Haftalık Bağımsız Gazete 13 Temmuz 2020

Gördüklerimiz Göremediklerimiz (117)


Mario LEVİ

Mario LEVİ

Okunma 23 Haziran 2020, 13:29

Nizami’nin aldığı ağır darbenin ardından mahalleden gitmeyi seçmesi ve kayıplara karışması, bu hikâyede aldığı rol de dikkate alındığında elbette kaçınılmazdı. Hakkında birçok rivayet çıktı haliyle. Gün geldi kahrına dayanamayan kalbinin çocukluğunu geçirdiği Karagümrük’te durduğu söylendi, gün geldi Ukrayna’da intihar ettiği ya da Afrika’da kaçakçılık yaptığı ve Adisebaba’da hayatını eşkıyalıkla kazanan bir sevgili edindiği... İzmir torbayla kandırmaya çalıştığı, İstanbul’u sık sık geldiği ve çok sevdiği için iyi tanıyan İrlandalı eski bir boksör tarafından Zürafa Sokağı’nın tam girişinde dövülerek öldürüldüğü bile söylendi. En çok konuşulansa aldığı darbe yüzünden çok övündüğü çapkınlığının ve bu çapkınlığı sağladığını birçok kez büyük bir iddiayla ifade ettiği, toz kondurmadığı erkeklik gücünün nihayet bulduğu ve cinsel tercihinin değiştiğiydi. İki yıl kadar sonra bir bahar günü kahveye geldiğinde bu rivayetin doğruluğunu gösterecek değişime yeterince uğramış görünüyordu. Çok şıktı. Bana hep bakımsızlığının en öne çıkan işaretleri gibi gelen kirli sakalı ile yağlı ve kıllı teninden yayılan o zor tahammül edilir ter kokusundan eser yoktu. Aksine, traşlı yüzü, belki sürdüğü krem sebebiyle parlak bile görünüyor, özenle kesilmiş pala bıyıklarıyla ilginç bir tezat teşkil  ediyordu. Artık güzel parfüm kokuyordu. Göbeği gitmişti. İnce kesim siyah kot pantolonunun üstüne giydiği gül kurusu rengindeki ceketi de çok çarpıcıydı, boynundaki gümüş madalyonlu deri kolye de, sağ kulağındaki halka küpe de... Sivri uçlu, çok şık, parlak siyah deriden ayakkabıları da ilgimi çekmişti. Kötü niyetli biri bu ayakkabıları kendisine bu darbeyi vurana aynı karşılığı vermek için giydiğini düşünebilirdi. Herkes yine şaşırdı elbet. Boş bir masaya yavaşça oturup çay istediğindeyse daha çok şaşırdı. Sesi bayağı incelmişti. Şakir ise, bu beklenmedik ziyaret, kıyafet ve ses karşısındaki hayretinden, etrafındakilere şöyle bir baktıktan sonra, ancak onca yılın verdiği tecrübeden güç alarak sıyrılabildi, hal hatır sorma faslına samimiyeti elden bırakmadan, deyiş yerindeyse racona uygun bir şekilde, fazla bozuntuya vermeden geçmeyi başardı.

“Nerelerdesin be abi! Gözümüz yollarda kaldı. Hayrola?”

‘Hayrola’ kelimesi bu durumda birçok anlama gelebilirdi. Ters anlaşılabilir ya da yorumlanabilirdi. Nizami soruya kızgınlıkla cevap verebilirdi. Korktuğum olmadı. Söylenenler daha ilk anlarda uyandırılan izlenime uygundu.

“Uzun yoldan geliyorum Şakir, çok uzun yoldan. Amerika’dan, fırsatlar ülkesinden... Ticarete atıldık, Allah yürü ya kulum dedi. Tıpla alakalı işler yapıyorum. Anlatmayayım şimdi, anlamazsınız. Çok param var artık. Buraya da iş için geldim. Büyük hastanelerle görüşüyorum. Fazla vaktim yok. Bir çayını içip gideceğim”

Bu lafları o ince sesini biraz yükselterek etmişti. Zaferini göstermeye ihtiyaç duyduğu için mi? Öyle görünüyordu. Konuşmasını da düzeltmişe benziyordu. Tanıdığım tombalacı Nizami her beş kelimesinin arasına bir küfür koymayınca rahat edemezdi çünkü. Bu kadar düzgün ifadeler de kullanamazdı ayrıca. Ona bir el değmişti sanki. Tarif edemediğim, göremediğim ama varlığını hissettiren bir el... Şakir’eyse bu gördükleri ve duydukları karşısında yine alışılagelmişe uygun bir karşılık vermek düşüyordu. 

“Hayırlı olsun abi, ne diyeyim...  Allah mahcup etmesin”

Herkes artık sessizdi. Okey atmaya devam edenler de vardı ellibir oynamaya devam edenler de ama sahneyi göz ucuyla da olsa seyretmeyen yok gibiydi. Nizami’nin şık ve çarpıcı cep telefonuna baktığı halde hayretle seyredildiğinden de hiç şüphesi yoktu bence bu arada. Yanında duran Şakir’e yine yüksek fakat bu sefer hafiften titreyen o ince sesiyle birçok manaya gelebilecek o soruyu sormasını başka türlü açıklayamazdım.

“İzzet Bey yok galiba... Kötü bir şey olmadı ya...”

Etrafta aniden buz gibi bir hava esmişti. Laflar o tekmenin şahitliğini yapanlarda olumlu olumsuz birçok ihtimali doğurabilirdi. Bazı dönüşler pek masum olamazdı neticede. Seyirlik bir başka sahnenin hazırlığı mı yapılıyordu? Birkaç an... Sessiz birkaç an... Soru beraberinde bir derinliği de getirmişti...

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.