Haftalık Bağımsız Gazete 22 Nisan 2019

Girebilecek misin?


Betül MEMİŞ

Betül MEMİŞ

Okunma 11 Nisan 2019, 15:34

memisbetul@gmail.com

“Modern çağın en büyük bestecilerinden, virtüözlerinden biri” olarak lanse edilen, klasik ve deneysel müziğin yaşayan en önemli temsilcilerinden, İtalyan piyanist ve bestekâr (1955) Ludovico Einaudi’nin, içerisinde 11 parçanın yer aldığı yeni albümü “Days Walking” Mart ayında çıktı. Dinleme fırsatınız oldu mu bilmiyorum ama son günlerin absürt çığırtkanlığına temiz bir fon ve adeta cevap niteliğinde… Geçen yıl İstanbul’da verdiği konserle müzikseverlerle buluşan ustayı, benim gibi dinleme şansınız olduysa, şu cümleleri hangi hissiyatta yazdığımı da çok iyi anlamışsınızdır! 

(1970’lerde kendisinin geliştirdiği ve “tintinnabuli” adını verdiği minimalist tarzda eserler üreten Estonyalı klasik müzik bestecisi, 1935 doğumlu) Arvo Part ve (deneysel, minimalist Fransız müzisyen, multi-enstrümantalist, eserlerinde genellikle gitar, piyano, akordeon, keman ve ailesini icra eden, 1970 doğumlu) Yann Tiersen’dan sonra en sevdiğim müzik insanlarından biri olan Einaudi’yi haftanın ilacı seçtim, bana iyi geldiği gibi sizlere de iyi gelir niyetine…

Madem ‘modern’den açtık kelamı, o vakit; “Burası cehenneme açılan kapıdır. Girebilecek misin?” diyen, modern Japon edebiyatının kurucusu kabul edilen Natsume Soseki’nin “Madenci”sine de bir göz atmanızı tavsiye ederim. Sinan Ceylan’ın Japonca aslından çevirisi ve Haruki Murakami’nin; “Soseki, Japonya’nın en büyük modern romancısıdır” dediği ve “Yüz yıldan fazla bir zaman önce yazılmış olan bu romanı, sanki bugün yazılmış gibi okuyabildiğimi bilmek ve bundan derinlemesine etkilenmek beni inanılmaz mutlu ediyor” şeklinde tariflediği kitap, artık raflarda, yani biz okurların… 

Gri’nin yorumuyla “Yağmur Sıkıntısı”

“Bir sessizlik oldu ardında / dönmedi bakmak için / yitebilirdi dönse / kuş mu saz mı yaprak mı / neyse…” Bu sözlerin sahibi şair, oyun yazarı ve romancı (1914- 1988) Oktay Rıfat. Türkiye şiirinin önemli isimlerinden birisi kabul edilen Rıfat, Orhan Veli ve Melih Cevdet’le birlikte Garip Akımı’nın kurucularından da aynı zamanda… 1955’ten itibaren İkinci Yeni şiir akımına yönlenen üstadın, bütün oyunlarını bir araya getiren ve kitaba adını da veren “Yağmur Sıkıntısı” bugünlerde (2012’de Ümit Doğan ve Seda Yüz tarafından kurulan) Gri Sahne’nin tiyatro kadrajında…  Samuel Beckett’in “Kısalar”ı, Jean Paul Sartre’ın “Mezarsız Ölüler”i ve Adalet Ağaoğlu’nun “Kozalar”ı gibi oyunlarla tiyatroseverlere selamını veren Gri Sahne, bu defa da hikâyenin kahramanları İnci ve Arif’in üzerinden anlatıyor meramını…

(Meraklısına not: “Kadınlar Arasında ya da Fettah Paşalar”, “Birtakım İnsanlar”, “Atlarla Filler ya da Dirlik Düzenlik”, “Çil Horoz” ve “Yağmur Sıkıntısı” adlı eserlerin olduğu kitabı hatırlayanlarınız olacaktır.) Roman ve oyunlarında, ekonomik ve kültürel alanda toplumda yaşanan değer değişimlerinin bireyler üzerindeki etkilerini irdeleyen Oktay Rıfat’ın bu eseri daha önce de şehir ve devlet tiyatrolarında sahnelenmişti. Gri Sahne yorumunda oyunun reji koltuğunda ve dekor-kostüm tasarımında Ümit Doğan bulunuyor. Melis Özdemir ile Ümit Doğan’ın hayat verdiği ve tüm hikâyenin mutfakta geçtiği oyunu üşenmez de hatırlarsak; evli bir çift olan emlak komisyoncusu Arif ve ev hanımı olan İnci, güne olağan bir sabah kahvaltısı ile başlar. Bütün hikâyenin fitilini ateşleyen İnci’nin “daha çayı demlememiş” olmasıdır ve zaten mevzu da bundan sonrasında startını verir. İnci’nin sırrının ortaya çıkışı, Arif’in korkunç intikamına ve İnci’nin geri dönüşü olmayan çöküşüne yol açar. İyi ile kötü, aşk ile para, huzur ile ihtiras arasındaki kadim ve çetin çatışma oyunda, insanca yaşamak arzusu ile hayatta kalma dürtüsü arasındaki çekişme ile anlam bulur.

Oktay Rıfat, “Yağmur Sıkıntısı”nda toplumdaki değer karmaşasını erkek karakteri üzerinden işler ve dönemin Türkiye’sinin içinde bulunduğu ekonomik yapı ve toplumsal değer değişimine çok iyi ışık tutar. Gri Sahne’nin sahnelemesine gelince; edebi eserleri günümüz perspektifinde ve her tiyatronun kendi jargonunda, renginde yorumlamasından yana olan sade bir izlek olarak bu incelikleri görmek isterdim. Lakin oyun, sahnede de yazıldığı tarihte kalmış gibiydi. Yorumlamayı ve iki oyuncunun es’leri yetersiz buldum. Nostalji tadında yahut kitabın aslına sadık kelamları ise, inanın şu Türkiye ve dünya enerjisinde hiç de ikna edici gelmiyor. Ama oyunculuk performanslarının hissiyatına girdim, hatta yer yer akışkanlık hikâyede yan karaktermişim hissini bile yakalattı, bu da seyir açımı ferahlattı diyebilirim. Kostüm o dönemi çok iyi verirken, dekor ve ışığın yetersizliği, ne yazık ki oyunu bir tık daha aşağı çekenlerden biriydi gözümde… Ama kurulduğu günden bu yana derdi olan metinlerle sahnede endam eden Gri Sahne’nin bu edebi eser yorumunu da es geçmemeniz lazım; zira coğrafya çok da değişmediği gibi Arifler ve İnciler de hâlâ bizimle yaşamaya devam ediyor.

Haftanın veda busesini de bu defa Fransız Matematikçi Blaise Pascal’a bırakıyorum (Pascal’ın en bilinen, meşhur kitabı Düşünceler’i okumadıysanız, bilahare bakmanızı salık veririm, pişman olmayacaksınız) : “İnsanların bütün mutsuzluğu bir tek şeyden kaynaklanır: Bir odada sessiz sakin durmayı becerememelerinden.”

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.