Haftalık Bağımsız Gazete 14 Kasım 2018

Yılmaz Güney 78 yaşında!

Türkiye sinemanın efsane ismi Yılmaz Güney, 78. doğum yılında Barış Manço Kültür Merkezi’nde düzenlenen bir panel ile anıldı

Yılmaz Güney 78 yaşında!

Erhan DEMİRTAŞ
 
Türkiye sinemasının önemli aktör ve yönetmenlerinden Yılmaz Güney, 78. doğum yılında, 1 Nisan Çarşamba günü, Yeni Sinema Dergisi’nin Barış Manço Kültür Merkezi’nde düzenlediği, “Türkiye Sinema Tarihi ve Yılmaz Güney” başlıklı bir panel ile anıldı.
Moderatürlüğünü oyuncu Zafer Diper’in yaptığı panele,  Yılmaz Güney’in kızı Elif Güney Pütün,  sinema yazarı Zahit Atam, yönetmen Zeki Demirkubuz ve Psikiyatrist Agâh Aydın konuşmacı olarak katıldı.
Anmanın yapıldığı salon tamamıyla dolarken, ilk sözü Elif Güney Pütün aldı. 31 sene sonra Türkiye’de olmaktan büyük onur duyduğunu söyleyen Pütün, Kadıköy Belediyesi’ne ve Yeni Sinema Dergisi’ne teşekkür etti. Yılmaz Güney’in 78. yaş gününde eserleriyle ve sinemayla anılmasının çok doğru olduğunu ifade eden Pütün, babasının sanat ve siyaset yazılarından bazı bölümleri konuklarla paylaştı. 
 
“KAR SESSİZLİĞİNİ DUYDUNUZ MU?”
“Bugün özel bir gün ve ben babamı anmak istiyorum” diyen Elif Güney Pütün, Yılmaz Güney ile duygularını şu sözlerle anlattı; “Siz hiç şehir ortasında kar sessizliğini duydunuz mu? Ben duydum. 1 Nisan 1984. Bir Pazar günü, mutfak penceremizden lapa lapa kar yağışını izledim. 1 Nisan Pazar günü Paris baharı karla örtüldü. Yemyeşil bahçeler birden bembeyaz oluverdi. Bahar çiçekleri ile bezenmiş ağaçlar beyaza büründü. Bizim için son 1 Nisan’ın olacağını bilemedik.”
Psikiyatris Agâh Aydın da “Umut” filmini psikanaliz açıdan yorumladı. Umut filminin analiz edilmesi ya da yorumlanmasının Türkiyeli sinema izleyicisi tarafından zor bir iş olduğunu ifade eden Aydın, “Umut filminde acı çok fazla uzatılmıştır. Gerçek ile karşılaşmak bizi zorlar. Bu yüzden Umut filmini yorumlamak oldukça güçtür” diye konuştu.
 
“KENDİ TOPUĞUNA SIKA SIKA…”
Yılmaz Güney ile 1981 yılında Isparta Cezaevi’nde tanıştığını söyleyen yönetmen Zeki Demirkubuz, çocukluk yıllarında Yılmaz Güney’i hiç sevmediğini, o dönemde de çocuklar arasında “Cüneyt Arkıncılık” ve “Yılmaz Güneycilik” oyunlarının oynandığını dile getirdi.  Demirkubuz, “Batılı çocuklar Cüneyt Arkın, yoksul çocuklar ise Yılmaz Güney olurdu. Gerçek ile tanıştıkça ben de Cüneyt Arkıncı olmaktan vazgeçip Yılmaz Güneyci oldum” dedi.
“Baba” filminin kendisi için çok önemli olduğunu ifade eden Demirkubuz, “Benim için Michelangelo Antonioni’nin ‘Çığlık’ filmi neyse, Yılmaz Güney’in ‘Baba’ filmi de odur. ‘Çığlık’ filmini izlediğimde dünyanın ne kadar karanlık olduğunu hissine kapılmıştım. Baba filmi izleyince de aynı fikre kapıldım” dedi.
Yılmaz Güney’in bir deha olduğunu ifade eden Zeki Demirkubuz, “Yılmaz Güney denince benim aklıma ateş gelir. Politik olarak kendini çok iyi ifade eden biri ancak, kendi topuğuna sıka sıka kendini var etmiş bir adamdır”  dedi.
Yılmaz Güney’in filmini çekme teklifi aldığını da söyleyen Demirkubuz, “Yılmaz Güney’i anti-kahraman olarak çekersem olur” dediği için filmin çekilemediğini söyledi.
“FİLMLERİNDE SÖNMEYEN ATEŞ VAR”
Yılmaz Güney’in sinemaya çığırtkan olarak başladığını söyleyen sinema yazarı Zahit Atam, ”Yaz mevsiminde bütün Güneydoğu’yu bisikletle dolaşırdı. Yaz sıcağında filmler koptuğu için, her gün her gittiği yerde insanlara filmi anlatırdı. Bu şekilde kendi kökünü buldu. Kendi insanlarıyla tanıştı. Sinema salonlarında çalışmaya başlayınca da artık filmi izlemekten vazgeçip seyircileri izlemeye başladı. İnsanlar ne yapar, ne hisseder bunu öğrenmeye çalıştı” dedi.Yılmaz Güney’in Türkiye sinemasında ayrıksı bir yere sahip olduğunu vurgulayan Atam, “Yılmaz Güney’in filmlerinin adları o dönem çekilen diğer Yeşilçam filmlerinin adlarından bile tamamen farklıdır. Umut, Endişe, Acı, Düşman bütün bu isimler Yılmaz Güney sinemasının ne kadar farklı olduğunu gösterir” dedi.
Yeşilçam’ın ‘Umut’ filmini reddettiğini dile getiren Atam, ‘Umut’ için çeşitli söylentilerin ortaya atıldığını, sadece Lütfü Ömer Akad’ın filme sahip çıktığını ifade etti.
‘Sürü’ filminin 1978 yılında Berlin Film Festivali’ne katıldığını ancak filmin teknik olarak festivale uygun olmadığını söyleyen Atam, buna rağmen Alman sinemacılarının filmi çok gerçekçi ve başarılı bulduklarını söyledi.
“Yılmaz Güney hem siyasi iktidarla hem de mikro iktidarla mücadele yürüttü” diyen Atam, Yılmaz Güney’in siyasi hayatını sinemaya kurban etmediğini dile getirdi.
Anma, Zafer Diper'in Yılmaz Güney'in Arkadaş şiirini okumasıyla sona erdi.

 


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.