Haftalık Bağımsız Gazete 26 Mayıs 2020

Gördüklerimiz Göremediklerimiz (112)


Mario LEVİ

Mario LEVİ

Okunma 26 Mart 2020, 13:04

Akşamın esintisi içime işliyordu. Duyduklarım çok eski bir hikâyeden geliyordu çünkü. Yorgun bir hikâyeden... Yorgunlukları hiç şüphe yok ki, tüm çabalara rağmen, yeterince dile getiremeyecek hikâyeden... O bir yıldızdı, evet. Üstüne adeta yapışan bu role inanmak zorundaydı. Yıldız... Sahne adıyla Yıldız... O ışıklı yazılardaki adıyla... Kötü çekilmiş, mutlaka gülmesi gereken fotoğraflardaki adıyla... Yıldız... Elbette Yıldız... Böyle bir sahneye Fehime adıyla çıkacak değildi ya... Gülmüştü o anlarda. Derin bir kederle, çok içinden gelerek, görmüştüm. Sıradan bir gülüş değildi bu elbet. Kim bilir ne çok duyguyu barındırıyordu. Ne çok söylenemeyeni... Belki de söylenmeye değer bulunmayanı... Boş kadehini kaldırmıştı. Doldurmam için... İtiraz yoktu. İstediğini yapmıştım. Sonra bir başkasını isteyecekti. Sonra bir başkasını... Ona yetişmem mümkün değildi. Yetmişini çoktan aşmıştı. Hayatının hangi dönemindendi bu hatırladığı? Soramamıştım. Önemli miydi? Yine duyduklarımla kalmalıydım. Hikâyenin artık çok eskilerde bırakıldığını düşünerek. O delikanlıyı bir daha konuşmamıştık. Bu kadarı yeterliydi zaten. Bazı kırgınlıklar öyle uzun uzun konuşulamazdı. O akşam beni uğurlarken söyledikleri de bu sebeple hafızama hiç unutamayacağım bir sesle yazıldı.

“Anlattıklarımı unutmayacaksın, değil mi? Unutmayacaksın... Yazacağım dedin ya... Bunu yaz bak, mutlaka yaz... Bakarsın hepten unuturum bir gün... Nerden bileceksin...”

Delikanlıyı o karanlık mağarada bırakmak istediği için mi bir daha konuşmamıştık? Kim bilir. Ondan sonra başka akşamlarda hayatın kendisinde iz bırakmış başka sahnelerini konuşmuştuk zaten. Annesinin akvaryumlara delicesine tutkun  emekli bir deniz albayıyla yıllarca yasak bir aşk yaşadığının, sokak ortasında tam bir haşlanmış mısıra ilk ısırığını atmış gibi görünürken, her gün özenle incelttiği iki kaşının tam ortasından pompalı tüfekle vurularak öldürülmesinin ardından, başucundaki komodinin gizli bir bölmesinde bulunan günlükten ortaya çıkması da bu konuştuklarımız arasındaydı, babasının bu gerçek karşısında ne kadardır bastırdığı eğilimlerini Karaköy’ün tekinsiz gece sokaklarında bıçkın delikanlılarla  doyasıya yaşamaya başladıktan iki yıl sonra, paslı bir jiletle bileklerini çok derinden kesmeyi başarıp bu dünyadan, son nefesini verdiği tuvaletin fayanslarına kanıyla ‘Feza geliyorum!’ diye yazarak sessizce dünya değiştirmeyi tercih edişi de, halası tarafından başka çare kalmadığından büyütülüşü de, on altıncı yaş gününde eniştesi tarafından zorla kadın yapılışı da, güzelliği yüzünden büyük ticari işlerin halledilmesi için, zengin işadamlarına beş yıldızlı otellerin odalarında birkaç saatlerini çok iyi geçirmeleri için sunulmasına aracılık yapan, çevresinde şıklığı ile maruf bir kadına satılışı da, mesleğini çok iyi icra ettikten epey sonra, böyle bir iş için artık yeteri kadar cazip bulunmadığından transfer edildiği, hem pek de öyle parlak sayılamayacak sesini rağmen şarkıcılık, ağzı çok iyi laf yapabildiği için de kibarca bir söyleyişle yarenlik hizmeti verdiği pavyonun sahibi karanfilli Arap İsmail’in kendisine her manada sahip çıkışı, bir emekli maaşı bile bağlatmayı başardığı günün hemen ertesinde,  tamirat yaparken elektriğe kapılıp hayatını bitirmesi de, oğlunun Almanya’da bir Arnavut’la beraber işlettiği İtalyan lokantasında, çok sevdiği Kürt aşçısı tarafından, kapıldıkları Yunanlı bir kız yüzünden ağır şekilde yaralanmasıyla birlikte, Hollanda’nın bir köyüne yerleşip peynir yapmaya başlaması da, yıllar yılı can yoldaşlığını yapan kedisinin bir gün gelip evine nasıl yerleştiği de, sokaktan geldiği için, bir zamanlar çok etkilendiği o filmden esinlenip kendisine sokak kızlığını yakıştırarak İrma adını verişi de, hissettiği yakınlığın tam da bu yüzden kaynaklandığını da, buluşmalarını bir kader gibi görüşü de... Söylediklerinin  ve söyleyemediklerinin hepsi oydu. Hepsi, anlatarak kendisini yaşamak isteyen Fehime Hanım... Sohbetlerimiz böyle hayat bulmuştu. Hatıralar böyle kaybolmaktan kurtarılıyordu...

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.