Haftalık Bağımsız Gazete 28 Kasım 2020

Gördüklerimiz Göremediklerimiz (125)


Mario LEVİ

Mario LEVİ

Okunma 23 Ekim 2020, 10:56

Kunduracı Semih’in tarihi elbette o asla unutamadığı misket şampiyonluğundan ibaret değildi. Gerçekler bu tarihe girildiğinde yavaş yavaş ortaya çıkıyordu. Girmeye cesaret ettiğiniz nispette... Yelloz Şaziye’nin hayatında çok önemli bir yeri vardı mesela. Hem de birçok insan tarafından çok yadırganan, kabul edilmesi güç gibi görünen bir yeri... Ben onun hayatında yer aldığı günleri de bilemedim. Anlatılanlar, bilhassa Kör Tarık’ın anlattıkları, nasıl da sarsıcıydı. Pazarın kurulduğu günlerde küçük tezgahında sadece zeytin satan, Yalovalı, şişmanlığına rağmen birçok erkeğin ilgisini fazlasıyla çeken bir kadınmış. Suyun öteki tarafından geldiğini iyiden iyiye belli eden beyaz teninin ve yemyeşil gözlerinin yüzüne kattığı güzellik miydi bu ilginin asıl sebebi, kendisine sataşanlara veya yer sorunu çıkaranlara, unvanını layıkıyla hak eder şekilde, had bildirmekte zamanla edinmesi mi, karar vermek zordu. Hem davetkâr bir tarafı vardı bu hali yüzünden, hem de erkekleri yanına yaklaştırmayan, çekinilecek bir hususiyeti... Yalova’dan kalkıp bu pazarda zeytin satmaya gelmesiyse ayrı bir muammaydı. Başka yerlerde de aynı işi yapıyor muydu? Neden böyle bir işe girişmişti? Geldiği yerde kimlerle, nasıl yaşıyordu? Bu soruların cevaplarını da kimse bilmiyordu. Sonra da günün birinde hayatı adına herkesi şaşırtan bir adım atmış ve gönlünü mahallede,, nedense ressamlığıyla da bilinen Tabelacı İsmail’e fena halde kaptırıvermişti. Nedense diyorum çünkü hiç kimse etrafta aslında pek sevilmeyen bu adamın resimlerini görmemişti. Neden böyle bilinmişti, neden hiç kimse daha fazlasını kurcalamaya ihtiyaç duymamıştı, dahası neden böyle bir unvana layık görülen, yaptıklarını gösterecek bir çaba içine girmeyip kabul edilenlere itiraz etmeye yeltenmemişti, o da anlaşılamamıştı. Bilinmezlik cazibenin korunmasını mı sağlamıştı? Herkes bir yalanın ortaya çıkmaması için mi anlaşmıştı? Ressam yaptıklarını gün ışığına çıkarmaktan mı çekinmişti? Fırçasından çıkanların hiç kimseye hitap etmeyeceği evhamına fazlasıyla mı kapılmıştı? Bu sorular ressamlık gerçeğini çok farklı yerlere çekebiliyordu. Buna mukabil öyle tartışmaya gelmeyecek bir gerçek daha vardı ki o da İsmail’in aynı zamanda fena halde çapkın olduğuydu. Yaşananların şaşkınlık verici tarafı buradan da kaynaklanıyordu. Karşısındakilerden hep itimat edilecek davranışlar bekleyen bu kadın, bilhassa bu tercihi yüzünden uzak durulması gereken bu adama nasıl kapılmıştı? Kimin kimi ne zaman, nasıl seveceğini kestiremezsiniz, gönlün yolculukları adına halk arasında yayılmış, doğruluğu pek de tartışılamayacak birçok deyim var, diyebilirsiniz. Deyimler de atasözleri de birçok tecrübenin ardından ortaya çıkmıştır. Böyle bir karşılığa itiraz edemem neticede. Söz konusu ilişki için de böyle bir açıklama yapılabilmişti haliyle. Daha ötesi yoktu. Herkesin gördüklerine inanmaya ihtiyacı da vardı ya... Günlerin akışında işi büyütmüşler, nikah masasına bile oturmuşlardı. İsmail’in durulmasının vakti miydi? Soru sorulmuştu. Çünkü böyle bir soruya da herkesin ihtiyacı vardı. Hep beraber, yan yana, diz dize yaşamanın bedellerinden biriydi bu, bilmez misiniz? Evliliğin üçüncü yılında yaşanan korkunç olay sayesinde cevap fazlasıyla verilecekti. İsmail çapkınlıklarından vazgeçmemişti. Şaziye pazarda zeytin satmıyordu artık. Yalova ile bağlarını hepten koparmıştı. Mesleğini bırakmış, evinin kadını olmuştu. Ona hiç yakıştırılamayan tercihlerdi bunlar. Dahası şöhretini sarsan, hatta biraz abartı payı da eklememiz halinde, yer bir eden tercihler... Herkes bu durumu nasıl sineye çektiğini merak etmeye başlamıştı. Herkes, açık açık dile getirmese de, ondan bu aşağılanmanın altında kalmayacağını göstermesini mi bekliyordu? Bekliyordu galiba. Hiç kimse tek laf bile edemiyordu ama bekliyordu, bu kesindi. Bir gün de bu beklentinin karşılığı alınacaktı. Yaşananların tanıklığını yapanlar bu kadarını beklemiyordu belki. Çünkü karşılarına dehşetengiz bir sahne çıkmıştı. Arada sırada düşünürüm. Bu da bir kader miydi yoksa? Oyunlar da hafızalara ve özel tarihlere böyle yazılıyordu işte. Aradaki tek fark, hayatın oyunun kimi oyuncularına biraz daha acımasız davranmasındaydı galiba. Buna yaşananların daha iyi anlaşılması için yapılmış kötü bir şaka da diyebilir miydiniz?

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.