Haftalık Bağımsız Gazete 17 Eylül 2019

Uluslararası Felsefe Günleri başlıyor!

Uluslararası Felsefe Enstitüsü’nün her yıl farklı ülkelerde insanlığı ilgilendiren önemli konulara felsefeci gözüyle baktığı kongre organizasyonuna bu yıl İstanbul ev sahipliği yapıyor.

Uluslararası Felsefe Günleri başlıyor!

Uluslararası Felsefe Enstitüsü’nün her yıl farklı ülkelerde insanlığı ilgilendiren önemli konulara felsefeci gözüyle baktığı kongre organizasyonuna bu yıl İstanbul ev sahipliği yapıyor. Kadıköy Belediyesi Caddebostan Kültür Merkezi’nde gerçekleşecek kongrenin bu yılki başlığı “Değer, Değerler ve Anlam” olacak
 
Kaan DERTÜRK
Uluslararası Felsefe Enstitüsü’nün her yıl farklı bir ülkede düzenlediği Uluslararası Felsefe Günleri İstanbul’da 6-9 Eylül tarihlerinde gerçekleşecek. “Değer, Değerler ve Anlam” başlıklı uluslararası kongrenin ev sahipliğini ise Kadıköy Belediyesi, Maltepe Üniversitesi, İstanbul Marmara Eğitim Vakfı ve Kuçuradi Felsefe ve İnsan Hakları Vakfı yapıyor.
Katılımın ücretsiz olduğu ve anında çevirinin yapılacağı kongreye dünya çapında birçok değerli felsefeci katılıyor. Romanya Millî Eğitim ve Bilimsel Araştırma Bakanı ve aynı zamanda Uluslararası Felsefe Enstitüsü üyesi Prof. Dr. Mircea Dumitru, Enstitüsü Başkanı ve Maltepe Üniversitesi Felsefe Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. İoanna Kuçuradi, Enstitüsü Genel Sekreteri Prof. Dr. Bernard Bourgeois ve felsefenin önde gelen birçok ismi kongrede katılım sağlayacak. Prof. Dr. İoanna Kuçuradi’nin öncülük ettiği kongre, insanlığın güncel sorunlarına felsefe penceresinden bakmayı, katılımcılarına yeni anlamlar katmayı hedefliyor. Açılış töreni, 6 Eylül Salı günü saat 10.00'da Kadıköy Belediyesi Caddebostan Kültür Merkezi'nde gerçekleşecek. Oturumlar Caddebostan Kültür Merkezi ve Maltepe Üniversitesi Marma Otel İstanbul'da yapılacak.

“DURUP, DÜŞÜNMEK…”
Biz de, kongrenin açılış oturumunda başkanlık görevini üstlenecek, Maltepe Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Betül Çotuksöken ile hem Felsefe Günleri’ni hem de ülkemizde felsefeye verilen önemi konuştuk.
 
• Felsefe Günleri bu yıl ülkemizde yapılacak. Böyle bir etkinliğin içinde yer almak nasıl bir duygu?
“Felsefe Günleri” başlığına ülkemiz kamuoyu çok alışkın aslında. Çok farklı vesilelerle ülkemizde üniversitelerde, sivil toplum kuruluşlarında, belediyelerde “Felsefe Günleri” adı altında çalışmalar düzenleniyor. Bu çalışmamızın en önemli özelliği ise uluslararası alanda yapılıyor olması. İstanbul, çok sayıda uluslararası felsefe çalışmasına kültür kenti olarak ev sahipliği yapıyor. Kentin daha çok Rumeli yakasında yapılıyordu bu çalışmalar. Sanıyorum Anadolu yakasında yapılan bu çalışma, bu türden etkinliklere her zaman neredeyse koşa koşa giden başta Kadıköylüler olmak üzere, tüm Anadolu yakası sakinlerini çok sevindirecek ve katılımın yüksek olacağını tahmin ediyorum. Böyle bir etkinlikte yer almak çok önemli gerçekten. Etkinliğin tasarlanışında Maltepe Üniversitesi ve Kadıköy Belediyesi’nin işbirliğinin de çok önemli olduğunu düşünüyorum.
 
• 4 gün sürecek olan bu felsefe maratonu katılımcılara neler katacak?
Felsefe Günleri’nde amaç, biz filozofların sık sık dile getirdiği gibi, “durup düşünmek.” Biz her şeyi kendi konumuz kılarız; kendimizi her şeyden sorumlu hissederiz ve bunu felsefi düşünmeyle, felsefe bilgisiyle yaparız. Bu defa da dünyaya anlam katan ve kattığı anlamlardan sorumlu olan insanları tercihleri, kararları, eylemleri ve sonuçları üzerinde düşünmeye bir kez daha davet ediyoruz. Her bir insanın kendinden, toplumdan, dünyadan, olup bitenden sorumlu olduğunu düşünüyoruz. Herkesi bu sorumluluğu hissetmeye davet ediyoruz. Kongreye, hem bildiri sunarak katılanlar hem de dinleyici olarak katılanlar kendileri, değerleri ve eylemleri hakkında düşünecekler. “Anlam’ kavramının nasıl oluştuğunu daha iyi anlayacaklar.
 
• Uluslararası Felsefe Enstitüsü’nün her yıl farklı bir ülkede düzenlediği kongre için bu yıl İstanbul seçildi.  Bu konuyla ilgili ne düşünüyorsunuz?
İstanbul, değerli hocamız İoanna Kuçuradi’nin girişimiyle adını Dünya Felsefe Kongreleri tarihine yazdırdı. Biz Türkiye’nin, Anadolu topraklarının felsefede kat ettiği mesafenin üstünlüğünü biliyoruz. Katıldığımız toplantılar, aldığımız davetler, yaptığımız işler bunun kanıtı. İoanna hocamızın Uluslararası Felsefe Enstitüsü’ne başkanlık yapıyor olması da bu çalışmanın İstanbul’da yapılmasını kolaylaştırdı. Biz Türkiye’nin ve Türkçe’nin felsefedeki gücüne inanan, katılan, Türkçe’de felsefe üreten, Türkçe’nin felsefe dili olarak ilerlemesine aklı ve gönlüyle katılan insanlarız. Türkçe’de düşündüklerimizi başka dillerde de ifade ederek dünya felsefesine katkı sağlıyoruz.

“ANLAMLARI KAVRAYACAĞIZ”
• Felsefe Günleri; “Değer, Değerler ve Anlam” başlığı ile gerçekleştirilecek. Bu başlıktan ne anlamalıyız?

Başlıktaki bu üç sözcük, kavramsal anlamlarıyla bizlerin dünyasına ayna tutuyor. Yazdığım çok sayıda kitapta ve makalede, sunduğum bildiride günlük dilde ya da bilim dilinde kullandığım sözcüklerin dış dünyada birebir karşılıkları olup olmadığı noktasından yola çıktım. Şimdi durup düşünelim: “Değer”, “değerler”, “anlam” dış dünyada doğrudan karşılığı olan kavramlar ve terimler mi? Yanıtımız elbette hayır! İşte bu türden kavramlar - terimler -sözcükler üzerinde anlaşmak çok zor. Bütün tartışma hatta kavga gürültü de buradan çıkmıyor mu? Biz bu toplantıda bizi insan olarak nelerin etkilediğini, neleri değerli ya da değersiz gördüğümüzü, değerli kılmayı nasıl temellendirdiğimizi; anlamları nereden türettiğimizi kavramaya çalışacağız.
 
• Toplumumuzda nedense felsefeye karşı hep bir “korku” var. Bu korku sizce de var mı?
Kimlerin korku duyduğunu düşünmeliyiz bu soruyu yanıtlarken. Okullarda felsefe dersi hakkı verilerek yapılmadığı için öğrenciler korkuyor. Ancak öğrencilerin neredeyse tüm derslerden korktuğunu, sevmemezlik ile karışık bir çekingenlik içinde olduklarını söyleyebilirim. Çocuklarımızın çoğu okulu ve dersleri sevmiyor, hatta korkuyorlar. Üzerinde durup düşünmemiz gereken sorun tam olarak bu. Çok farklı yaş gruplarıyla felsefe çalışması yapmış biri olarak çok da iddialı olarak söylüyorum; çalışma yaptığım her grupta işin tadına varanların derslerden ya da seminerlerden ne kadar memnun ayrıldıklarını gördüm ve görmekteyim. Eski çağ insanlarının dediği gibi, bilmedikleriniz sizi korkutur. İşini gerektiği gibi yap(a)mayan, felsefi düşünmeyle ve felsefe bilgisiyle tam olarak yoğurul(a)mamış birileri bu korkuyu kışkırtabilir; her şeyi anlamsızlaştırır.
 
• O halde “korku” halinin yaratılmasında eğitim sisteminin suçu var diyebilir miyiz?
Elbette! Felsefe öğretmenleri arasındaki “iyi örnekleri” çoğaltmalıyız. Yalın içerikli ders kitapları hazırlamalıyız. Bu noktada üniversitelere iş düşüyor; iyi öğretmenleri yetiştirecek olan kurumlar üniversitelerdir. Üniversitelerin felsefe bölümleri bu konuda çok önemli, felsefe öğretmenlerinin özellikle bilim ve sanat kültürüyle de beslenmesi, dünyaya, dünya sorunlarına açık olması gerekiyor. “Felsefenin gör dediği’ konuları gerçekten görecek gözlere gereksinim var. Bu aşamada yetkili kurumlara çok iş düşüyor. Öznelerin gittikçe kaybolduğu, herkesin kendini ifade etme olanaklarının neredeyse sınırsız olduğu dünyamızda “Felsefenin gör dediği’ni”dikkate almak çok daha fazla önem taşıyor. Daha iyi bir dünyayı ancak bu yolla yaratabiliriz.

“FARKINDA DEĞİLLER”
• Özellikle içinde bulunduğumuz şu zor günlerde ‘felsefe’ tam olarak ihtiyacımız olan şey diyebilir miyiz?
Bu zor zamanlarda felsefe tek başına yeterli değil. Ancak sorunlarımızı saptama, adını koyma, teşhis etme ve çözümleme konusunda ihtiyacımız olan insan başarılarıdır ve zor zamanlarda imdadımıza yetişenler bunlardır. Özellikle günümüzde “inanma” ile “bilme”, “inanç” ile “bilgi” arasındaki ayrımları ne kadar doğru bir biçimde görürsek, o ölçüde daha iyi bir dünya yaratabiliriz. İçinden geçtiğimiz zor zamanları yaratanların başında da yine moda deyimle “kanaat önderleri” olduğunu görmüyor muyuz? Neyi, niçin, ne adına ve nasıl belirteceği konusunda özensiz olan saptamalarının çok ötesine geçip, fenomenleri bir yana bırakıp “ithal bilgi” ile iş görenlerin herkesi, hepimizi zaman zaman yapay bir biçimde zora soktuğunu da görebiliyoruz. Somut bir örnek vermem gerekirse, özcü varlık anlayışına dayalı “kimlikçi politikaların” ülkemizi, yakın ve uzak siyasal coğrafyamızı getirdiği nokta işte ortada! Filozoflar bunu çok iyi görüyor ve gösteriyor; ancak ne yazık ki özellikle etki gücü yüksek olan görsel medya -sanırım felsefeden de en çok korkanlar bazı medya mensupları!- bunun farkında değil; kimi siyaset bilimciler hatta kimi sosyologlar ve sosyal psikologlar, post modern düşüncenin kıskacındaki kimi filozoflar bunun farkında değil.


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.