Haftalık Bağımsız Gazete 25 Haziran 2018

SEVGİ ALIP SEVGİ SATAN ŞAİR: HÜSEYİN AVNİ DEDE

70’li yıllardan beri Kadıköy Gözcübaba’da yaşayan ancak kendine Beyazıt Çınaraltı’nı mesken eyleyen şair Hüseyin Avni Dede “Tanımadığım birinin mutlu olması bile beni mutlu ediyor” diyor

SEVGİ ALIP SEVGİ SATAN ŞAİR: HÜSEYİN AVNİ DEDE

 
 

70’li yıllardan beri Kadıköy Gözcübaba’da yaşayan ancak kendine Beyazıt Çınaraltı’nı mesken eyleyen şair Hüseyin Avni Dede “Tanımadığım birinin mutlu olması bile beni mutlu ediyor. Sevgi alıyor, sevgi satıyorum.” diyor


Kadir İNCESU
Çınaraltı’nın simge ismidir dersek abartmış olmayız. 50 yılı aşkın süredir mesken tutmuştur Beyazıt’taki meşhur Çınaraltı’nı… Dönemin Türkiye Yazarlar Sendikası Başkanı Enver Ercan, 21 Mart 2008’de Dünya Şiir Günü’nde TYS olarak Şair Hüseyin Avni Dede’ye yaptıkları destek ziyareti sırasında “Yaklaşık 40 yıldır burada. Çınarın kökleriyle, Dede’nin kökleri birbirine karışmıştır. O orda olmazsa şiirin çınarı kurur” demişti. Çınarın altında görülmediği zamanlar aranır, sorulur… Tanındığı kadar sevilir de… Gözleri hep sevgiyle bakar. Tanıdık, tanımadık herkesin selamını alır. Sabahları vapurla Kadıköy’den Eminönü’ne geçerken simidini martılarla, öğleyin de yemeğini kedilerle paylaşır.
 
 
Uzun saçları ve sakallarıyla turistlerin de ilgisini çeker. O nedenle bazı şiirlerini “Bizans Tabut Çivileri” adlı kitabında İngilizce olarak yayınlar.  Hüseyin Avni Dede “Yağma Yok” şiirinin son bölümünde “Öyle bir şiir yazacağım ki/Kitapları satılmadı diye şairler üzülmesin” der, 50 yıldır yaşama kök saldığı çınarın altında. Bu bir isyan mıdır, yaşama başkaldırı mı yoksa? Bu sorunun yanıtını da en iyisi şairin şiirlerini okuyanlara bırakmak…
 
DEDE İLE ZAMANDA YOLCULUK
Dede, yaşamını o kadar coşku ve içtenlikle anlatıyor ki şiire, edebiyata ilgisi olmayanlar bile pür dikkat dinleyebilir: “Çocukluğumun 8 yaşıma kadar olan bölümü Süleymaniye’de geçti. Çocukluğumda merdiven altında Hacivat-Karagöz oynatırdım. Çocuklar cam parçaları vererek gösteriyi izlerlerdi. Ben de o camları hurdacıya satardım. Gösteride doğaçlama yapardım. Çizimleri de yapardım. Bir sandığa bez gererdim, arkasına da iki tane mum… Çocukluğumda çok Hacivat-Karagöz seyrettim. İsmail Dümbüllü’yü çadır tiyatrosunda izledim. O dönemlerde Hacivat-Karagöz revaçtaydı. Kaynağı da orası olsa gerek. Suadiye’de de 1964’te 50 kuruş karşılığında Hacivat-Karagöz oynattım. Gelenler de beğeniyordu. Fındıkzade, Şehremini derken 14 yaşımdayken Gözcübaba’ya taşındık. O zamanlar Gözcübaba bahçe içinde evlerle doluydu. Öğrenciyken kartpostal hazırlar, satardım. Bir süre Marmara Kahvehanesi’nde de çalıştım.”
 
“HER ŞEY BABAMDAN GEÇTİ”
“Şairlik;
Babadan oğullara
oğullardan torunlara hastır,
babanızın fani dünyada
sizlere bırakıp gideceği
insanlığı ile şairliği
en büyük mirastır
” diyen Durmuş Dede’nin oğlu Hüseyin Avni Dede de kendisini şiire sevdalanmış olarak bulur. Hüseyin Avni Dede ilk şiirini 1969 yılında 14 yaşındayken yazar. Dede, o günleri de şöyle anlatıyor:  “Ben şiir yazar, resim yapardım. Bana her şey babamdan geçti zaten. İlk şiirim dergilerde çıktı ama kitaplarıma girmedi. ‘Sana muhtacım’ diye bir şiir. Ekspres Gazetesi, Ana, Kök gibi dergilerde, yerel gazetelerde yayınlandı şiirlerim. Babam sayesinde Dağlarca, Behçet Necatigil, Bedri Rahmi Eyüboğlu’nu tanıma olanağı buldum. Babam şiir matinelerine beni de götürürdü. İlk kitabım ‘Şairler Üzülmesin’ 1973 yılında yayınlandıktan sonra şiir matinelerinde ben de şiir okumaya başladım. Kapakta bir fotoğrafım vardı. Soljenitsin’in ‘Gulak Takımadaları’ kitabı revaçtaydı o zamanlar. Beni ona benzetirlerdi.”  
 
ŞAİRİN KADERİ: YALNIZLIK
Dede, 1960’lı yıllardan beri küçük yaşlardan itibaren Çınaraltı’nı kendisine mesken tutmuş. Eline ne geçerse açtığı tezgâhta satıp, harçlığını çıkarmış. Sonraları hem babasının hem de kendi kitaplarını satmaya başlamış.
Sonraki dönemlerde işleri iyi gitmeyen ve alacaklarını tahsil edemeyen babası iflas edince bir süre birlikte çalışmışlar. Çok sık olmamakla birlikte Kadıköy Altıyol’da da stant açmışlar. Şiir severlerle de çoğunlukla İstiklal Caddesi’nde buluşmuşlar.
“Babam, şiir uğruna çok şey kaybetti. Hayatını kaybetti” diyen Dede, şiire olan tutkusu nedeniyle yalnızlığı seçmiş.
 

TEK ŞEKERLİ ÇINARALTI
Aradan geçen onca yıldan sonra simgeleştiği Çınaraltı için “1960’lı yıllardan beri Çınaraltı’ndayım. Çocukluğum burada geçti. Çınaraltı’nın farklı yüzleri var. Bir bakıyorsunuz o yüzler kaybolmuş. Kimisi gidiyor buralardan, kimisi ölüyor. Son zamanlarda buradaki uğultu, geçim kaygısı beni yoruyor. Yazmaya fırsat bulamıyorum” dese de, kar, yağmur, soğuk, sıcak demeden her gün gelmeyi ihmal etmiyor. “Pek çok şiirim de buradan çıktı” sözleri de Çınaraltı’nın yaşamındaki yerini özetliyor…
1983 yılında yayımlanan “Tek Şekerli Çınaraltı” adlı kitabı yalnızca Çınaraltı için yazılan şiirlerden oluşuyor.
Kitabıyla aynı adı taşıyan şiirinde şöyle seslenmiş Dede:
“Mustafa ağbi hacı baba sen ben
bilirim bir ölüm sessizliğidir suskunluğumuz
yalnızlığımız Beyazıt çınaraltı biraz
biraz sahaflar çarşısı
bakırcılar çarşısı biraz
(…)
mustafa ağbi hacı baba sen ben
Çınaraltı biraz gökyüzü
yeni bir gökyüzü çınaraltı biraz
kirazlı mescit sokağında şen apartmanı
bahçesinde iki kiraz”
 

DEDE’Yİ DEDE’YE SORUNCA
Hüseyin Avni Dede’nin en belirgin özelliği uzun saç ve sakalı. Saç ve sakal uzatmaya karar verdiği günleri anlatırken de gençliğine gidiyor: “Sultanahmet’te hippilerin olduğu yıllarda, okul çıkışı aralarına girerdik. O dönemde başladım saç-sakal uzatmaya. Askerlik sonrası uzun saç ve sakalla devam ettim. Saç ve sakalımı kestiğim bir dönemde Çınaraltı’nda öğrenciler beni bana sormaya başladılar. Öğrenciler ‘Saç sakal sana yakışıyor. Böyle olmak sana hiç yakışmamış. Ölünceye kadar da saç ve sakalını kesme’ dediler. O günlerden beri hiç kesmedim.”
Bugüne kadar 8 kitabı yayımlanan Dede kitaplarını yaklaşık 150 bin şiir severe ulaştırmış. Her şiir sever aynı zamanda bir dost Dede için. 30-40 yıl önce yolu Çınaraltı’ndan geçip Dede ile sohbet edip kitap imzalatanlar gelip eski günlerden söz ediyorlar, şiirler eşliğinde. Dede’nin yolu bir ara İngiltere’ye de düşmüş. Kardeşinin açtığı resim sergisine şiirleriyle destek olan ve Bizans Tabut Çivileri adlı şiir kitabı İngilizce’ye çevrilen Dede için İngiliz gazeteleri “Uçuşan sakallı Türk Şairi geldi” diye başlıklar atmışlar gazetelerinde.  

“BUGÜNÜ YAŞAYAMIYORUZ”
Haftanın 6 günü Çınaraltı’nda olan Dede, pazar gününü ise evde geçiriyor; birikmiş kitaplarını okuyor, yemek yapıyor. 16 yıldır yalnız yaşayan Dede “Şiir var olsun” diyor ve yaşam felsefesini de şöyle anlatıyor: “Yaşamımın her anından keyif alıyorum. Anın değerini bilmek gerekir. Tanımadığım birinin mutlu olması bile beni mutlu ediyor. Ayakta bitirdiğim her gün bana huzur veriyor, güç veriyor. Son zamanlarda biraz yorulmaya başladım ama o da ayakkabılarım sıktığı için olsa gerek... Herkes yola şiirle çıksın. Aslında her adımımız şiir. Evden çıkıyorum; yağmur, bakıyorum kaldırımda salyangozlar… Biliyorum ki biraz sonra üstüne basacaklar. Onları, alıp yaprakların üstüne bırakmak beni sevindiriyor. Yaşamı görüyorum sokaklarda. Bir kedi, köpek... Bunlar beni hayata bağlıyor. Sait Faik, Orhan Veli ve Neyzen Tevfik gibi yaşamasını seviyorum. ‘Hem ölüyüm/Hem diriyim/Yaşayan dört ölüden biriyim’ adlı bir antoloji yapmayı planlıyorum. Sait Faik, Orhan Veli, Neyzen Tevfik ve benim şiirlerimden oluşan bir çalışma yapmayı düşünüyorum. Bu çalışma tamamlandığında taş yerine oturacak Yarını düşünme kaygısından bugünü yaşayamıyoruz. Sevgi alıyor, sevgi satıyorum.” Dede, 70’li yıllardan beridir Kadıköy Gözcübaba’da yaşıyor. Evine gidip gelirken bir süre Uzunçayır Sokağı’nı, bir süre de Ortabahar Sokağı’nı kullanıyor. Bu güzergâh değişiklikleri çevrede yaşadığı değişiklikleri görmesini de sağlıyor. Bahçeli evlerin yerini yüksek yapıların almasından da şikâyetçi. “Bir soluklanabilsem, yapmak istediğim çok şey planlıyorum” diyen Dede her şeye karşın iyimser:
“ ‘İstanbul’un İmgesi Beyazıt’ın Simgesi’ adlı kendimle ilgili bir kitap hazırlıyorum. Burada beni tanıyanlar çok, ama tanımayanlar da var. Bu çalışma da beni tanımayanlar için iyi bir kaynak olacak. Sürekli çalışıyorum. Çalışmak beni yaşama bağlıyor.”
Beyazıt’taki asırlık çınarın altında, dimdik ayakta duran, uzun saçı ve sakalıyla gelip geçen herkesin dikkatini çeken Hüseyin Avni Dede artık İstanbul’un simge isimlerinden biri. Çınaraltı’na dikkatle baktığınızda; Dede’nin rüzgârda savrulan saçlarının, asırlık çınarın yapraklarına karıştığını göreceksiniz.
 

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.