Haftalık Bağımsız Gazete 21 Ocak 2021

Gördüklerimiz Göremediklerimiz (127)


Mario LEVİ

Mario LEVİ

Okunma 19 Kasım 2020, 18:22

Semih’in kayıplara karışan Şaziye’yi tüm aramalarına rağmen bulamayışıyla gelen yenilgiyi kabullenmesi çok uzun zamanını almıştı. Yıllar beklemekle geçmişti çünkü. Kaybettiği kadın bir gün mutlaka gelecekti... Yenilgiyi besleyen bu bekleme miydi? Soruyu pek az konuşabildiğim Suskun Şemsettin sormuştu. Anlamlı bir soruydu. Yaşananları daha da çok düşünmemi gerektiren bir soru... Sohbetin arkasını getirmemişti ama. Her zamanki gibi sıkılmıştı çünkü. Orada durmuştuk. Hâlâ da duruyoruz sayılır. Şaziye, aradan çok uzun yıllar geçti ama hiç geri gelmedi çünkü. Hikâyeden etkilendiğimden, dahası Semih’in yanından yer almak istediğimden, bir yerlerde yaşadığına, arada sırada da burada bıraktıklarını hatırladığına inanmak istiyorum. Kör Tarık esrarın ancak hapishane yıllarında kurulmuş bazı ilişkilerin aydınlanması halinde çözülebileceğini söylemişti. Bir bildiği mi vardı? Sormamıştım. Belki de yoktu. Hayal kurmayı çok sevdiğini biliyordum. Yine öyle idiyse eğer, onu hayalleriyle baş başa bırakmak en doğrusuydu. Hem gerçeği bilmemiz ne işimize yarayacaktı? Tercihini yapan yapmıştı. Herkesin istediği gibi yol almaya hakkı yok muydu? Hele bir de böyle zorlu sınavlardan geçildikten ve ağır kayıplar verildikten sonra...

Ancak, tüm bu yaşananların yanında, Semih’in yalnızlığını ve hayata karşı kırgınlığını doğuranın aynı zamanda Varujan’ın yokluğuna bağlanması gerektiğini Çengel Osman’dan öğrendiğimde, hikâye bambaşka bir derinlik kazanacaktı. Adını birkaç kez duymuştum. Farklı yerlerde, farklı insanlardan. Şimdi, tüm bildiklerimi bir araya getirdiğimde ortaya, en azından benim için, çok çarpıcı bir karakter çıkıyor. İşin ilginci neydi biliyor musunuz? Benim bu konuyu da Semih’le hiç konuşmamış olmam. Bu konuyu da diyorum çünkü ben onunla, şaşıracaksınız belki ama, hayatına dair hiçbir önemli meseleyi konuşmamıştım. Hakkında bildiklerimi ve şimdi size anlattıklarımı hep başkalarından duydum ben. Ne o anlatmak istedi ne de ben duyduklarımdan sonra ya da duydukça anlattırmak... Bizimkiler dünyanın geleceği, önemli tarihi olayların tahlili ve kaybolan değerler gibi biraz kafası çalışan herkesi ilgilendirebilecek, dahası oyalayabilecek konulardı. Sohbetlerimiz bu yüzden kolay taşınabilir ve eğlenceliydi. Ya taşınamayanlar, içe gömülenler? Hiç şüphe yok ki Varujan’la paylaşılanlar da onların arasındaydı. Osman’ın anlattıklarına bakılırsa hayatının önemli bir kısmı o küçük dükkanda Bally kokuları arasında geçmiş bu fazlasıyla hassas adamın çocukluk ve ergenlik yıllarındaki en yakın dostuydu o. Sadece dostu da değildi, mahalledeki o çok seyirci toplayan misket oyunlarındaki tek rakibiydi üstelik. Dostluk da bu rekabetle başlamıştı zaten. Gün gelmiş, belki de en çok bu hasımlık hali yüzünden birbirlerine ne kadar ihtiyaç duyduklarını fark etmişlerdi. Çocuğun babası hali vakti yerinde bir kuyumcuydu ve bunun şaşılacak hiçbir tarafı yoktu. Ermenilerin birçoğu kuyumcu değil miydi zaten? Şaşılması gereken İstanbul’u çok sevdiği halde, günün birinde apar topar, ailesiyle beraber Marsilya’ya göç etmesiydi. O günlerde hiç kimse bu gidişe bir anlam verememişti. Birçok kez ‘Bizim bu şehirle bir aşk ilişkimiz var’ diyen bu adamı böyle bir kararı almaya sevk eden neydi? Hikâyeyi gizli bir keyifle anlatan Osman soruyu hiç şüphe yok ki ilgimi ayakta tutmak için sormuştu. Bozuntuya vermemiştim. Ben de anlatılanları duymaktan keyif alıyordum neticede. Ardından söylenenler bir cevap yerine geçebilir miydi? Söylenenler uyandırmak istediği etkiyi fazlasıyla doğuruyordu neticede. Gerçekler bilinmeyince rivayetlere kapı açılır... Bu sözleri beni birçok hikâyenin beklediğini gösteriyordu. geçmiş tecrübelerim bende bu duyguyu uyandırmaya yetiyordu. Gecenin bir vaktiydi. Bir balıkçı kulübesinin hemen önünde, deniz kenarında parmaklarımızla istavrit yiyor, rakılarımızı içiyorduk. Bu sahnenin fazlasıyla içi boşaltılmış, artık çok beylik bulduğum bir sahne olması umurumda değildi. İçimi  çok sıkan o sıradan filmlerdeki sahnelerin birinde bulmuştum sanki kendimi. Boş vermiştim. Kendimi hikâyelere kaptırmam en doğrusuydu. Duyacaklarım beni hayal kırıklığına uğratmayacaktı.

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.