Haftalık Bağımsız Gazete 24 Kasım 2020

''Türkiye'de sinema yapmak çılgınlık!''

Oynamaktan keyif alan biriyim. Herhangi bir partiye üye değilim. Tek partim var tiyatro. Başka da parti tanımam!'' diyor.

''Türkiye'de sinema yapmak çılgınlık!''

Oyuncu Fırat Tanış, Şehir Tiyatroları eylemlerinde ön saflardaydı. Hala da 'muhalif'liğinden, düşüncelerini cesaretle söylemekten geri durmuyor, her ne kadar herhangi bir tanıma sıkıştırılmaktan hoşlanmasa da. Türkiye'de sinema yapmanın çılgınlık olduğunu düşünüyor, alternatif tiyatroların ise ''geçici bir moda'' olduğuna inanıyor. Kendisi hakkında ise '' Ben bir oyuncuyum. Oynamaktan keyif alan biriyim. Herhangi bir partiye üye değilim. Tek partim var tiyatro. Başka da parti tanımam!'' diyor.
 
Gökçe UYGUN
Fotoğraflar: Sinem TEZER
 
Aktör Fırat Tanış'ın yaptığı pek çok şey var; tiyatro sahnesine çıkıyor, sinema filmlerinde ve televizyon dizilerinde birbirinden farklı karakterlere bürünüyor, Sol gazetesinde gündemi yorumluyor üslubunca, yaz akşamları Kadıköy Nazım'ın bahçesini müziğiyle dolduruyor... Hıdrellez doğumlu olmasına bağlıyor bu yüksek enerjisini ve heyecanını. Şimdilerde hayatına bir tazelik daha girdi; Kadıköy-BLOK. Sanatı sokağa çıkarmayı hedefleyen Sanat Hareketi'nin bir ürünü olan bu oluşum, Fırat Tanış'ın yeni gözbebeği... Kuşdili Caddesi üzerindeki Kadıköy BLOK’ta ziyaret ettiğimiz Tanış ile uzun bir sohbet gerçekleştirdik...
 
İçinde yer aldığınız en son proje olan F Tipi Film ile başlayalım. Hapishanelerdeki tecriti anlatan bir filmde yer almak, kendini yakan bir ölüm orucu direnişçisini canlandırmak, sol kimliğinizden gelen bir tercihti sanırım. Ne dersiniz?
Burada hemen bir ayrımı koyalım. Ben kişisel olarak adaletten, özgürlük fikrinden, eşit paylaşımdan yana biriyim. Eğer bu başlıklar altında solculuk dediğiniz şey toplanıyorsa, neden olmasın? Ama bu benim bir sosyalist, komünist olduğum anlamına gelmiyor. Herhangi bir partiye üye değilim. Tek partim var tiyatro. Başka da parti tanımam! (gülüyor)
 
Ama bir duruşunuz da var. F Tipi Film'de yer almanız da bunu göstermiyor mu?
Elbette ki bir sempatim var. Elbette ki sanatı muhafazakar bir eylem olarak tanımlamak kadar, gerçeğin amuda kalmış hali gibi tuhaf ve absürt bir mevzu olamaz. Ama muhafazakar bir zihniyetin tiyatroyu nasıl baskıladığı tartışmasının da aslında özünde tiyatroyu çok da ilgilendirmediğini düşünüyorum! Tiyatronun bambaşka dertleri var bugün. Belki de bu dertlerin çözümlerine yönelik çalışmalar çok ertelendiği için bugünlere gelindi.
Neyse, filme döneyim. Bir filmde oynamış olmak ya da oynamamayı tercih etmek kimseyi bir ideolojinin insanı yapmaz. Oysa ben, bir sinema filminde ya da tiyatro oyununda nasıl oynadığım'la ölçülmek isterim.
 
Yapılan işin kalitesi önemli diyorsunuz....
Evet, bu noktadan bakıldığı zaman F Tipi Film ayrıca da estetik anlatım olarak başarılı bir film! 9 farklı yönetmenin bir yolda, farklı hikayelerle yola çıkıp bir amaca hizmet etmeleri önemli bir mesele. Cesaret isteyen bir işin altından başarıyla kalkılmış. Ancak ne yazık ki toplumumuzda siyaset, hele ki solculuk 'cadılık' gibi görüldüğünden, bu film bir çoğunluk tarafından görmezden gelindi.
 
Buradan şu konuya gelmek isterim; demin biraz bahsettiniz ama. Bir Zamanlar Anadolu'da gibi filmlerde de Geniş Aile tarzı dizilerde de oynadınız. Bence geniş bir sarkaç... Bir projede yer almayı seçerken kriterleriniz neler?
Heyecan! Sinemadan bahsediyoruz değil mi?
 
Evet ve tiyatrodan da.
Peki televizyondan bahsediyor muyuz?
 
Evet ondan da bahsedebiliriz.
Televizyonun kriterleri farklı. Çünkü bunlar farklı mecralar. Televizyon ticari bir mecradır. Hedef insanları, bir reklam filmini izletene kadar ekran başında oyalamak!
 
Bu durumda, siz bir tv dizisinde oynadığınızda kendinizi kötü hissetmiyor musunuz?
Hayır hissetmiyorum. Siz Gazete Kadıköy'de çalışıyorsunuz değil mi?Ve bir maaş alıyorsunuz. Sizin bu işiniz değil mi?
 
Evet.
Kendinizi kötü hissediyor musunuz?
 
Hayır, neden hissedeyim ki?!.
Tamam işte. Ben de televizyonda hissetmiyorum.
 
Ne demek istediğinizi anladım. Ama benim de görev icabı yaptığım haberler var, çok keyifle yaptığım haberler var!
Ben de televizyonda 'mümkün olduğunca' zevk almaya çalışıyorum! Bu malum cümleyi ne amaçla kurduğumu da okurların takdirine bırakıyorum. Türkiye'de sinema yapmak büyük çılgınlık. Maalesef henüz dünya standartında bir sektörümüz yok. 'İstemediğim filmde, çok para verdiler oynadım' gibi, televizyona çok yakın bir seçenekle açıklama yapmak zor. Dolayısıyla bir filmin içinde yer alıp almamayı pek çok kriter belirliyor. O filmin sizin oyunculuk kariyerinizle ilgisi, rol skalası, hikayenin etkileyiciliği vb. Tiyatronun ise bambaşka kriterleri var. Tiyatroda oyunculuk için şöyle denir; bir çocuğun oyunlarına oynadığı kadar sahici olmak...Bir çocuk oyun arkadaşlarını seçer. Tiyatro kriterlerinden biri de budur. Aynı kulisi paylaşmaktan hoşnut olmayacağınız insanlarla tiyatro gibi bir yolculuğa çıkmazsınız. Başa dönersek; sinema ve tiyatro... Bu iki çılgınlığa atlamaya değecek bir heyecana ihtiyaç var.
 
Televizyon için?
Para
 
Sinema, tv ve tiyatro... Hepsinde oyunculuk yaptınız... Hangisi sizin gönlünüzü en çok fetheden?
Sinema filminde oynadım diye sinemacı, televizyon dizisindeyim diye televizyon starı, sahneye çıktığım için tiyatrocu değilim. Ben bir oyuncuyum. Ben oynamaktan keyif alan biriyim. Türkiye'de
oyuncunun şöyle bir makus durumu var; insanlık onuruna aykırı sözleşmeler baskısı altında ve çalışma koşullarında çalışıyorlar. Sonra bir gün, 'Parası ne olursa olsun lanet olsun. Benim de bir canım var' diyorsunuz.
 
Ki dediniz! Televizyondaki Bir Zamanlar Osmanlı Kıyam dizisinden büyük bir isyanla ayrıldınız. Konuyu, kamuoyuna detaylı bir mektupla anlattınız. O dönem çok konuşuldu bu konu, tekrar sormayacağım o nedenle. Ancak şunu öğrenmek isterim; o sert çıkışı yaparken çekinmediniz mi? Endişe etmediniz mi 'Bundan sonra kimse bana iş vermez' diye?
Hayır!
 
Sonraki süreç ne oldu? Destek yahut tepki aldınız mı?
Hiç ama hiçkimseden bu tavrımın yanlış olduğun yönünde bir ima bile duymadım.
 
Oyuncular Sendikası'ndan destek gördünüz mü? Üye misiniz sendikaya?
Oyuncular Sendikası geç kalınmış bir oluşum ama olsun zararın neresinden dönülürse kardır. Bizim Nazım Hikmet Tiyatro Akademisi'nin mezuniyet koşullarından biri sendika üyeliğidir.
Sendika, mesleki bir örgüt olarak oyuncuları bu insan onuruna aykırı çalışma koşulardan korur.
Bu vesileyle tüm meslektaşlarımı sendikaya üye olmaya, işbirliği yapmaya davet ediyorum.
 
Son günlerde tiyatro dünyasında tartışılan bir konu olan alternatif tiyatrolar hakkında sizin fikrinizi merak ediyorum. Çok sayıda alternatif tiyatro var. Bu rakamsal çokluk niteliğe de yansıyor mu sizce? 
Alternatif tiyatro neye alternatif diye sorarım. Alternatif tiyatroda insanların muradı; tiyatro mekanı olarak tasarlanmamış bir yerde, daha az sayıdaki seyirciye, daha az sayda oyuncularla, farzedişi daha farklı şeylerde açılan bir tiyatro ise bunun bu topraklarda kralını meddah yaptı! Türkiye'de
'alternatif tiyatro' bir moda. Moda olmaktan da öteye de geçemeyeceğini düşünüyorum.
Kaldı ki şuan Türkiye'deki yerleşik tiyatro algısı zaten alternatif! Yani Şehir Tiyatroları, ödenekli kurumlar, Devlet Tiyatrosu vs. ... Maalesef bu ülkenin insanlarının hayatlarının içinden ötesinden bucağından hiçbiryerinden geçmiyorlar! Zaten alternatifler! Baştan kokan balık sözkonusu....
Alternatif tiyatro 1950’li yıllarda ortaya çıkmış. İngilizler, bakmışlar ki 2. Dünya Savaşı sonrası toplumda küresel bir erezyon söz konusu, tiyatro da bundan nasibini almış. Yeni bir alan açmak gerekli diye düşünmüşler. Hükümet istekli gençleri bir araya toplayarak, 'Bize yeni bir şey yapın çocuklar. İlla ki bir tiyatro mekanının içinde olmak zorunda değil birinizin evinin odası da olabilir, bir işyeri de' demiş. Ve bu gençler öyle metinler, öyle biçimler ortaya çıkarmışlar ki... Sahnelenen
oyunlar, gerçekleri büyük bir yalınlıkla -zaman zaman şiddetle zaman zaman süpernaturalist ifadelerle- izleyenlerin yüzüne yüzüne vurmuş.
 
İn-yer- face'ten (suratına tiyatro) bahsediyorsunuz değil mi?
Evet tam da söylediğiniz şey. Dünyada 1960’larda modası çoktan geçmiş olan bu ithal duyarlılığı -ki bu duyarlılık İngiltere gibi orta sınıfı oluşmuş, bu konuda gerekli butun toplumsal evrımlerden geçmiş bir halkın ürünüdür ve Türkiye'de orta sınıfın varlığından bahsetmek bile zor- şimdi Türkiye'de popüler. Bütün bunların olmadığı bir yerde tutup da 'suratına tiyatro' Yapma kardeşim! 50 lira bilet satarak alternatif tiyatro yapamazsın. Bu bir moda ise bile, biz modayı da çok geriden takıp ediyoruz. Bu bizde bir alışkanlık.
 
Tiyatroya da yansımış...
Herşeyimize yansıyor. Çok güzel der Mevlana; 'Ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi ol' Biz ne olduğumuz gibiyiz ne de göründüğümüz gibi olabiliyoruz. Bu bizde büyük bir çelişki, büyük bir sorun!
 
Kadıköy-BLOK'a gelelim. Sanat Hareketi'nin bir parçası burası da, Sanat Hareketi nedir tam olarak?
Kadıköy-BLOK, Nazım Hikmet Tiyatro Akademisi, Ses Kumpanyası... Bütün bunlar Sanat Hareketi dediğimiz bir çatının altında toplanmış faaliyetler dizisi. Sanat Hareketi'nin temel amacı sanatı yetenekli olduğu düşünülen dar ve elit bir mecradan çıkartıp sokaklara/insanlara taşımak.
 
Şöyle bir motto'nuz var; 'Hepiniz sanatçısınız ama bu gerçek sizden saklanıyor'. Çok iddialı bir cümle. Neden bizden saklıyorlar?
Sanat büyük bir güçtür. Şu yüzden büyüktür; aslında her disiplin evreni tanımlamaya çalışır. Sanat için evreni tanımlamak adına herhangi bir dil bilmenize gerek yoktur. Bir yere bir daire çizersiniz, bu benim evrenim dersiniz. Sanat hem herkese hem de sonsuz çeşitlilikte evreni tanımlayan bir alan. Ve çok etkili. Mesela siyaset, sanatın katettiği yolu yıllar, yıllar ve devrimler sonrasında alabiliyor. İzlediğiniz bir film hayatınızı değiştirebilir!
Böylesine bir güç her zaman tehlikeli görülmüş hakim ideolojiler tarafından. Bu yüzden de bu gerçeği herkesten saklarlar ve bu yüzden de sanatla ilgilenmek için yetenekli olmanız gerektiği gibi bir ön koşul inandırılırsınız. Önce bu öğrenilmiş korkuyu ortadan kaldırmak lazım. Sanat Hareketi bu yüzden sanatı kendine ait bir şey olmaktan çıkartıp, sokaktaki insanlara tanıştırmak için var.
Mesela Ses Kumpanyası böyle bir oluşum. 70 kişilik bir şiir korosu. Sokakta şiir seslendiren 70 kişi! Gazeteniz vesilesiyle duyurayım; Ses Kumpanyası çocuk korosu kuracağız. 9-12 yaş grubu 40 çocuk olacak. Çocuklarını, torunlarını getirmek isteyen Kadıköylüleri davet ediyoruz.
 
Sanat Hareketi'nin bu mottosunu Kadıköy-BLOK'ta da görebilir miyiz?
Sokakta şiir okumak bir eylemdir. İnsanları gülümseten bir harekettir, hem de bir ifade alanı, bir varoluş şekli. Bu tarzı Sanat Hareketi'nin alt faaliyetlerinde görebilirsiniz. Kadıköy-BLOK'ta da elbette bu etkiyi görürsünüz. Nasıl ki vücut geliştirme salonlar var, burası da oyuncu geliştirme salonu! Burası eleştiri ve öz eleştiri mekanı. Amatör ve profesyonel herkese açık.
 
''Kadıköylü olmak vapurdan inince, 'Ohh eve geldim' demektir...''
Nazım Hikmet Kültür Merkezi'nde sizinle yapılmış mini bir video röportajı izledim. Nazım'ın bahçesinden bahsederken ''mahallemin mekanı'' diyorsunuz. Metropolde 'mahalleli' kalabilmek belli ki değerli bir durum belli ki sizin için... Bu anlamda, 'mahallemiz Kadıköy' için neler söylemek istersiniz?
Benim için Kadıköylü olmak çok ayrı birşeydir, bambaşkadır. Burada doğdum, burada büyüdüm, herşeyi burada yaşadım. Uzak bir yerde ölürsem bir şekilde Kadıköy'e dönmeyi isterim (gerçi vücudu kadavra olarak bağışladım bile...) 
Kadıköylü olmak esnafı tanımaktır, istediğin saatte istediğin gibi sokakta yürüyebilmektir, burada kendini evinde, güvende hissetmektir.. Kadıköylü olmak çok şey demek, tanımlayamadığım çok şeydir, kuramadığım pek çok cümledir.
 
Bir insan bir semti nasıl bu kadar çok sevebilir?
Bilmiyorum, nasıl bulaştım... (gülüyor) Kadıköylü demek kör olmak değildir. Kadıköylülerin gördüğü başka güzellikler vardır.
 
Son söz olarak, eklemek istediğiniz bir şey var mı?
Evet evet, bunu hep söylemek istemişimdir (gülüyor) Sevgili Kadıköylüler; lütfen toplu taşımayı tercih ediniz! Hatta bisiklete bininiz. Bisiklet kullanmak müthiş çağdaş bir harekettir, ekonomiktir, sağlıklıdır, çevrecidir...
 
Siz kullanıyor musunuz?
Tabiî ki kullanıyorum. Cadde'ye bisiklet yolu yapıldığı zaman çok heyecanlanmıştım ama onu da ters yöne yapmışlar! Ayrıca Kadıköylüleri kentsel dönüşüm meselesiyle daha duyarlı olmaya davet ediyorum. Bu pek çok konuda avantaj gibi görünün durumun, süreç içerisinde nasıl bir dezavantaja dönüşebileceği konusunda daha çok panel, seminer düzenlenmeli.
 
 
 

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.