Haftalık Bağımsız Gazete 22 Eylül 2020

Gördüklerimiz Göremediklerimiz (120)


Mario LEVİ

Mario LEVİ

Okunma 13 Ağustos 2020, 10:35

İzzet Bey’in zaman zaman, üstelik bazen hiç beklemediğim, hayatın hızlı akışına kendimi kaptırdığım anlarda, hızın saçmalığına her seferinde dikkatimi çekmeye çalışarak ve elbette gülümseyerek, mesela bir vapur iskelesinde, bir sinemada filmin başlamasından kısa bir süre önce veya metroda, birkaç istasyon arasında anlattıkları, bilhassa çok önemsediği bir değeri devamlı paylaşmaya yönelikti. Dayak yemekten korkmamalıydık, hiç korkmamalıydık. Çünkü asıl dayak yedikçe güçlenirdi insan. Bu durumda dayak yemeye istediğim manayı yükleyebilir, yakıştırabilirdim. O da benim hayatı nasıl gördüğüme ve görebildiğime göre değişirdi artık. Yaşadıklarından biliyordu. Başına gelenler ve bazen bile bile bazen de elinde olmaksızın açtığı belalar ticaret hayatındaki başarılarını hiçbir zaman gölgeleyememişti. O bir krem ve briyantin fabrikatörüydü! İzzet Bey Kremleri! İzzet Bey Briyantinleri! Büyük markaydı, çok ünlü bir marka... Adını taşıyordu. Formülleri o bulmuştu çünkü. Amblemleri bile o çizmiş, yaptırmıştı... Bir zamanlar çok biliniyordu. Duymuş muydum? Duymamış bulunmanın mahcubiyetini örtmek ve elbette bildiğimi göstermek için, tek kelime etmeden, gülümseyerek başımı sallamaktan başka çarem yoktu. Yapabileceğimi yaptım. Çok büyük bir memnuniyet ve gurur ifadesi yayılmıştı bunun üzerine yüzüne. İçimden hem gülmek hem de ağlamak gelmişti. Gerçeğin ya da yalanın neresinde durmam gerektiğine verememiştim çünkü. Haklı mıydı? Bu marka, dediği gibi, bir zamanlar çok ünlü müydü gerçekten? İzzet Bey Kremleri! İzzet Bey Briyantinleri! Anlatmaya devam etmişti. Farklı çeşitleri vardı. Hem kadınların hem de erkeklerin kullanabileceği çeşitleri... Gün gelmiş, fabrika çift vardiya çalıştığı halde, taleplere yetemez duruma gelmişti. Zaman değişmişti ama sonra. Zevkler ve tercihler değişmişti. Fabrikayı da vakti geldiğinde, makinaları ve elbette en mühimi markasıyla beraber, İstanbul’a sadece iş ilişkileri için değil, kendisini biri resmi öteki imam nikâhlı karısından farklı şekillerde memnun edebileceğine inandığı kadınlarla gizliliğin verdiği heyecandan da güç alarak tesis ettiği, mutlaka içkili sazlı gecelerin beş yıldızlı otel odalarında biten ilişkileri için de sık sık gelen Siirtli bir hacı yağı ve el yapımı yeşil bıttım sabunu imalatçısına yaşadığı bu evi almasına imkân verecek bir bedele, hepsi vadelerinde sorunsuz ödenen birkaç senede satmıştı böyle olunca. Efsane marka Anadolu’da hayatına devam edecekti... İlerleyen yıllarda akıbetini öğrenememişti. Bu satışla ticari faaliyetlerine nihayet koymuştu ama. Yıllarca çok çalışmıştı zaten. Seyahatlerden bıkmıştı. Eskisi kadar çok yemek yiyemiyordu. Çapkınlıklarına imkân veren şartlar da eskisi gibi değildi. Çok para kazanmasına gerek yoktu bu yüzden. Hafızasında kalanlarla idare edebilirdi. Unutmamayı tüm gönlüyle temenni ettikleriyle... Sıcak bir yaz günüydü. Evinin perdeleri kapalı ama camları açıktı. Dışarından sokağın sesleri geliyordu... Bulunduğumuz, fabrikasını elden çıkararak satın aldığını söylediği ev, yaşanmışlığı, eskimişliği, ama aynı zamanda da yaşanmışlığı  birçok tarafıyla dışa vuruyordu. Kim bilir hangi heyecanla alınmış konsol duvar saati artık çalışmıyordu. Çan sesinin çok güzel olduğunu ama onu gerektiğince tamir edebilecek, daha da önemlisi teslim edebileceği tamirciyi bir türlü bulamamaktan yakınmıştı. Beklentisine karşılık verebilecek bir iki kişi tanıdığımı söylememi de duymazlıktan gelmiş, ya da dikkate almamıştı. Belki de artık tamir edilmesini istemiyordu. Kim bilir bu tercihinin ardında da hangi hikâye yatıyordu. Ketumiyet, salonun bir köşesinde duran Singer dikiş makinası için de geçerliydi, duvarların birine asılı varaklı büyük ayna için de... Onlar evin sırları ve dokunulmazlarıydı... Ben de o anları kendime yazdım. Bu lafların ardından muzipçe bakmıştı. Heyecanlanmıştım. Böyle hallerini iyi biliyordum çünkü. Arkalarından beni mutlaka şaşırtacak ve etkileyecek bir hatıra gelirdi çünkü. Bir hikâye, ya da saklanmış, çok değer verilmiş birkaç an... Daha önceki birçok sohbetimiz bana bu tecrübeyi yaşatmıştı. Ben de gülümsemeye çalışmış, nefesimi tutmuş, kendisini can kulağıyla dinlemeye hazır olduğumu ifade etmeye çalışmıştım. Duyacaklarım hiç bilmediğim bir yanını görmeme imkân tanıyacaktı. Onsuz bir İzzet Bey’i düşünemem artık. 

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.