Haftalık Bağımsız Gazete 03 Haziran 2020

Gördüklerimiz Göremediklerimiz (115)


Mario LEVİ

Mario LEVİ

Okunma 21 Mayıs 2020, 14:27

Hiç unutmam, İzzet Bey, birçok işsizin güçsüzün, umutlarını çoktan kaybetmiş emeklinin ve tüm ticari başarısızlıklarına rağmen, gereken parayı bulmaları halinde, yapacakları büyük işleri anlatmaktan vazgeçemeyen alkolle ilişkisini iyi tutan hayalperestin ısrarla devam ettiği, o aşık geleneğine duyduğu sevgiyi ara sıra  icra ettiği türküler ve farklı sazlarıyla göstermeye çalışan tek gözlü Şakir’in kahvesinde, kendisiyle bazen ‘Hayrola, işler çok mu konsolos’ diyerek alay eden tombalacı Nizami’nin bacaklarının tam birleştiği yere, beklenmedik bir atak yaparak, sivri uçlu sert İtalyan ayakkabısıyla bir sabah öyle bir tekme patlatmıştı ki, olayın şahitliğini yapanlar, aniden vuku bulan bu sahneyi günlerce konuşmaya ihtiyaç duymuştu. Olay sadece bir tekmeden ibaret değildi çünkü. Onun, sakin sakin demli çayını içtiği ve gazetesini ince okuma gözlüğüyle başını yine muhtemelen okuduklarının verdiği hoşnutsuzlukla, adını veremediğim bir şeylere itiraz edercesine, sağa sola salladığı anlarda, birçok kez duyduğu halde umursamazlıkla karşıladığı bu alaycı sözleri duyar duymaz yerinden aniden kalkışı, o tekmeyi savururken, kurbanına “Sen İzmir torba yapmana bak yavşak!” demesi, eylemin hemen ardından da ‘bitti bu iş!’ dercesine ellerini birbirine vurup ovuşturmasıyla  birlikte iskemlesine yavaşça oturması, yeşil çuha örtülü masanın üzerinden biraz dağılmış halde bulunan gazetesini düzelterek okumaya devam etmesi, çayından bir yudum daha alması da görülmeye değerdi doğrusu. Yediği şiddetli ve beklenmedik tekmenin verdiği acıyla iki büklüm olmuş, ellerini acının kaynağına götürerek “Hassiktir! Taşşaklarımı patlattın! İğdiş ettin beni puşt konsolos!” diyerek feryat etmesi de görülmeye değerdi tabii. Orada kalması mümkün değildi artık. Birçok açıdan mümkün değildi. Hem duyduğu acının getirdiği, sözlerine de yansıyan korkuyla baş etmek zorundaydı artık, hem de onca insanın karşısında böyle rezil edilmesinin verdiği utançla... Hepimiz donmuş kalmıştık. O kadar şaşkınlık içindeydik ki hiçbirimizin aklına Nizami’nin yanına gitmek gelmemişti. Şakir dışında... Ama o da biraz sırtına hafiften vurarak gereken uğurlamayı yapmasının ve dışarıda muhtemelen çok bildik sıradan birkaç teskin edici laf etmesinin ardından mekâna geri dönmüştü. Tek kelime edemiyorduk. İzzet Bey tam o anlarda sıradan bir günde elbette beklenebilecek, ama bu hareketinden sonra, ne gizleyeyim, pek de beklenmeyecek bir sakinlikle çayının tazelenmesini istemiş, gözlerini ısrarla okuduğu ya da okuduğunu göstermek istediği gazetesinden ayırmamıştı. Birkaç dakika sonra da kendisine şaşkınlıkla bakanlara bir açıklama yaparcasına söyledikleriyse üzerindeki ilginin daha da artmasına fazlasıyla yetmişti.

“Zavallı çocuk! Benim sadece Beyoğlu’nun parlak sokaklarını bildiğimi sandı”

Laflar kahvedekiler için biraz zor anlaşılır sayılabilirdi. Yine de herkes söylediklerinden arka sokakları çok iyi tanıdığını anlamakta zorlanmadı. Açıklama, tekmenin ardından, ikinci şaşkınlığı doğuruyordu. Hiç kimse ona, o güne kadar bu sokakları yakıştıramamıştı çünkü. Kahveye her zaman eskimiş, ama çok kaliteli bir kumaştan, üstelik usta bir terzinin elinden çıktığı görülen takım elbiseleri, temiz gömlekleri ve adeta ‘alamet-i farikası’ gibi değerlendirilecek papyonlarıyla gelen, nezaketi hiçbir zaman elden bırakmayan, okey atmayan, konuşmayı pek sevmeyen, sadece sessizce gazetesini okuyan, yaşını başını bir hayli almış bir adamdan başka ne beklenebilirdi ki... O aynı zamanda bir konsolostu üstelik. Fahri konsolostu ama bu unvanı hak etmek için gereken mührü, haliyle de yetkiyi elinde yıllardır, hiçbir tereddüde mahal bırakmadan, gururla bulunduruyordu. İddiası buydu. Hangi ülkenin konsolosluğunu yaptığınıysa  hiçbir zaman söylemeye yanaşmamıştı. Bir keresinde sorduğumda verdiği cevap pek fazla ilerlememe imkân tanımamıştı.

“Küçük bir Orta Amerika ülkesi... Sorsam, haritada yerini gösteremezsin...”

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.