Haftalık Bağımsız Gazete 19 Haziran 2018

TAŞ gibi ağır bir soru: 'Bu ev kimin?'

Tiyatro Tek Ağaç’ın sahneye koyduğu “Taş (Der Stein)”,savaşların ortaya çıkardığı sahte kahramanlık öykülerini; bir ev üzerinden kurulmaya çalışılan iktidar mücadelesiyle anlatıyor.

TAŞ gibi ağır bir soru: 'Bu ev kimin?'

Tiyatro dünyasının yeni gruplarından Tiyatro Tek Ağaç’ın sahneye koyduğu “Taş (Der Stein)”, çağlar değiştiren savaşların bireylerin kişisel tarihinde yarattıkları tahribatları ve ortaya çıkardığı sahte kahramanlık öykülerini; bir ev üzerinden kurulmaya çalışılan iktidar mücadelesiyle anlatıyor.
  
Semra ÇELEBİ
 
Nazi Almanya’sında, Yahudi olduğu için işten çıkarılan müdürünün yerine geçmekte hiçbir sakınca görmeyen bir veteriner, bir de o müdürünün güzel evine göz koyarsa ne olur? Adı “Yahudi evi”ne çıkmış o evde karısıyla birlikte yaşarken “ari” bir Alman olmasına rağmen evi taşlanınca ne hisseder? Savaş bitip de Naziler kaybedince “gerçek bir Alman gibi” intihar edip yaşamına son verirken karısı, küçük kızlarına babasını nasıl anlatacaktır? Gerçek bir Nazi gibi yaşadığını mı yoksa bir Yahudi dostu olduğunu mu?...
Çağdaş Alman tiyatrosunun önde gelen yazarlarından Marius von Mayenburg’un Der Stein (Taş) adlı oyunu, bireylerin kişisel tarihlerini anlatırken hiç de dürüst olmamalarını temel alıyor. İnsanlar kişisel tarihlerini bu kadar çarpıtarak anlatırken resmi tarihin ne kadar büyük tahribatlarla yazıldığını düşünmeden edemiyor insan.
Tiyatro dünyasının genç grubu Tiyatro Tek Ağaç tarafından ilk kez çevirisi yapılıp sahnelenmeye başlanan “Taş”ta bir ev üzerinden verilen iktidar mücadelesini izliyoruz. İlginç olansa bu iktidar mücadelesinin kadınlar üzerinden anlatılıyor olması. Bir bakıma kadınların erkek egemen toplumlarda eve hapsedilmeleri ve tüm iktidarlarını, kocalarının kirli işleri sayesinde sahip oldukları evlerle oluşturmaları irdeleniyor. Ülkenin politik durumu o evde yaşayanların da kimliğini belirliyor. Savaştan önce Yahudi zengin bir ailenin olan ev, savaş sırasında Nazi bir Alman ailesine geçiyor; savaş sonrasındaysa uzun yıllar Doğu Almanya’dan kaçan göçmenlere sığınak oluyor. Yıllar sonra babasının Yahudi dostu olduğunu ve bu yüzden öldürüldüğünü düşünen Nazi Alman veterinerin kızı gelip o evi sığınmacıların elinden alınca temel soru bir “taş” gibi önümüze düşüyor: “Peki bu ev gerçekten kimin?”
Oyunun yönetmeni Murat Akdağ, farklı bir sahneleme yöntemi seçmiş. Kronolojik bir sıra yok, planlar şarkılarla bağlanmış. Tarih kimi zaman 1935, kimi zaman 1993, bazen 1945, bazense 1978… Farklı zamanlarda o evde yaşananlara ve kesişen, iç içe geçen yaşamlara tanık oluyoruz. Başta anlamakta zorluk çektiğimiz bağlantı, oyunun bir noktasında öyle sağlam kuruluyor ki devamında kendimizi o evde hissedecek kadar içine giriyoruz oyunun. Büyük bir utanç etrafında ilmek ilmek örülen yalanlarla dolu bir yaşam, başka yaşamlara sirayet ediyor gözümüzün önünde…
 
‘SAHTE KAHRAMANLIK HİKÂYESİ BİZİM ÜLKEMİZDE ÇOK’
Oyunun yönetmeni Murat Akdağ, çağdaş Alman tiyatrosunun kendisi gibi genç yazarlarından Marius von Mayenburg’un neden bu oyununu sahneye koyduğunu şöyle anlatıyor: “Oyunun, tarih yazını konusunun nasıl çarpıtılarak, faşist insanların ya da faşizan yapıların nasıl kahramanlara, kahramanlık hikâyelerine dönüştürüldüğüne dikkat çekmesi çok etkileyici geldi bana. Ülkemizde de buna benzer şeyler görüyoruz. Eli kanlı katiller bir anda kahraman ilan edilebiliyor ve topluma rol model olarak sunuluyor. Tıpkı oyundaki gibi kahramanlık hikâyeleri uyduruluyor. Bu hikâyeleri uyduran insanlar aradan belli bir zaman geçtikten sonra vicdan azabından gerçeği itiraf etmek istese de, elinden bir şey gelmiyor. Çünkü yetiştirdiği yeni kuşaklara armağan ettiği sahte kahramanlık hikâyesi onun kontrolünden çıkmış ve hastalıklı bireyler yaratmış oluyor. Bu durum çok acıklı bence. Oyun Almanya ile alakalı gibi görünse de, tüm ulus devletlerin inşa ediliş sürecinin pisliklerini deşifre ediyor. Hatta tüm bireysel kahramanlık hikâyelerini. Ayrıca oyun, çok başarılı yazılmış bir kurguya ve anlatıma sahip!”
 
ŞUBAT AYI BOYUNCA KADIKÖY’DE
İstanbul Devlet Tiyatroları’nın geçen sezon sahnelemeye başladığı ve habervaktim internet sitesi tarafından hedef gösterildiği için tartışma konusu olan “Çirkin” oyunun da yazarı Marius von Mayenburg’un Türkiye’de ilk kez seyirciyle buluşan oyunu “Taş”, Şubat ayı sonuna kadar Kadıköy’de sahnelenmeye devam edecek. Kadıköy’ün en yeni sahnesi Tiyatro Seyirlik’teki oyun son kez 27 Şubat Perşembe akşamı izleyiciyle buluşacak. Mart ayından itibarense Avrupa yakasındaki Bo Sahne’ye taşınacak.
Gülsüm Soydan, Özlem Çınar, Cüneyt Karadurak, Elif Sümbül Sert, Aliye Karahan ve Selin Zafertepe’nin rolleri paylaştığı oyuna trompette Can Ömer Uygan, çelloda Barış Güvenenler, gitarda Alican Soydan ve piyanoda Mahmut Turgut eşlik ediyor.
Tiyatro Tek Ağaç’la tanışmak, etkileyici bir oyun izlemek istiyorsanız 27 Şubat Perşembe akşamı saat 20.30’da Tiyatro Seyirlik’te sahnelenecek oyunu kaçırmayın!

 

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.