Haftalık Bağımsız Gazete 14 Ağustos 2020

Gördüklerimiz Göremediklerimiz (118)


Mario LEVİ

Mario LEVİ

Okunma 09 Temmuz 2020, 12:56

Şakir, Nizami’nin İzzet Bey’i o incelmiş sesindeki titremeyle hafiften gülümseyerek sorması üzerine kahvede esen buz gibi havayı yine onca farklı insanla uğraşmaktan gelen tecrübesiyle bir nebze ısıtmayı başarmıştı. Verdiği cevap oyunu sürdürmekteki kararlılığını göstermeye yetiyordu.

“Yok abi ya! Birkaç gündür gelmiyor. Baharda onun astımı artar bilirsin. Onca yıl sigara içmiş bir de. Şimdi içmediğini söylüyor ama...  Dinleniyordur evinde. Yakında düzelir, gelir. Yani tekrar gelirsen...”

Cep telefonuna bakmaya devam ediyordu Nizami. Söyledikleri bir sitem mi taşıyordu, hakiki bir minnet mi pek belli değildi ama çok içten geliyordu, belliydi.

“Yok yok... Bir daha böyle kolay gelmem ben buralara Şakir. Hayat yani, belli olmaz da, orada işim çok benim. Sen ona kendisine teşekkür etmek için geldiğimi söyle. Hayatıma yeni bir sayfa açtım sayesinde. Bu kadar...”

Duydukları karşısında Şakir’e artık susmak düşüyordu. Ne diyebilirdi ki zaten. Başını sallamıştı sadece. Teşekkürünü ileteceğini veya dediklerini anlıyorum manasında herhalde. Beklenmedik misafir bu sözlerinin hemen ardından çayından son yudumu da alarak hızla kalkmış, elinde göstermeye de çalıştığı parlak, şık, hiç şüphe yok ki pahalı cep telefonuyla kapıya yönelmişti. Dışarı çıkmadan önce herkese dönerek söyledikleri de dokunaklıydı.

“Hayat da bir oyun beyler... Bazen kötü bazen iyi... Bazen büyük bazen küçük... Bazen komik bazen acıklı... Oynamaya bağlı yani... Haydi siz kendi oyunlarınızı oynamaya devam edin...”

Sözlerini söyler söylemez hiçbir karşılık beklemeden çıkmış, hızla uzaklaşmıştı. Hepsi bu kadardı. Kahvedeki sessizlik uzun süre devam etti. Oyunlar oynanmaya devam ediyordu ama herkesin aklı gördüklerinde ve duyduklarındaydı, hiç şüphem yoktu.

Çayımı içiyordum, defterime Fehime Hanım’ın hikâyesi hakkında birkaç satır yazmaya çalışıyordum ama ben de bu sahnenin etkisi altında kalmıştım. Aklımı meşgul eden bu beklemediğimiz ziyaretçinin kıyafeti, hali tavrı değildi artık yalnızca. O incelmiş sesi de değildi. Bu halin, cinsel tercihindeki temel değişiklik adına uyandırdığı duygu da değildi. Ben aynı zamanda, biraz da aldığım yol gereği, onun kapıdan çıkarken söyledikleriyle de ilgilenmeliydim. Kendisini ifade etme şekline takılmıştım bir kere. Tanıdığım Nizami böyle laflar edecek adam değildi, evet. Ne yapmıştı, hangi tecrübelerden geçmişti de böyle bir yere gelmişti? Hakkında yıllardır yanılmış mıydım yoksa? O hep böyleydi de ben mi fark edememiştim? Cevabı hâlâ veremiyorum. Bu karşılaşmanın üzerinden iki yıl daha geçti ve Nizami bir daha buralarda görünmedi çünkü. Bana sorarsanız çok uzun süre için de görünmeyecek. Yokluğu, hakkında başka rivayetlerin çıkmasına da yol açtı tabii. Onların kaynağında da, artık söylememin vakti geldi galiba, tüm öteki rivayetlerde olduğu gibi, kahvenin mahallede daha çok palavracılıklarıyla nam salmış iki vazgeçilmez müdavimi vardı. Biri sadece etraftaki evlerin değil, birçok köşkün ve pahalı villanın da işlerini yaptığını, yaparken de bazı maceralar yaşadığını ballandıra ballandıra anlatırken hep gülen, üstelik fazla gülen, hatta bazen böyle gülerken ağladığı izlenimini bırakan, alkole ve sigaraya tutkun, emekli bevliyeci Fettah Bey’in takma dişlerinin oynamasını bir türlü engelleyemeyerek ‘çok küçük çüklü’ dediği Memluk, diğeri memleketin nerdeyse her köşesini bucağını dolaştığını, farklı şehirlerde dört ayrı evlilik yaptığını, mutlaka yeni bir toprak reformuna, hatta bir tarım ülkesi olmamız gerektiğini ısrarla ve heyecanla söylemekten vazgeçemeyen sosyalist Hasan’dı. İkisi de haber kaynaklarını tartışılmaz buluyor ama belirtmeye asla yanaşmıyordu. Tercihleri daha çok dinlenmelerini sağlıyordu böylelikle. Bir gerçeğin farkındaydılar bence. Birçok insanın hâlâ masal dinlemeye ihtiyaç duyuyordu. Hele bir de serde kötü büyümenin sancıları varsa... Büyüdükten sonra yaşananlar hayal kırıklıklarına da bulanmışsa... Hayat neticede kandırmacalarıyla da devam etmek zorundaydı...

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.