Haftalık Bağımsız Gazete 18 Ocak 2020

Gördüklerimiz Göremediklerimiz (104)


Mario LEVİ

Mario LEVİ

Okunma 05 Aralık 2019, 11:22

Tayyar Amca’nın anlattıkları bana bir hikâyenin daha iyi anlaşılması için yaşananlara her kahramanın açısından ayrı ayrı bakılması gerektiğini bir daha gösteriyordu. Hayatta da böyle değil miydi zaten? Bu bakışı ihmal ettiğimiz için birçok ilişkimizi gerektiğince sürdüremiyor hatta heba etmiyor muyduk? Nihan’ı da, o yasak aşk yaşadığı ve adını hâlâ öğrenemediğim bakanı da, eşini de bu hikâyenin içinde çok değerli bir yere koyabilirdim artık. Sabit Bey yine burada, tam da burada aklımı kurcalamaya ve bana yeni sorular sordurtmaya devam ediyordu. O, bu ilişki ağında yol almaya, hatta hayatta kalmaya çalışarak,  daha doğru bir söyleyişle de hikâyede kendisine tanınan yerde adımlarını atarak, neyi, nasıl daha taşınabilir bir hale getiriyordu? Oyunun masumiyeti, görünürdeki masumiyeti, bir vicdan muhasebesinden kurtulmasına nereye kadar izin veriyordu? Ablasının ölümünden kendisini de mesul tutuyor muydu? Eğer öyle idiyse bu duyguyla nasıl baş edebiliyordu? Durduğu yeri kendisine gerektiğince anlatabiliyor muydu? Sorular birbiri ardı sıra gelebilirdi. Onlara kendimi yine teslim etmeyi bilmem yeterliydi. Her biri bir başka ihtimali zorluyordu. Devam edemedim ama. Duyduklarım beni yeni yalnızlıkla buluşturuyordu. Hayata çok çarpıcı, hatta iyice deşildiğinde, kaldırılması kolay görünmeyen bir yalnızlık hikâyesine...

“İkisi de evlenmedi. Hayatlarının can yoldaşlarını bulamamanın acısını birbirlerinden güç alarak taşımaya çalıştılar. Aralarında özel bir bağlılık vardı. Bir abla kardeş ilişkisinin çok ötesinde bir bağlılık... Yaşadıklarının kaynağı da orada saklıydı belki. Etraflarındaki gibi masum aileler kurmalarına imkân verecek o can yoldaşlarını bulamamalarının ya da bulamadıklarına inanmalarının sebebi de... Kader bazen mahkumiyetleri de getirebiliyordu. Kurtulamadığın, hatta galiba kurtulmak istemediğin mahkumiyetleri...”

Anlattıkları beni yine bir başka karanlık tarafla karşı karşıya bırakıyordu. Hem de sefer galiba çok karanlık bir tarafla. Nasıl bir hikâyeydi bu? Nerden nereye gelmiştim? Hayal dünyam beni yine aşmaya çekinebileceğim bir sınırın yakınlarına getirebilirdi. Özel denen bu bağlılığın sınırına... Bu bağlılık nasıl bir tarihe sahipti? Nasıl bir geçmişe? Nasıl bir duygu iklimine? Dahası neden ‘özel’ olarak görülmüştü? Kelimenin öyle çok çağrışımı vardı ki... Hele bir de söylenmiş bulunanlar dikkate alındığında... Soruyu sormadan edemezdim. Daha da ilerlemek bir kaçınılmazlık hali almıştı artık. Aldığım cevap bu beklentinin yerindeliğini tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyordu.

“Özeldi işte... Tuhaf da diyebilirsin istersen. Bazı gerçekleri kabul etmek zordur. Taşımak daha da zordur... Tutku nedir bilir misin? Saplantı? Düşkünlük? Ne bileyim... Öyle bir şey işte... Derin ama aynı zamanda, çok derin... Yalnız bak, bunlar benim hislerim. Sabit bana bu mevzuda tek laf etmedi. Ben sana ne gördüysem, onu anlatıyorum. Ne gördüysem, tamam mı? Gözler yanıltabilir bazen. O zaman da kendine sen bunları neden böyle gördün diye sorabilirsin. Zor soru değil mi? Zor soru, evet. Yıpratıcı bir soru... Cevap vermek istemezsin, kaçarsın. Ben de kaçtım işte...”

Benim de burada durmam mı gerekiyordu? Kaçmam. Daha fazlasını görmeyi reddetmem... Belki. Ne var ki öte yandan bir ses, o hikâyecilik yanım, yeni soruları  da doğuruyordu. Artık... Artık tam aksine, gidebileceğim yere kadar gitmek vardı.

“Nasıl bir çocukluk geçirmişlerdi kim bilir... Nasıl bir ergenlik... Nasıl bir annenin ve babanın çocuklarıydılar? Yaşadıkları ev nasıl bir evdi?”

Sabırla dinlemişti. Bana bakmadan. Bitirdiğimi anladığında hikâyeyi daha da iyi görmeme yardım etmesi gerektiğin farkında olan bir çeşit rehber tavrıyla, bir başka gizli odanın kapısını aralamıştı. Bir odadan bir başka odaya geçiyordum. Bu beklemediğim uzun sohbetin kaderinde böyle bir yol almak da vardı demek. İtirazım yoktu. Bu yol hikâyeciliğin de kaderine o kadar uyuyordu ki...

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.