Haftalık Bağımsız Gazete 18 Kasım 2017

Gördüklerimiz Göremediklerimiz (53)


Mario LEVİ

Mario LEVİ

Okunma 09 Kasım 2017, 14:40

Esra’nın o hastanede, ölümle hayat arasındaki o çizgide yürüdüğüm duygusuna kapıldığım gecelerde, konuşma ve işitme engelli babası ile ilişkisi hakkında söyledikleri beni çok etkilemişti. Nasıl bir hikâyeye girdiğimi yine de gereğince anlayamadığımı, sonradan öğrendiklerimin ardından, daha iyi anlıyorum şimdi. İşaret diliyle bir sohbet yapmak da önemliydi, kendimi böyle ifade etmenin yollarını aramak da… O anların en unutulmaz kısmıysa bana kendisini dinlediğim için teşekkür etme ihtiyacını duymasıydı galiba. Onu da o odada kalmak zorunda kaldığım günlerde başka sohbetlerimizden öğrenecektim.

Otuzlarının ortalarındaydı. Nerdeyse on yıldır evliydi. İlkokula giden bir kızı vardı. Babası ile aynı evde yaşıyorlardı. Çocukluğunu, o zor günleri yaşadıkları evde… Başka türlüsü mümkün değildi. O adama birilerinin sahip çıkması gerekiyordu. Kocası başlangıçta anlayış göstermişti ama artık göstermiyordu. Hatta her geçen gün biraz daha çok çöken, kendisine evinde bile muhtaç gelen bu adama çok kötü davranıyordu. Evliliklerindeki mutsuzluk mu bu hale yansımıştı, bu hal mi mutsuzluklarını doğurmuştu? Bilmek zordu, bilmeye çalışmak daha da zordu. Tek bildiği yanlış bir evlilik yaptığıydı, evlenerek bir cendereden kurtulmaya çalışırken bir başka cenderenin tuzağına düştüğüydü. Bu söylediği karşısında ne diyeceğimi bilememiştim.

“İki kere intiharı düşündüm. Ramak kalmıştı. Yöntemleri biliyorum. İlaçları bulmam da kolay. Ama yine de yapamadım. Neden? O kadar insanın bana ihtiyacı var da ondan”

Kendimi tekrar susmaya ve gülümsemeye mecbur hissetmiştim. Ona o anlarda destek vermeliydim. Ama içimden ‘Seni yaşatan bu Esra… Yakınlarının sana ihtiyaç duymaları değil, ihtiyaç duyduklarına inanman’ demeden de edememiştim. Onu bu gerçekle karşı karşıya getiremezdim ama. İntihar etme cesaretini gösteremediğinden böyle bir sebebe sığındığını da söyleyemezdim. İnsanlar birbirine ihtiyaç duyabilirdi elbet. Ama en sevdiklerinin yokluğunda bile hayata devam edemezler miydi? Kendisi etmemiş miydi?

Böyle düşündüğüm ve meseleyi görmeyi tercih ettiğim için kendime kızmıştım. Sonradan söyledikleri çok dokunaklıydı çünkü.

“Ben hiç aşık olmadım biliyor musunuz? Aşk nedir diye sorsanız, anlatamam. Bu yaştan sonra da bu duyguyu tadabilir miyim, bilmiyorum”

Bir adım atabilir, söylediklerinden cesaret alabilirdim. Sorumun nasıl bir sonuç doğuracağını bilemezdim. Denemiştim yine de.

“İster misin gerçekten? Yani aşık olmak… Ya birileri çıkıp sana aşık olduğunu söylerse?”

Bakmıştı. İşaret dilini anlatırkenki o işveli halinin çok uzağındaydı. Yüzündeki heyecanı da görmüştüm. Sorduklarında nasıl da bir masumiyet vardı.

“Öyle bir şey olur mu dersiniz?”

Sohbet hiç beklemediğim, hatta istemediğim bir yere gidiyordu. Daha ileride uyandırabileceğim bir duygunun sorumluluğunu taşıyamazdım. Başlamıştım ama bir kere. Vazgeçemezdim. Devam etmeye çalıştım.

“Neden olmasın? Güzel bir kadınsın, gençsin”

Güzel bir kadın mıydı sahiden? Öyleydi. Etine dolgundu biraz, hatta hafiften şişman sayılırdı. Kendisine çok baktığı da söylenemezdi. Sanki mecbur olduğu için makyaj yapıyordu. Ama yüz hatları düzgündü gerçekten. İnce burnu, çok belirgin elmacık kemikleri, yanaklarındaki gamzeler, güldüğünde daha çok ortaya çıkan düzgün dişleri ona hoş bir hava veriyordu gerçekten.

Bunu neden yapıyordum? Soruyu o anlarda bile kendime sorabiliyordum. En iyi cevapları veremeyeceğimi biliyordum ama yine de soruyordum. Günün birinde verebileceğimi umarak… Ama onun bu sözlerime bir karşılığı vardı. Hem de çok anlamlı bir karşılığı… Hikâye beni hakikaten sürüklemeye başlamıştı artık…

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.