Haftalık Bağımsız Gazete 10 Aralık 2018

Gerçekten nasıl hissettiğini söyle!


Betül MEMİŞ

Betül MEMİŞ

Okunma 11 Mayıs 2018, 08:28

memisbetul@gmail.com

2015’te çıkardığı ilk albümü “Sometimes I Sit and Think, and Sometimes I Just Sit” ile kalplere taht kuran (gitar müziğinin başarılı örneklerini sunan Avusturalyalı müzisyen) Courtney Barnett, ikinci albümü “Tell Me How You Really Feel”i 18 Mayıs’ta yayımlayacağını duyurdu. Ve üstüne de tavus kuşları, vantilatörler ve gündelik yaşamdan karelerin yer aldığı bir video paylaştı. Dünyanın absürtlükleri arasında kurander etkisi yapan videodan tabii ki biz de payımıza düşeni aldık. Patti Smith’in ikonik ilk albümü “Horses”i yayınlamasının 40. yılı şerefine Melbourne’de verilen konserde sahne alan isimlerden biriydi Barnett (sahnedeki hemhali görülmeye değerdi). Tabii ki bu hareketinden de kendisine aşırı hassasiyet yapmışlığımız var. Fakat geçtiğimiz yılın popüler ikilisi oldukları Kurt Vileile birlikte (ki aşırı güzeller - dinleyin pişman olmazsınız); 80’lerde bir grup aktivist tarafından yıkılmaktan kurtulan konser mekânının tarihine odaklanan mini belgesel “Friends of Wonder”la da dimağımızı miss etmiştir, bu da ayrı. Hatta 30 dakikalık belgesel, sosyal medya platformlarından izlenebiliyor, belki bilahare bakarsınız. O vakit, gönül rahatlığıyla fonu Barnett ve Vile’ın “Over Everything” şarkılarının temizliğine bırakabiliriz. 

Kimse ‘göçmen’ olmak için gelmiyor dünyaya

“Herkesin eşit haklara sahip olduğu bir yaşama hakkı olmalı; kimse göçmen olmak için gelmiyor dünyaya…” Pek çok cümle gibi bu cümlenin de karşılığı sadece sosyal medya paylaşımları ya da sanatsal histeri nöbetlerinin alt metinleri olarak kalıyor; ne yazık ki! İnsan düşünmeden edemiyor, 206 kemik insan yavrusu avcılıktı, toplayıcılıktı derken; taş’tı, paleolitik’ti, mezolik’ti, neolitik’ti, tunç’tu, demir’di derken; o çağlardan bugüne bir toprağı ve bazen de bir organizmayı ele geçirip, (aslında) varlığına-kendine ve diğer canlılara zulüm etme algısına-kapasitesine hangi ara ulaştı acaba?! Yahut zaten bu kafadaydı da bir çentik mi bekliyordu bilinmez!? (Es notu:Hoş, bu bana daha yakın tanım gibi geliyor.) Felsefesinde ‘insan doğuştan kötücül tasarlanmıştır’ diyen Hobbes üstadımız şu meşhur sözünde haklıdır o vakit: “Homo homini lupus / insan insanın kurdudur”… Diğer şahane üstadımız Rousseau’ya göre de ilkel durumda insan doğasının iki temel niteliği, ‘varlığını korumak’ ve ‘başkasıyla duygudaşlık kurmak, ona acımak’tır. Fakat zamanla bu iki doğal ilke ‘bozulma’ya maruz kalarak doğal olmayan bir duruma evrilmiştir… Devamı sizde; ben bekleme yapmadan yazının gelişme bölümüne sarkıtıyorum kendimi… 

Şu cümleleri derya deniz bende ağızdan dolu ve yorgun döktürense; Matei Visniec’in kaleme aldığı, Genco Erkal’ın yönettiği ve Şirvan Akan, Ayşe Lebriz Berkem, Lütfi Can Bulut, Cem Çetinve Yiğit Yararile birlikte rol aldığı ‘Göçmenleeeer’. Oyun; mültecilerin-göçmenlerin, gözümüzün önünde cereyan eden hayatta kalma mücadelelerini ‘gerçekçi, bazen de absürt bir dille sahneye taşıyor’. Dostlar Tiyatrosu tarafından sahneye konan ‘Göçmenleeeer’, ilk olarak 21. İstanbul Tiyatro Festivali’nde seyircisiyle hemhal olmuştu. Usta oyuncu Erkal’ın ‘belgesel tiyatro’ formunda tasarladığı “Göçmenleeeer”in paylaştığı tanıtım metni ise direkt derdini ortaya seren türden: “Asya’nın, Afrika’nın yoksulları denizde boğulmayı, tel örgülere takılıp ölmeyi göze alarak çoluk-çocuk, kadın-erkek demeden savaştan, sefaletten kaçıp cennet bildikleri Avrupa’ya koşuyorlar. Avrupa’nın içinde bulunduğu büyük ahlaki ikilemi düşündürmeyi amaçlayan “Göçmenleeeer”; insanın, kaderin zalim gücüyle karşı karşıya geldiği, Antik Yunan Tiyatrosu’na özgü bu insanlık trajedisini sahneye taşıyor. “Ülkelerimiz ölüyor, bir ülke ölmeye başladıktan sonra yapacak bir şey yoktur” diyen “Göçmenleeeer”; gezegenin bu en çok kanayan yarasının her bir boyutunu fragman fragman ele alarak durumun bir fotoğrafını çekiyor.”

Göçmen kimdir, mülteci kimdir?

Oyunun, Fransa’da kendisi de göçmen olarak yaşayan Rumen asıllı yazarı Matei Visniec, aynı zamanda bir gazeteci. Radio France Internationale’deki görevi kapsamında göçmenlerin, mültecilerin sorunlarıyla iç içe yaşayan Visniec “Göçmenleeeer”i; “Tiyatro bu konuların tartışılacağı bir ortam olabilir mi?” sorusundan yola çıkarak kaleme almış. Oyun şimdilik tamamlanarak sahneye taşınsa da yazar, sorun çözülmedikçe, ne kadar yazılırsa yazılsın oyunun eksik kalacağına inandığını dile getiriyor. Zeynep Irgatve Osman Senemoğlu’nun dilimize çevirdiği oyunun; kostüm tasarımını Claude Leon, video ve ses tasarımını Ümit Kıvanç, müziklerini Nâzım Çınar, ışık tasarımını ise Hakan Özipeküstleniyor. Sezon bitmeden kendinize bir güzellik yapın; ‘göçmenler’i, ‘mülteciler’i Dostlar Tiyatrosu’nun yorumundan bir dikize yatın ve oyun bitiminde -reca edicem- tekrardan oturup bi düşünelim, olmadı bi konuşalım; ‘göçmen kimdir?’, ‘mülteci kimdir?’ diye… 

Bu da var notu:“Kimi aileler dipsiz bir kuyudur, çıkmaya çalıştıkça içine çekilirsin...” cümlesiyle üst perdeden meramını veren İstanbul Devlet Tiyatrosu’nun sahnelediği, Traccy Letss’in yazdığı ve Bilge Emin’in yönettiği “Aile Sırları”nı ajandanıza almayı es geçmeyin! 

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.