Haftalık Bağımsız Gazete 18 Eylül 2019

Şiirler notalarda dile geliyor

Müzisyenler Senem Demircioğlu ve İklim Tamkan, “Şiirli Şarkılar” projesiyle ünlü şairlerin dizelerini notalara döküyor

Şiirler notalarda dile geliyor

Müzisyenler Senem Demircioğlu ve İklim Tamkan; temellerini müzik öğrenimlerini aldıkları Avusturya’da attıkları “Şiirli Şarkılar” projesiyle ünlü şairlerin şiirlerini notalara döküyor
 
Gökçe UYGUN
Mezzo soprano Senem Demircioğlu, opera hayatına Avusturya’da devam eden bir sanatçı. Keza İklim Tamkan da konserler veren ve piyano eğitmenliği yapan bir piyanist. Bu iki genç kadın sanatçı aynı zamanda çok yakın iki dost.  Bu dostluklarını, şiir ve müzikle buluşturarak da “Şiirli Şarkılar” projesini ortaya çıkarmışlar. Demircioğlu’nun vokal, Tamkan’ın piyanist olarak sahne aldığı konserlerde, Pir Sultan Abdal, Ömer Hayyam, Nâzım Hikmet, Orhan Veli, Can Yücel, Metin Altıok, Behçet Aysan, Cemal Süreya, Edip Cansever, Ahmed Arif gibi şairlerin şiirlerinden bestelenen şarkıları seslendiriyorlar.
13 Ağustos’ta Kadıköy Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde konser verecek olan Demircioğlu ve Tamkan’la konuştuk.
 
- Sizin için ‘ikili’ diyebilir miyiz? Yoksa sadece bu proje özelinde mi bir araya geldiniz?
İklim: Sadece ikili diyemeyiz bence. Can dost, yoldaş demeliyiz öncelikle…
Senem: Bu proje özelinde bir araya gelmedik, hayatimizi da paylaşıyoruz. Müzikal olarak da bir “duo” diyebiliriz.
 
- Birlikte çalışmaya başlamanız 2012’ye dayanıyor. Nereden tanışıyorsunuz? Nasıl doğdu bu birliktelik?
Senem: Ben opera master’ı için Avusturya'daki Graz Müzik ve Sahne Sanatları Üniversitesi'ne gitmiştim. İklim zaten uzun zamandır oradaydı. Orada tanıştık ve o kadar iyi anlaştık ki, birlikte bir şeyler yapmak istedik.
İklim: Evet, aslında beraber biraz daha fazla vakit geçirmek için bahane aradık. Becerdik de sanırım.
 
- Şiirli Şarkılar projesini biraz anlatır mısınız?
İklim: Sevdiğimiz, okuduğumuz, hayran olduğumuz bazı şairlerin şiirlerinden şarkılar yapıyoruz. Ben çalıyorum, Senem söylüyor. İki müzisyenin tamamen keyfi olarak başladığı, zamanla değişen ve gelişen bir proje.
 
- Bu projeyi üretmenizden anladığım; ikiniz de hem müziği hem şiiri seviyorsunuz.
Senem: Evet, elbette damak tatlarımız bazı yerlerde ayrılıyordur ama İklim'le büyük oranda aynı şairleri seviyoruz. Bazen elimize kitapları alırız. Karşılıklı koltuklara geçer, saatlerce hiç konuşmaz, okuruz. Sonra muhakkak bir ara birimiz heyecanlanıp, “Kesinlikle şu şiiri de repertuvara katmalıyız!” der. Şiiri diğerine okutur ve sonra susup okumaya devam ederiz.
İklim: Senem özellikle ‘susma’ kısmında çok iyidir. Ben ikilinin çok konuşanıyım maalesef.(Gülüyor)
 
- Projede şiirlerini seslendirdiğiniz şairleri seçmedeki kıstasınız neydi?
İklim: Öncelikle kişisel hayranlıklar. Parçalarımızdaki şiirler hakikaten bizlere bir şeyler hissettiriyor. Sonra ‘vicdan’ ve ‘hafıza’ diyebiliriz. Madımak katliamında kaybettiğimiz çok kıymetli iki şairimiz Behçet Aysan ve Metin Altıok’un şiirleri var örneğin. ‘İsimleri yaşatmak’ diyemiyorum. Zira biz olsak da olmasak da var olan, yasamaya devam edecek  büyük isimler bu sairler. Ama elbette biz de tuzumuz bulunsun isteriz, istedik. O yüzden  onları seçtik.
 
- Bence bu projenin bir önemi de, artık aramızda olmayan şairlerin dizelerini günümüze canlı canlı taşımak… Ne dersiniz?
Senem: Evet, bu kısmı özellikle hoşumuza gidiyor. Neden bir yolculukta Ahmet Erhan dizeleri duymayalım ki? Ya da yemek yaparken Edip Cansever… Ancak bu, yaşayan şairlerimizin kıymetini bilmediğimiz anlamına gelmemeli. İklim'le uzun zamandır bu konuyu konuşuyoruz. Yaşayan genç sairlerimizin şiirlerine de ses vermek istiyoruz.
 
- Müziği birlikte icra etmek, sizler için nasıl bir duygu?
İklim: Enfes! Senem en son neye ağladığımı, neye güldüğümü biliyor. Neden ağlayıp nende güldüğümü de en az benim kadar biliyor. Hatta bazen benden daha çok biliyor. (gülüşmeler) Nerede nefes aldığımı, nerede tuttuğumu gözünün ucuyla anlıyor. Biz tek kişiyiz onunla sahnede. Büyük avantaj. Her konserde dostluğumuzu, paylaştıklarımızı da bir tık öteye taşıyoruz tabii. Muazzam anılar biriktiriyoruz ve bence güzel de bir geçmişimiz var artık.
Senem: Mesela bir Ahmed Arif şiirinde İklim'in çok sevdiği bir yer var. Oraya geldiğimizde ikimiz de birbirimize bakıp tebessüm ediyoruz. Her seferinde aynısı oluyor, engelleyemiyoruz. Seyirci bilmiyor tabii.
 
- Fazıl Say’ın projeye desteği nasıl gerçekleşti?
İklim: Bizim dostluğumuz 2001’de Viyana'da başlamıştı. Senem de zaten çeşitli projelerde çalışıyordu Fazıl’la. Birbirimizi tanır, bilirdik yani. Albümün fikir babası, prodüktorü ve sponsoru o. Nasıl teşekkür etsek az. Muazzam bir destek, biz çok şanslıyız.
Senem: Albüm fikri ondan çıktı. Yoksa biz ağırdan alacaktık. İyi oldu, hızlandık. Albüm çalışmalarımız sürüyor. Eylül’de yayınlanmasını öngörüyoruz. Bu arada albüm demişken; DoRe Müzik de büyük destekçilerimizden. Derya Özyürek'e de çok teşekkürler, her konserimizde imdadımıza koşuyorlar.
 
- Bu proje ile pek çok yerde sahne aldınız. Seyircinin ilgisi nasıl?
Senem: Artık belli şehirlerde bizi dinlemiş olan ve düzenli dinlemek isteyen sabit bir kitlemiz var. Sosyal medyadan ulaşıp, “Artık buraya da gelin” diyenler var mesela. Muhteşem bir his tabii ki. Müziğimiz, sesimiz seyirciye ulaşıyor. Elbette daha çok konser olsun isteriz, hep daha fazlasını isteriz. Albüm sonrasında olacağını tahmin ediyorum.
İklim: Ülkenin şu anki malum şartlarından insanlar konserlere gitmeye bile korkuyorlar. Anlıyorum da tabii. Ben bazen sokakta yürümeye bile korkuyorum. Bizim gibi biraz da ‘rengi belli’ projelerin bu durumdan etkilenmediğini söyleyemeyiz. Yine de konserlerimize olan ilgiden memnunuz.
 
- İkiniz de yurtdışı kariyeri olan sanatçılarsınız. Oralarda da sahne aldınız mı?
İklim: Aklımızda var ama su ana kadar yurtdışında bu repertuvarla sahne almadık. Bu biraz daha zahmetli olacaktır zira şiirleri çevirmek gerekecek. Bir yandan da ‘Ayni hissi verebilir miyiz?” sorusu da var tabii. Olmalı da bence. Örneğin Senem bir şarkıda bir cümleyi öyle bir söylüyor ki, o cümle ‘ancak o dilde ve o hisle ifade edilebilir gibi’ hissediyorum bazen. Bunu başka dilde yakalamak zor olacaktır dinleyici için.
 
- 13 Ağustos Kadıköy Nazım Hikmet Kültür Merkezi konserinize gelecek olursak, konserin başlığı Şarkılar Kadıköy’de. Neden şarkılar Kadıköy’de? Neden burayı seçtiniz?
Senem: Şarkılar geçenlerde Gümüşlük Akademisi'ndeydi. Şimdi de Kadıköy'de. Konserin başlığının sebebi o. Minik bir yaz turnesi oluyor bizim için.
İklim: Burası albüm öncesi ‘son durak’ aslında. Yani 13 Ağustos konseri bizim için mühim. Kadıköy'deki ilk konserimizi yaptığımız yer de yine burasıydı. NHKM ile düzenli konserler yapmaya gayret ediyoruz. Bu konuda iki taraf da istekli.
 
- Senem siz Ankara, İklim siz de İzmirlisiniz. Kadıköy’le özel bir bağınız-ilginiz var mı?
Senem: Ankara doğumluyum ama Ankaralı olduğumu söyleyemem. Hayatım İstanbul'da geçti. Burada okudum, büyüdüm, yaşadım. Dolayısıyla benim için Kadıköy’ün anlamı elbette   büyük. Kadıköy’ün ve yerlisinin ruhunu çok iyi tanıyorum. İstanbul'un en güzel, en kıymetli yerlerinden biridir benim için.
İklim: Ben maalesef çok tanımıyorum. İstanbul'a döneli 3 sene olacak ve ben hala pek çok yeri bilmiyorum. Ama Kadıköy'ü biliyorum tabii. Buraları, özellikle de Moda'yı doğduğum yer olan İzmir-Karşıyaka’ya benzetiyorum biraz. O yüzden ister istemez bir bağı oluyor insanin. Ya da sempatisi diyelim. Halkın duyarlılığı, sivil dayanışma, belediyenin farklılığı,  bizlerle iletişimi, dili de malumunuz. Çok fazla şey söylemeye gerek yok, Kadıköy başka…
 
- Daha önce Kadıköy’de yine NHKM’de sahne aldınız. Kadıköy seyircisini ve buranın müzikal ortamını nasıl buluyorsunuz?
Senem: Kadıköy seyircisi elbette çok farklı. Çünkü Kadıköy, İstanbul'dan çok farklı.
İklim: Ben burada yapılan etkinlikleri hakikaten hayranlıkla takip ediyorum. Sürekli bir yerde bir şeyler oluyor. Burada yaşayanlar epey şanslı.
 
ULUSLARARASI SANATÇILAR
İklim Tamkan (Piyano)
İzmir’de doğan sanatçı, müzik eğitimine 1995 yılında H. Ü. Ankara Devlet Konservatuvarı’nda Prof. Güherdal Çakırsoy ve Prof. İlhan Baran ile başladı. D.E.Ü. İzmir Devlet Konservatuvarı’nda Prof. Aykut Yafe ile sürdürdüğü 6 yıllık eğitimi süresince çeşitli şehirlerde sayısız konser ve resitaller verdi. Türkiye’deki eğitim süreci boyunca Ayşegül Sarıca, Ali Darmar, Namık Sultanov ve Giovanni Battel gibi sanatçılarla da çalışma fırsatı buldu. Viyana Müzik ve Sahne Sanatları Üniversitesi’nde Prof. İ.Häusler ile çalışmalarına devam eden Tamkan, 2002 yılında Graz Müzik ve Sahne Sanatları Üniversitesi Piyano Ana Sanat Dalı Solistlik Bölümü’ne, uzun yıllar Avrupa Piyano Eğitimciler Derneği başkanlığını da sürdürmüş olan Prof. Walter Groppenberger’in sınıfına kabul edildi. Piyano “solistlik” bölümünde sürdürdüğü eğitiminin yanında “ piyano pedagojisi” eğitimi de almaya karar vererek 2007 yılında aynı üniversitenin pedagoji enstitüsünde çalışmalarına başladı, piyano solistlik eğitimini bu bölümle beraber paralel olarak sürdürmeye devam etti. Eğitimi esnasında uzmanlığını -”eski müzik” enstitüsüne bağlı olan – klavsen dalında yapan Tamkan, klavsen hocalarının da teşvikiyle bu enstrümanı “yan dal” olarak icra etmekle yetinmek istemedi ve aynı üniversitenin Eski Müzik Enstitüsü Klavsen Ana Sanat Dalı Solistlik Bölümü’ne birincilikle kabul edilerek dünyaca ünlü müzisyen ve pedagog Prof. Jesper Christensen ile klavsen hayatına başlamış oldu. Prof. Eva Maria Pollerus, Prof. Michael Hell ve Merit Eichorn gibi değerli isimlerle de devam ettirdi.Eğitimi süresince çeşitli Avrupa ülkelerinde Roland Batik, Prof. Bronislawa Kawalla, Prof. Tadeusz Chmielewski, Prof. Elzbiata Guzek-Soini, Prof. Oleg Krimmner ve Laurent Boullett gibi dünyaca ünlü müzisyenlerle masterclass çalışmaları yaptı. Ayrıca klavsen dalında da İtalya Montisi’deki The Piccola Accademia ustalık sınıfına kabul edilerek akademiyi başarıyla tamamladı. İtalya, Polonya, İsviçre, Slovenya, Almanya gibi birçok ülkede resitaller ve oda müziği konserleri verdi. İtalya’da yapılan Valtidone Genç Yetenekler Yarışması’nda piyano dalında üçüncülük ödülü, klavsen dalında Uluslararası Kiwanis Ödülü’nün yanı sıra Avusturya Devleti tarafından verilen Martha Debelli ödülü ve bursunu arka arkaya iki defa kazandı. 2014 yılında Türkiye'ye dönen sanatçı,  fotoğrafçı Mehmet Turgut'un “Ala Portreler”  isimli fotoğraf sergisinin dökumanter'inin/ kısa filminin müziklerini yapmıştır.Tamkan, Ayşen Gruda’nın başrolünü oynadığı ve genç kadın oyuncularla birlikte sahnelenen “Kadınlar Hep Gülmeli” isimli politik komedi oyunun müziklerini de canlı performansıyla sahneye taşıdı. Yine aynı yıl içerisinde piyasaya sürülen, Metin Altıok’a saygı “Anka” albümünde prodüktör ve icracı olarak iki şarkısı bulunan Tamkan, bu iki şarkıyı Mezzo Soprano Senem Demircioğlu ve Güneş Duru solistliğinde seslendirdi.
 
Senem Demircioğlu (Mezzo Soprano)
1987 yılında Ankara’da doğdu. 1995 yılında TRT İstanbul Çocuk Korosu’na kabul edildi ve beş senelik eğitimi başarıyla tamamladı.1998 yılında Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda Piyano Anasanat  Dalına  kabul edildi ve  Doç. Hülya Ardıç’ın öğrencisi oldu. Orta ve lise öğreniminin ardından 2006 yılında piyano Anasanat Dalından mezun oldu.2006 yılında Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Devlet Konservatuarı Opera Anasanat Dalı’na kabul edilerek  Öğr. Gör. Payam Koryak ile şan çalışmalarına başladı. Okul içi ve okul dışı birçok konser verdi.2008 yılında Prof. Kai Wessel’in lied yorumu üzerine verdiği masterclassına katıldı. 2009 yılında Bulgaristan’ın Sofya kentinde düzenlenen  “Uluslararası Genç Virtüözler Yarışması”nda opera dalında 1.lik ödülüne layık görüldü. 2009 yılında MSGSÜ Devlet Konservatuarı prodüksiyonu olan ve Doç.Yekta Kara’nın sahneye koyduğu, G.Puccini’nin “Gianni Schicchi” operasında “La Ciesca” rolünü seslendirdi.2010 ve 2011 yılında Amelia Felle’nin masterclassına katıldı. 2011 yılında yine bir MSGSÜ Devlet Konservatuvarı prodüksiyonu olan, Doç. Yekta Kara’nın sahnelediği W.A.Mozart’ın “Le Nozze di Figaro” operasında “Cherubino” rolünü üstlendi.2011 yılında Ryszard Ciesla’nın masterclassına katıldı.2012 yılında MSGSÜ Devlet Konservatuvarı Opera Anasanat Dalı’ndan pekiyi derece ile mezun oldu. Aynı yıl Fazıl Say’ın bestelediği Op.40 “Ses” adlı eserin ilk seslendirilişinde Mezzo Soprano partisini seslendirdi. Bu eserle Türkiye’nin çeşitli yerlerinde konser vermeye devam etmektedirler.2012 yılında Avusturya’nın Graz kentinde bulunan “Universitat für Musik und darstellende Kunst Graz”a kabul edilerek Prof. Ulf Baestlein‘ın öğrencisi oldu.Yine aynı yıl kasım ayında Angelika Kırchschlager ve Aulikki Eerola’nın masterclasslarına katıldı.Aynı yıl “Universitat für Musik und darstellende Kunst Graz” stüdyosu prodüksiyonu olan, Prof. Barbara Bayer’in sahneye koyduğu ve Prof. Frank Cramer’in yönetimindeki M.Ravel’in “ L’enfant et les Sortileges” operasında “Maman,La Tasse Chinoise ve La Libellule” rollerini seslendirdi. 2013 yılında yine bir “Musik und darstellende Kunst Graz” stüdyosu prodüksiyonu olan, Christian Poewe’nin sahneye koyduğu ve Prof. Frank Cramer’in yönetimindeki O.Nicolai’nin “Die lustigen Weiber von Windsor” operasında “Frau Reiche” rolünü seslendirdi.     2013 Aralık ayında, Christian Poewe ve Alexander Irmer’in sayneye koyduğu Prof. Frank Cramer’in yönettimindeki G. Donizetti’nin “Le Convenienze ed Inconvenienze Teatrali” operasında “Dorotea” rolünü seslendirdi.  2014 Mart ayında Almanya Leipzig’de, “Alte Musik Fest”e davet edilerek Sigrid T’Hooft’un sahneye koyduğu, Susanne Scholz’un müzikal direktörlüğündeki J.A.Hasse’nin “La Semiramide Riconosciuta” operasında “Scitalce” rolünü seslendirdi.  30 Mayıs 2014’te, Gezi olaylarının birinci yılı sebebiyle “Volkstheater Wien”de gerçekleştirilen “Gezi Concert”de, piyanist kadeşler Ferhan&Ferzan Önder, ünlü perküsyon  sanatçısı Martin Grubinger ve Fazıl Say’la beraber aynı konserde yer aldı. Fazıl Say’la beraber kendisinin ilk şarkılarını seslendirdi. 2014 Temmuz ayında piyasaya çıkan “Metin Altıok Şiirlerinden Şarkılar” albümünde Doğan Duru’nun bestelediği bir Altıok şiirini seslendirdi. 2014 Aralık ayında, Elisabeth Naske’nin “Der satanarchäolügenialkohöllische Wunschpunsch” operasından Tyrannja Vamperl başrolü ile Graz Oper’de debut yaptı.   7 Ocak 2016’da, Kültür Üniversitesi’nde, Fazıl Say ve MSGSÜ hocalar orkestrası Camerata Saygun  ile, Fazıl Say’ın bestelediği Gezi Park III eserinin Türkiye prömiyerini gerçekleştirdi.  Aralık 2015- Şubat 2016 tarihleri arasında, Engelbert Humperdinck’in bestelediği, Jevgenij Sitochin’in sahneye koyduğu, Viyana Taschen Oper ve Graz Oper ortak yapımı olan “Schneewittchen” çocuk operasında Böse Königin rolü ile Avusturya’nın Viyana ve Graz şehirlerinde temsiller yaptı.




 






İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.