Haftalık Bağımsız Gazete 23 Şubat 2018

Gördüklerimiz Göremediklerimiz (58)


Mario LEVİ

Mario LEVİ

Okunma 02 Şubat 2018, 08:10

Selim’i ve bende bıraktığı hikâyeyi hiç unutmadım. Şimdi çok uzaktaymış gibi görünen sahnelerin, yaşandıkları yıllarda, derin bir sıkıntıyla da hayat bulmaları sadece benden kaynaklanmıyordu. Beraberken bile kapılmaktan kaçamadığımız yalnızlıklarımıza rağmen birbirimize çok değerli anlar da armağan etmiştik ama bundan şüphem yok. Neydi onun çıkmazı? Çocukluğunun ilk günlerinden başlayarak zorlu bir mücadele vermesini gerektirmeyen hayat koşulları mı? Yaşadıkları hakkında beylik bir yorum yapmak isteyenler böyle bir sorunun getireceği cevaplarla yetinebilirlerdi. Önce bir Fransız ortaokulunda sonra da Amerikan Koleji’nde okumuştu. Sinemaya o yıllarda merak salmış, zamanın akışındaysa bu merak adeta bir tutkuya dönüşmüştü. O günlerde buralarda her filmi seyredebilmek mümkün değildi. Yurt dışına gittiğinde yedi günde en az on beş film görmekle adeta övünürdü. Duyduklarımın sinema eğitimime büyük bir katkısı da olmuştu. Bizim ortak maceramızsa gündüz seanslarıyla hayat kazanmıştı. Onları daha keyifli yapansa kendimize yaşattığımız sessiz sedasız yasaktı. O saatler onun işten benimse üniversitedeki derslerimden kaytardığım saatlerdi çünkü. Lakin keyif sadece bir başka kaçış için vardı. Asıl mühimi her zaman dile getirilemeyen o hüzündü. Sadece bize ait o hüzün…

Şimdi bu hüzün eski bir tebessümle mana kazanıyor. O günlerde beni nasıl bir gelecekte kimlerin beklediğini bilmiyordum. O ise, galiba benim tam aksime, hiç kimseyi beklemiyordu artık. Babasının kumaşçı mağazasını idare edemiyordu. Bunu başarabilecek ne gücü ne de isteği vardı. Bir keresinde söyledikleri hâlâ kulaklarımdadır. 

“Her geçen gün biraz daha çok eridiğimi görüyorum ve bunun önüne geçemiyorum”

Bu cümledeki ‘eriyorum’ kelimesi ne çok anlama geliyordu. Kendisini yakından tanıdıktan sonra yaşadıklarının bir ‘şımarık çocuk’ kaderiyle açıklanamayacağını daha iyi anlamıştım. Ama bunu kaç insanı görebilmişti?  Evine yemeğe gittiğim akşamı da hatırlıyorum şimdi. Masadaydık. Bir ara karısı, kahvelerimizi yapmak için mutfağa gitmesini fırsat bilerek, sıkı sıkı elimi tutmuş, fısıldayarak, duygularını dile getirmişti.

“Toparlanamayacak… Hiç toparlanamayacak… Artık çok geç…”

Karşımda gülümsemeye çalışan, kırgın ve biraz da kızgın bir kadın vardı. Tek bir söyleyebileceğim vardı, söylemiştim.

“Bu bir kader… Hikâye böyle yazılmış”

Elimi tutmaya ve gülümsemeye devam ederek başını sağa sola sallamıştı. Belki anlatamıyorum belki de hiç anlayamıyorsun demek istemişti. 

Artık çok yaşlı babasının babama söylediklerinin de kulak misafiri olmuştum.

“Hayatını bozuk para gibi harcadı… Benden sonra onu aç kurtlar yiyecek…”

Bir isyan da vardı bu sözlerde. Adamın kızgınlığını da kırgınlığını da anlayabilirdim ama oğlunu yeterince anlayamadığı için yine de çok üzülmüştüm. 

Selim’i bu günlere getiren neydi? Yakışıklı bir adamdı. Bir o kadar da çekingen ve içine kapanıktı da aynı zamanda. Bir keresinde aktör olmayı ne kadar çok istediğini söylemişti. Tek sorun bu muydu? Bence değildi. O galiba en çok yaşadıklarını seyretmekten daha fazlasını yapamamaktan çekmişti. Sinemayı bu kadar çok sevmesini şimdi ancak böyle açıklayabiliyorum. Yıllar önce o yokuşta yolunu kaybetmiş bir adam edasıyla söyledikleri bu sebeple bana çok anlamlı geliyor.

“Babam bu sabah öldü… Şimdi ne yapacağım? Claude Sautet’nin bir filmini hatırladım”

Gözlerim dolmuştu. Söyledikleri durduğu yeri tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyordu. İki yıl sonra o da ölecekti. Son günlerinde, kelimenin tam anlamıyla beş parasız kaldıktan sonra, bana hâlâ yeni çekilen filmlerden söz etme heyecanını taşıması tek tesellim oldu. 

Yoksa o, hiçbirimize fark ettirmeden çok uzun metrajlı bir film mi çekmişti?

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.