Haftalık Bağımsız Gazete 19 Nisan 2018

Türk sinemasının ‘yaşayan tarihçisi'

Türk Sineması, bu yıl 100. yaşını kutluyor.14 Kasım 1914’te ilk Türk sinemacısı Fuat Uzkınay´ın ‘Ayastefanos´taki Rus Abidesi´nin yıkılışını filme çekmesiyle başladı.

Türk sinemasının ‘yaşayan tarihçisi'

Türk Sineması, bu yıl 100. yaşını kutluyor. 14 Kasım 1914’te ilk Türk sinemacısı Fuat Uzkınay´ın ‘Ayastefanos´taki Rus Abidesi´nin yıkılışını filme çekmesiyle başlayan Türk sinemasının 100’üncü yılında, sinemamızın yaşayan tarihçisi Ağâh Özgüç’le bir söyleşi yaptık.

 
 

Kadir İNCESU

Ağah Özgüç 53 yıldır sinema yazarı olarak çalışıyor. Gazeteciliğe başladığı günden beri de sinemayla ilgili ne bulursa biriktiriyor. Sinema tarihimizin en önemli isimlerinden birisi dersek abartmamış oluruz… 40’dan fazla kitaba, binlerce yazıya imza attı. Geçimini yazarlıkla sağlayan Ağah Özgüç için Erkekçe dergisinde 9 yıl birlikte çalıştıkları Hıncal Uluç “Heykeli dikilecek adamdır Ağah Özgüç. Türk Sineması’nın yaşayan tarihçisidir o… Adım adım not eder… Yeşilçam’la ilgili bir araştırma yapın. Adım başı karşınıza Ağah Özgüç çıkar. Bir ömür vakfetmiştir Türk Sineması’nın vakanüvisliğine… Ama sinema dünyasının en sessiz adamıdır. En sessiz, en gösterişsiz, en mahçup” derken yakın dostlarından Kemal Özdemir de  “Ansiklopedik Türk Filmleri Sözlüğü olmasaydı, Türkiye’de kaç tane filmin çekildiğini kimse bilemezdi. Kim hangi konuda araştırma yapmak isterse bu kitaba başvurmalı… Bu kitap konusunda tek kaynak” diyor. Uzun yıllardır Kadıköy’de yaşayan Ağah Özgüç ile yaşamı ekseninde sinemamızı konuştuk.

 

 
-Ağah Özgüç nasıl bir çocukluk yaşadı?
1932 Yeldeğirmeni doğumluyum. 6 yaşına kadar Yeldeğirmeni’nde yaşadık. Uçurtma uçurduğumuz günleri hatırlıyorum. Daha sonra Unkapanı’nda yaşamaya başladık. Unkapanı’nda 54. İlkokulu bitirdim. O yıllardaki çikolataların içinden dönemin Amerikan kovboylarının kartları çıkardı. O kartlarla oyun oynardık arkadaşlarımızla… Belki de o yıllarda başladı bizim sinema koleksiyonculuğumuz. Bilinçsiz olarak başlayıp bilinçli bir şekilde devam etti.

-Gençlik tutkularınızdan biri de şiirmiş…
Askerlik öncesi Cibali’de tütün fabrikasında çalıştım. O dönemde Nedret Gürcan Dinar’da Şairler Yaprağı diye bir dergi çıkarırdı. Derginin yarışmasında “8.30 Treni” adlı şiirim ilk 10 şiir arasına girdi. Askerliğim sırasında izin günlerimde hep sinemaya giderdim. O dönemlerde edebiyat dergilerine şiir göndermeye, İzmir’deki sanat hareketlerini yazmaya başladım. Şiirlerim başta Yelken, Salkım, Petek olmak üzere adını anımsayamadığım dergilerde kaldı. İlk sinema yazılarımı da Yelken dergisinde yazdım. 1960 yılında Babıâli’de profesyonel olarak Büyük Gazete’de çalışmaya başladım. Sanat sayfasını hazırlıyordum. Sinema röportajları yapmaya başladım. İlk röportajı da Türkan Şoray ile yaptım. Artist, Sinema, Ses, Perde, Hafta Sonu, Ekspres, Akşam, Yeni Gazete, Milliyet, Tv’de 7 gün, Gelişim Sinema, Antrakt, Beyaz Perde ve daha birçok dergide, gazetede yazdım.  Sinema röportajları yapmaya başladığım ilk günden itibaren sinemayla ilgili fotoğrafları, afişleri toplamaya başladım..
 
-Sizin de sinemaya gazeteci olarak adım attığınız 1960’lı yılları nasıl değerlendiriyorsunuz?
1960’lar Türk sinema tarihinin altın yıllarıdır. 1960’lı yıllarda Metin Erksan gibi çok önemli bir yönetmenimiz ortaya çıktı. 1963’te uluslararası alanda Susuz Yaz ödül aldı. 60’lı yıllar siyasal açıdan da, edebiyat açısından da, Türkiye’nin genel yapısı açısından da önemlidir. 1964 yılında İstanbul sınırları içinde sinemaya giden insan sayısı 34 milyon. Nüfusu da 1 milyon 700 bindi. 1969 yılında Nezih Coş’un yaptığı bir araştırmaya göre, ülke sınırları içersinde yaklaşık 3 bin sinema bulunuyordu.
 
-60’lı yıllardaki başarı neden daha sonraları devam ettirilemedi?
Dönemin koşullarına bağlı… 1974’de seks filmleri dönemi başladı. Kimse sinemaya gitmeyince, sinemalar birahane olmaya başlamıştı. O filmler sokaktaki seyirciyi sinemaya getirdi. O bitti, arabesk filmler başladı. Her tür kendi oyuncularını yaratır. Ferdi Tayfur, Orhan Gencebay, Küçük Emrah, İbrahim Tatlıses’i getirdi.  O dönemlerde fantastik filmler de çekildi. Türleri dönemler yaratır. Bir film tutunca, hemen arkası gelir, birbirlerini tekrarlamaya başlayınca da biter ve başka bir tür ortaya çıkar.  Siyasal filmler, tarihi filmler… Günümüzde ise rakamlara baktığınızda güldürü filmleri iş yapıyor. Ya güldüreceksin, ya ağlatacaksın. Hikâye bu… Halkımız da çok çabuk ağlayan, çok çabuk gülen bir yapıda… Vizyona giren filmlerin çoğu da iş yapmıyor.
 
-100 yıllık Türk sinema tarihine damga vurmuş yönetmenler kimdir?
Sedat Semavi de “Pençe” ve “Casus” adlı filmleri yapmıştır 1917-18 tarihlerinde ve halkın karşısına çıkan ilk filmlerdir. 17 yıl boyunca sinemaya hakim olan ve 40’a yakın film çeken yönetmen Muhsin Ertuğrul’dur. Oyuncuları da tiyatro kökenliydi. Vizyona giren ilk renkli filmi de yapmıştır.
Faruk Genç de sinemacılar dönemini başlatmıştır. Dönemin altı önemli sinemacısı Lütfi Akad, Atıf Yılmaz, Metin Erksan, Osman Seden, Memduh Ün ve Halit Refik…
 
-Sizin için sinema tarihimizin en önemli filmleri hangisidir?
Lütfü Akad’In 1952’de çektiği “Kanun Namına”, ilk defa kameranın doğru dürüst dışarı çıktığı bir film… “Üç Arkadaş” da Yeşilçam duyarlığını çok iyi anlattı, vıcık vıcık melodramların dışında insanın içine işleyen bir filmdi. Ertem Eğilmez artık filmlerin iş yapmadığı bir dönemde “Arabesk” adlı bir film çevirdi. Bu film, ayakta maç seyredilir gibi seyredilen filmlerden bir tanesi oldu. 1 milyon seyirci topladı. O günlere göre iyi bir rakamdı. 2 kopya ile çıktı gösterime, taleplerden sonsa 12 kopyaya çıktı. Emek Sineması ki o dönemlerde yabancı filmlerin sineması olarak bilinir ki, “Arabesk” Emek’te ayakta izlendi. Bu film bir pırıltı oldu. İyi filmler yapıldı. Daha sonra en büyük patlamayı 2,5 milyon seyirci ile “Eşkıya” yaptı. Ondan sonra filmler iş yapmaya başladı. “Susuz Yaz” uluslararası ödülü olan ve yarınlara kalacak bir filmdir. Yeniden seyrediyorsun, zımba gibi… “Üç Arkadaş”ı izledik, tamam bazı hatalar var ama filmin bütünü önemli. “Umut” Türk sinemasında gerçekçi film dönemini açtı… “Sürü”, “Yol”, “Muhsin Bey”, “Selvi Boylum Al Yazmalım”, “Seyit Han”, “Kuyu”, “Sevmek Zamanı”, “Gurbet Kuşları”… Bu filmleri de izlemek lazım
 
-Sıra geldi yapımcılara…
Türk sinema tarihine damga vurmuş kurucu aileler: Kemal Sedan ailesine ait olan Kemal Film, sinema tarihimizin ilk özel yapımcısı... İhsan İpekçi ailesine ait olan İpek Film, Cemil Filmer ailesine ait olan Lale Film.. Üç şirket Türk sinemasının kurucusudur.
Uğur Film (Memduh Ün), Uzman Film, Saner Film (Özdemir Birsel), Arzu Film (Ertem Eğilmez), Erler Film (Türker İnanoğlu) önemlidir. Hem halk için hem de sanata yönelik filmler yapmışlardır. Umut Filmden Yılmaz Güney, Atıf Yılmaz, Şükrü Avşar, Cengiz Ergun da iyi yapımcılardandır.. Yeni yapımcılardan Necati Akpınar,  Zeynep Özbatur, Yılmaz Erdoğan…
 
-Sinema tarihimizin en önemli oyuncuları konusundaki görüşünüz nedir?
Sanatsal sinemanın oyuncuları var, popülizme dayalı oyuncular var. Türkan Şoray çok iyi filmler yapmıştır. Her oyuncuyu farklı değerlendirmek gerekir. Hülya Koçyiğit de, Fatma Girik de kendine has özellikleri olan isimler. Yılmaz Güney öyle…
50’li yıllarda sinemamızda teatral bir hava vardı. Sinema oyunculuğu ayrı bir olaydır. Sinema oyunculuğu, sinema tarihimizde Fikret Hakan ile başlar, bana göre. En çok yarına kalacak filmi yapan da Fikret Hakan’dır. Yılmaz Güney ile de yeni bir açılım başlar ve Tarık Akan ile devam eder. Popülist tarafları bir yana gerçekten sanatsal ve gerçek oyuncu özellikleri taşıyan isimlerdir. Ahmet Mekin de çok önemli bir oyuncu… Ama yıldızlaşmaması ayrı bir olay… Çünkü hem yıldız, hem iyi oyuncu olmak çok zor bir olay.
Kadir İnanır da iyi oyuncudur… Tek başına bir oyuncu, oyuncu değildir. Önemli olan yönetmendir. Yavuz Özkan’ın “Yengeç Sepeti” adlı bir filmi var Sadri Alışık’ın oynadığı… Yönetmen, Sadri Alışık’a bırakıyor, sen oyna diye… Olmuyor. Yönetmen “Sadriciğim çok güzel oynuyorsun, ama benim istediğim gibi oynarsan olacak” diyor. Ve istediği gibi oynatıyor. O küçücük rol Sadri Alışık’ın hayatında oynadığı en başarılı rollerden birisidir. Şener Şen de büyük bir oyuncu. Figüranlıktan öyle bir yere gelmesini kimse beklemiyordu.
Sevilmek, popüler olmak ayrı, oyuncu olmak ayrı bir olay…
Cüneyt Arkın’ın da ayrı özellikleri var. Ayhan Işık, ışığın nerden geldiğini ve nasıl duracağını bilen bir adam… Halkın tuttuğu oyuncuların yüzde 80’i iyi oyunculardır. Ahmet Mekin yıldız oyuncu değil ama 10 numara… Günümüz filmlerine, dizilerine bakıyorsun, kızların hepsi Barbie bebek gibi… Fakat karizmaları yok. Yok, artık Göksel Arsoy’un arabasını havaya kaldıracak seyirci de yok, öyle bir adam da yok… Tarık Akan da sinemaya yeni bir kişilik getirdi. Şunu da unutmamak gerekir: Sinemaya gitmek ayrı, televizyon başına oturup film izlemek ayrı bir olay…
 
-Sinemayla ilgili pek çok kitabınız var. Kitaplarınızdan da söz eder misiniz?
İlk olarak Giovanni Scognamillo ile birlikte “Sinemada Erotizm” diye bir kitap hazırladık. Yayıncı ise kimse bu addan bir şey anlamaz diye “Yeşilçam Cinselliği” diye istemediğimiz bir ad verdi. Kapak fotoğrafı yüzünden kitap toplatıldı. İşi batırdı. Düzelte düzelte son 4. baskıda kitabın adını “Türk Sineması’nda Cinselliğin Tarihi” koyduk. 40’ın üzerinde kitabım var…
Türk Filmleri Sözlüğü 1914-1992-4 Cilt, Türk Sineması Sansür Dosyası, Türk Sineması’nda İlkler, 80. Yılında Türk Sineması, Türk Sineması’nda Cinayetler ve İntiharlar Dosyası, Türk Film Yapımcıları Sözlüğü, Türkan Şoray, Bütün Filmleriyle Yılmaz Güney, Türk Film Yönetmenleri, Afişlerle Türk Sineması, Türlerle Türk Sineması, Bir Sinema Yazarının Günlüğünden Aykırı Notlar, Türk Sinemaı’nda İstanbul ve Marjinaller Orijinaller ilk anda aklıma gelenler…  Magazin gazeteciliğinden geliyorum. Magazin gazeteciliği yapmasaydım ne sektörü bilirdim, ne bu insanları tanırdım. Ben her şeyi magazin gazeteciliğine borçluyum. Kimse set nedir bilmiyorken, benim hayatım gece gündüz setlerde geçti. Alt yapı bir yerde önemli. Türk sinemasında tarihçi deyince iki isim vardır; Nijat Özön ve Giovanni Scognamillo… Bunlar gerçek tarihçi, şimdi herkese tarihçi diyorlar, palavra… Ucuzladı. Tarık Dursun K.’ya “Kelebekler Çift Uçar” adlı filmde asistanlık yaptım. Türk sinemasına yaptığım katkılar nedeniyle 1992’de 9 Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi tarafından Artemis Ödülü verilen ilk sinema yazarı oldum. 1992-93’de Ankara Sanat Kurumu da “sinema ödülü”ne değer gördü. 1999’da Ankara Uluslararası Film Festivali tarafından Aziz Nesin emek Ödülüne değer görüldüm. 2004’de İFSAK tarafından “Yılın Sinemacısı” seçildim. Son olarak da 2007’de 9. Uluslararası Eskişehir Film Festivali’nde “Emek” Ödülü”ne değer görüldüm.
 
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.