunları oğlunun neler yaptığını başından beri bilen ve kendisinden gizleyen ablasından öğrendiğinde çok sarsılmıştı. Mesele Rahmi değildi artık, neleri nasıl göremediğini sormaya ihtiyaç duymasıydı. Değişimin başladığı o günler o günler miydi? Müdavimler çevreden esnaflardı. Çoğu az eğitimliydi ya da o çok sevdikleri ifadeyle hayat tarafından eğitilmişlerdi. Küfürlü konuşmaktan özellikle hoşlanırlardı. Fehim Abi’nin en çok sever göründüğü muhabbet de buydu.  Küfre küfürle ama nükteyi, etrafını güldürmeyi asla ihmal etmeyen bir üslupla karşılık vermek… Şimdi o günlerde gördüklerim ve duyduklarım sayesinde bu konudaki dağarcığımı çok geliştirdiğimi söylemem lazım. Bir söylemem gereken daha var. O da Fehim Abi’nin böyle konuşmaktan aslında hiç hoşlanmadığı. Tavrını bir çeşit esnaflık adına, müşterileri için kerhen sürdürdüğü… Gerçeği yine aradan çok uzun bir zaman geçtikten sonra öğrenebildim. Benim tek görebildiğim kasada duran çevresindekiler tarafından hem namazında niyazında hem de nezaketiyle bilinen abisinin, İsmail Bey’in, kardeşinin bu konuşmalarını görürken arada sırada üzüntüyle başını sağa sola salladığıydı. Onun için akşamları çok içtiği ve derbeder bir hayat sürmekten vazgeçemediği için de üzülüyor muydu? 

Fehim Abi’nin neler hissettiğini ise ancak vakti geldiğinde öğrenebilecektim. Bana günün birinde hacca gitmeye karar verdiğini söylediğinde çok şaşırmıştım. Bunu içki içmekten ve küfür etmekten kurtulmak için yapacağını öğrendiğimde de şaşkınlığım artmıştı. Samimiyetinden zerre kadar şüphe etmemiştim. Hayalini ancak iki yıl sonra gerçekleştirebildi. Belki de bu değişime hazırlanması gerekiyordu.

Hacdan döndükten sonra çok sakin bir havaya bürünmüştü. Arada sırada uzaklara dalıyordu. Aramızda hem var hem yok gibiydi. Gün geldi, lokantaya gelmemeye başladı. İsmail Bey onun için sadece üzgün bir sesle ‘Gitti’ demekle yetindi. Ne demek istemişti? Giden sadece Fehim Abi değildi ama lokantadaki havaydı. O pilakinin tadıydı da aynı zamanda. 

Şimdi onun aradıklarını bulduğunu umut ve temenni etmekten başka çarem yok. Lokanta da kapandı. Herkes gideceği yere gitti. Belki de Fehim Abi artık yaşamıyor. Yaşıyorsa ne yapıyor, nasıl yaşıyor, bilemiyorum. 

Aklıma ara sıra sabır hakkında söyledikleri geliyor. Hayat sınavı dediğimiz böyle bir köprüden geçmeyi bilmek miydi yoksa?

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.