Haftalık Bağımsız Gazete 28 Şubat 2020

Gördüklerimiz Göremediklerimiz (107)


Mario LEVİ

Mario LEVİ

Okunma 16 Ocak 2020, 17:21

Tayyar Amca’nın hayatın geçiciliği üzerine biraz da kırgınlıkla söyledikleri bana o sohbetin artık kesilmesi gerektiğini hissettirmişti. O akşam için bu kadarı yeterliydi. Bana çok büyük bir ihtimalle kendisinin de büyük bir oyunun rollerinden birini yıllarca oynadığını söylemek istiyordu. Sandığımın ve görebildiğimin aksine, bu rolün, başka roller dikkate alındığında, çok önemli bir rol olmadığını da... Yine ne görebildiysem, görmüştüm. Artık gitme vaktiydi, evet. Epeydir susuyorduk zaten. Bu suskunluk başlangıçtaki suskunluğa kimi yönleriyle benziyor, kimi yönleriyle de benzemiyordu. Aradaki en kayda değer fark, kendimizi artık çok yorgun hissetmemizdeydi belki. Benim için öyleydi en azından. Sayesinde hiç beklemediğim bir hikâyenin içine girmiştim. Çıkmak o kadar kolay değildi elbet. Beraberimde götüreceklerim vardı. Ama giderayak, galiba soruma vermekten kaçamadığı cevabın da etkisiyle kendisini biraz üzgün gördüğümden, gönlünü elimden geldiğince almaya çalıştım.

“Hikâyenin en güzel tarafında maneviyatını hâlâ kaybetmemiş bir adam vardı. Onu görüyor musun?”

Denize bakmaya devam ediyordu. Başını salladı. Teşekkür etmek ister gibiydi. Belki de başka bir duygunun içindeydi. Çok daha zor ifade edebileceği ve paylaşabileceği bir duygunun içinde... Çaresizlik, çok derin bir üşüme, bir uçuruma düşme veya bir hapishaneden kurtulamama hali... Hepsi mümkündü. Başka göremediklerim de... Ama ben o anlardan yalnızca bu sade teşekkürü çıkarmayı tercih ettim.  

Dönüş yolunda ne hayatların nerede heba olmuş gibi görünürken nasıl değer kazanabildiklerini de tekrar aklıma getirdim. Duyduklarımın ardından Sabit Bey’i bir daha görmeden edemezdim. Ertesi gün dükkâna gidecektim. Erkenden açardı nasılsa. Kendisine hakkında öğrendiklerimi söyleyemeyecektim herhalde. Fark etmezdi. Tayyar Amca’ya rastladığımı söylemem yeterliydi belki.

Eve döndüğümde Seyyan Hanım’dan birçok hikâyemde döndüğüm o şarkıyı bir daha dinledim. Sonra bir daha... Bir daha... Mazi Kalbimde Yaradır... Bu sefer de Nihan için... Yaşadıkları ve yaşayamadıkları için... Kapıldığı girdap için... O artık hayatımda sadece Sabit Bey’in buhranlar içinde kıvranan ablası olarak kalamazdı...

Gece, belki de sabaha karşı, rüyamda Bizet’nin İnci Avcıları’nın o çok içime işleyen aryasını bir yerlerden duyar gibi oldum. ‘Je crois entendre encore.../Hâlâ duyar gibi oluyorum...’. Yine bir deniz kenarındaydım. Güneş batmıştı. İstanbul o benzersiz laciverdi ile yeni bir akşama hazırlanıyordu. Yazdı. Belki de sonbaharın ilk günleri... Tek başımaydım. Çok iyi bildiğim bir yerde kaybolmuş gibiydim. Kendimi bulduğum bu yer farklı zamanlarda yaşadığım birçok yerin izlerini taşıyordu da, ondan belki. Nereye gitmem gerektiğini de bilemiyordum ayrıca... Uyandığımda ‘Hayırdır inşallah’ demeye ihtiyaç duydum. Rüyayı neden gördüğümü anlamaya çalışmadım ama. Neyi, niçin deşecektim ki... Bu şarkı dedemin en sevdiği şarkıydı. Bana miras olarak bıraktığı ve hep ardımdan gelen, birçok zamanıma taşıdığım şarkılardan biri... Bu kadarını hatırlamakla yetinebilirdim.

Ertesi sabah tüm bu yaşadıklarımın ve öğrendiklerimin yol açtığı sarsıntıdan sıyrılmaya çalışarak Sabit Bey’i görmeye gittim. Dükkan yine o alıştığım sessizliğindeydi. Çayını içiyordu. O küçük törenin en keyifli yerine yetişmiştim. Beni görür görmez yerinden kalktı, gitti, bir bardak çay da bana koydu. Kendisini sohbete kapatmayacağının en açık işaretiydi bu. Aksi de söz konusu olabilirdi. O zaman da çay getirmez, sadece hal hatır sorar, aldığı cevap ne olursa olsun, önündeki eski moda dergilerine sesini çıkarmadan bakmaya devam ederdi. Başka bir parolaydı bu da. Yalnız kalmak istiyorum demekti. Biz böyle sohbetler de yapmıştık. Çay yeni demlenmiş gibiydi. Çok güzel kokuyordu. Böyle hallerde sohbete açık olduğunu gösterirdi de, ilk sözü mutlaka benden beklerdi. Sesini çıkarmadan önündeki ince belli çay bardağına bakması bundandı. Ne diyebilirdim? Daha bir akşam önce duyduklarımdan yola çıkabilir miydim? Neyi, ne kadar bildiğimi söylememeye kararlıydım oysa... En doğru adım yine en kolay adım mıydı yoksa?

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
az Zala ltuntaşl - 1 ay önce
Her yazınız gibi bu da muhteşem olmuş.Ellerinize sağlık efendim.