Haftalık Bağımsız Gazete 22 Kasım 2019

Gördüklerimiz Göremediklerimiz (100)


Mario LEVİ

Mario LEVİ

Okunma 10 Ekim 2019, 10:02

Tayyar Amca’nın o bankta yine tek başına, çok uzaklara dalmış gibi oturması, aslına bakarsanız, hiç şaşırtıcı değildi. Onun, nasıl desem, doğasının vazgeçilemez bir parçasıydı bu sanki. Tarihinin kabul edilmesi gereken bir tezahürü... Kim bilir o anlarda içinden, geçmişin neresinde kalmış kimlerle konuşuyordu... Yaşı hakkında farklı rivayetler dolaşmıştı etrafta. Hiçbirine kulak asmamış, dahası itibar etmemiştim. Yol açabilecekleri hakkında, başka hikâyelere nefes vermiş kahramanlarımdan gereken tecrübeleri edinmiştim neticede. Yine de şu kesindi. Anlattıklarını dikkate aldığınızda onu hiç tereddüt etmeden Balat’ın hafızalarından biri gibi görebilirdiniz. Hatırladıkları çok eskilere dayanıyordu çünkü. Bazılarını yaşamamış bulunması mümkündü. Onları sadece birilerinden duyduklarına dayanarak aktarıyordu belki. Bazılarını düpedüz uyduruyor bile olabilirdi. Fark etmezdi. Uydurabilmek için bile, nasıl adlandırılırsa adlandırılsın, bir şeyleri şöyle veya böyle bilmek gerekmiyor muydu? 

O akşam hüzünlüydü. Beni görüp de eliyle yanına çağırdığında ve oturmamı işaret ettiğinde bunu daha iyi görmüştüm. Yanında bir poşet vardı. Otururken yine eliyle dikkat etmemi ifade etmeye çalıştığında, içinde kırılabilecek bir eşya bulunduğunu anladığım, daha önce başka bir amaçla da kullanıldığı, yıpranmışlığından, hatta hafiften kirliliğinden, hemen anlaşılan bir poşet... Denize bakmaya devam etmişti bir süreliğine. Ben de ona eşlik etmiştim. Aramızda ne duruyordu,  merak etmemiş değildim doğrusu. Beni çağırmasının sebebi kırılabileceğini düşündüğüm o eşya olabilir miydi? Kuvvetli bir histi bu. Onun bendeki tarihine dayandırabileceğim bir his... Soruyu yine soramazdım. Bu da başka hikâyelerden edindiğim bir tecrübeydi. Suskunluklar bazı kapıları uzun konuşmalardan çok daha kolay açabiliyordu bazen. Bekleyişimin karşılığını böyle bir suskunluğa, size biraz abartılı gibi görünebilir ama, belki bir yarım saat kadar katlandıktan sonra aldım. Bir katlanma da değildi bu belki. Hikâye zamanı dediğiniz farklıydı, günümüzün o boş hızına benzemezdi. Böyle suskunluklarda da konuşulmaz mıydı? Konuşulurdu tabii. İnsan hem kendiyle hem de yanındakiyle aynı zamanda konuşurdu üstelik. Bu da eski bir tecrübeydi. Tarihin öğrettiklerinden gelen bir tecrübe... Poşetin içindekine bakmamı işaret etmişti. Önce kendisine baktıktan sonra istediğini yapmıştım. Bu bir gaz lambasıydı. Son demlerine yetiştiğim, çocukluğumdan hayal meyal hatırladığım bir gaz lambası... Bana bu yüzden hep bir masaldan kopmuş gibi gelirdi. Yine aynı duyguya kapılmıştım. Söyledikleri hiç şüphe yok ki kendi hikâyesinin ya da kaybolmaya çoktan yüz tutmuş masalının da izlerini taşıyordu.

“Aynen o günkü gibi... Tek kırığı çatlağı yok. Kim bilir hangi evlerde hangi gecelerde kullanıldı. Görür görmez almak istedim. Çok ucuza gitti. Kaça aldım desem, inanmazsın. İnsan sevinir, değil mi? Yok, bildiğin gibi değil. Üzüldüm ben esasında. Hiç kimse itibar etmedi çünkü. Öyle ama. Bunu kim, ne yapacak şimdi? Ben de satmak için almadım zaten. Dursun. Ara sıra bakar, ne hatırlarsam hatırlarım artık”

Lambaya bakmaya devam ediyordu. Neleri hatırlıyordu? Kimleri? Hangi geceleri? Onda kalması daha doğruydu belki. Ben misafirlere açılan o büyük salonlu evi hatırlamıştım. Bazı elektrik kesintilerini... Lambanın yeni buzdolabı alındığı halde, hâlâ korunmak istenen tel dolabının biraz ilerisinde havagazı ile çalışan ocağın da bulunduğu  küçük mutfağın bir duvarına çakılmış çivide asılı halde beklediğini... İçindeki gaz kokusunu... Mumlar da çekmecelerin birinde bekletilirdi elbet. O elektrik kesintileri hayatın bir parçasıydı neticede... Bunları ona, sadece bildiği bir geçmişin bazı izlerinin de bende yer ettiğini  göstermek için değil, yalnızlığını daha kolay taşıması için de anlatmaya çalıştım. Gülümseyerek dinledi. Verdiği karşılıkla elbette daha gerilere gitmeye ihtiyaç duyduğunu ifade ediyordu.

“Karartma gecelerini bilmezsin ama”

Onlar hakkında da bir duygu vardı içimde. Kıbrıs’ta savaşın çıkabileceğinin söylediği günlerdi. Evlerin pencereleri mavi kağıtlarla kaplanmıştı. Ama onun o anlarda ‘İkinci harp’ten bahsetmeye çalıştığını anladığım için susmayı tercih ettim. O da daha fazlasını kurcalamak istemedi zaten. Eskiler... O anlarda, hiç şüphe yok ki anlaşılabilir sebepler yüzünden, Sabit Bey’i bir daha hatırlamıştım. Sıkı arkadaş olduklarını biliyordum. Mevzuyu açmak için dayanılmaz bir istek duymuştum içimde...

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.