Haftalık Bağımsız Gazete 24 Temmuz 2017

Gördüklerimiz Göremediklerimiz (46)


Mario LEVİ

Mario LEVİ

Okunma 14 Temmuz 2017, 11:09

Küçükyalı’daki küçük dairesinde ne kadar küçük adımlarla yaşaması gerektiğini artık daha iyi anlıyor Makbule Hanım. Sokağa çıkmanın her manada kendisini giderek daha çok korkuttuğunu da… Birkaç ay önce tek başına yaşadığı evinde düşmesinden ve bacağını birkaç gün, çok eski evlerinden kurtararak getirebildiği kanapelerden birine uzanarak uzanarak geçirmeye mecbur kalmasından kaynaklanmıyor korkusu. Daha doğru bir söyleyişle tek sebep bu değil. Doktorun böyle bir istirahat vermesine sevinmişti bile. O kadar acı duyduktan sonra… Kırığı aklına getirmek bile istemezdi. Herkesin bir yerlere gittiği bir zamanda, hele hele bir de bu yaşta kolay mıydı? Hayatının elli dört yılını paylaştığı eski kolonya tüccarı Mühittin Bey başka bir aleme göçeli kaç yıl oluyordu? Yedi, sekiz?.. Hatırlamak bile istemiyordu artık. Vakti zamanında yaşadığı iki evlilikle kendisine bayağı dert olan Nihat Boston’da Belçika’lı bir fotoğrafçıyla yaşıyordu. Kadının başka bir evlilikten getirdiği üç çocuğu vardı. Oğlunun durumu kabullenmesini, hatta çocukları sahiplenmesini nasıl karşılamalıydı? Eskisi kadar mücadele verecek gücü kalmamıştı. Verdiğinde de pek işe yaramamıştı zaten. İstediği hayatı yaşadığını görmek yetmeliydi. Seyrek de olsa yazdığı e-postalardan bu sonucu çıkarabiliyordu. E-postalar… Gülümseyebilirdi tabii. Gülümsetebilirdi de… Bu yaşında bilgisayar dünyasına yeteneklerinin elverdiği ölçüde girebilmişti işte. Girmeyecekti de ne yapacaktı… O kadar akrabası, arkadaşı, komşusu gitmişken… Bir daha dönmeyecekken… Arkadaşlar, komşular… Bu da ayrı meseleydi… Yan komşusu Dilek ile o cıvıl cıvıl kızı olmasaydı bilgisayara elini bile sürmeyecekti belki. Ama onlar cesaretlendirmişlerdi bir kere. Hem başı sıkıştığında yardımına koşmuyorlar mıydı? Hilal… Ah o cıvıl cıvıl, şen şakrak kız… Yardım etmeden önce ona nasıl da takılıyor. Fark etmez, takılacak tabii. Dünya onların artık. Ama o da pek yabana atılamaz şimdi. O küçük ekrandan film seyretmeyi bile öğrenmedi mi? Susan Hayward’ın, Gary Cooper’ın filmleri… Mazinin sinemalarından kalanlar… Muhittin Bey’i elbette hatırlıyor böyle zamanlarda… Ne hayatlar ne kadar uzaklarda bırakılmış, daha iyi anlıyor. Bir sinemaya en son ne zaman gittiğiniyse sormak bile istemiyor. Çünkü o günler de çok uzağında artık. Çok çok uzağında… İster istemez soruyor. Komşuluk sadece bu mu? Cevap? Sorunun kendisi cevabını da taşımıyor mu zaten?

Fethiye’ye yerleşmiş, kocasından çok kötü şartlarda ayrıldığı halde ayakta kalmayı başararak yıllar yılı küçük bir pansiyon işleten kızını da pek hatırlamamaya çalışıyor artık. Kırgınlığından değil. Özlemini daha az hissetmek istiyor da ondan. Onun da yakında anneanne olacağını düşündükçe bir tuhaf oluyor. Küçük torununa anneliği yakıştırmaya çalıştıkça daha da tuhaf oluyor… İpek… Adına yakışır o ipek gibi saçları duruyor mu? Cevap veremiyor. O kadar uzun zaman geçmiş aradan…

Bu kadar çok yaşamanın iyi olup olmadığını bu sebeple sormak istiyor. Ama soracağı hiç kimsesi kalmadı artık. Bu soruyu bile… Bu kadar çok yaşamak iyi miydi sahiden? Görmek ve yaşamak zorunda kaldıklarından sonra… Böyle bir yalnızlığın içinde… Bu yalnızlığın hissettirdiği yabancılıkla baş etmeye çalışırken… Küçükyalı’daki küçük dairesinde hayatının adımları bu kadar küçülmüşken… Bu duyguya ne kadar sık kapılıyordu artık…

Erenköy’e vakti geldiğinde dönecek mi? Gülümsüyor. Acı bir gülümseme bu. Çok acı bir gülümseme… Döneceği yerin, eğer dönecekse, istediği yer olamayacağını biliyor çünkü. Gidenlerin bir daha dönmediği bir zamanda yaşamak… Kim, neyi, ne için kazanıyor? Bu da hiç kimseye soramayacağı sorulardan mı yoksa? 

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Ulkan - 1 hafta önce
"Gidenlerin dönmeyecegi bir zamanda yaşamak." duygusal olarak hissettiğim ama kelimelere döküp cümle haline getirmediği hislerimin dışa vurumu olmus.Demek ki mutsuzlugün sebeplerinden biri de bu.Bu dünyadaki yalnızlık.Bu dünyayı çekilir hale getiren aynı zamanda paylaşmak.Bazen sevgiyi bazen mekanı bazen ekmeği ,suyu.Paylaşacak kimse kalmayınca mutsuzluk baş gösteriyor.