Haftalık Bağımsız Gazete 24 Ağustos 2019

Savaştan süzülüp gelen Rus ezgileri Süreyya'da

Bütün bir dünyayı kasıp kavurmuş İkinci Dünya Savaşı sırasında Rusya’da bestelenmiş ezgiler, opera sanatçısı Mesut İktu’nun sesiyle Kadıköy Belediyesi Süreyya Operası’na taşınıyor.

Savaştan süzülüp gelen Rus ezgileri Süreyya'da

Bütün bir dünyayı kasıp kavurmuş İkinci Dünya Savaşı sırasında Rusya’da bestelenmiş ezgiler, opera sanatçısı Mesut İktu’nun sesiyle Kadıköy Belediyesi Süreyya Operası’na taşınıyor. Tarihten ve acılardan süzülüp gelen Rus ezgilerini özenli bir çalışmayla müzikseverlerin beğenisine sunan bariton İktu, “Bu konserle savaşları bir kez daha protesto ediyoruz” diyor.
 
Semra ÇELEBİ
 
İstanbul’un tek opera sahnesi Süreyya Operası, yine güzel ve ilginç bir konsere ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. Neredeyse tüm dünya ülkelerinin katıldığı ya da taraf olduğu, 100 milyon askerin savaştığı, dünyanın şimdiye kadarki en büyük savaşı olan İkinci Dünya Savaşı, bu konsere konu oluyor. 20 milyon insanın hayatını kaybettiği Rusya’da bestelenen ezgiler ,Kadıköy’deki kulaklara savaşın anlamsızlığını fısıldayacak. Opera sanatçısı ve öğretim görevlisi Mesut İktu’nun uzun ve özenli çalışması sonucu hayata geçen “II. Dünya Savaşı İçin Bestelenmiş Rus Ezgileri” konseri 6 Mayıs Pazartesi akşamı saat 20.00’de ilk kez İstanbullu müzikseverlerle buluşuyor. Biz de bu özel konserin ön gününde, uzun süre İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nin müdürlüğünü ve genel sanat yönetmenliğini yapan, 40’ın üzerinde ülkede opera eserleri sahneye koyan, onlarca öğrenci yetiştiren, hala Semiha Berksoy Opera Vakfı Mütevelli Heyeti başkan yardımcılığını yürüten, bariton Mesut İktu ile Süreyya’da keyifli bir söyleşi yaptık.
 
-Neden 2. Dünya Savaşı’na gidiyoruz neden Rus besteciler?
1982 yılında uzun yıllar görev yaptığım İDOB sanatçısı olarak Sovyetler Birliği’ne davet edildim. Birçok cumhuriyette La Traviata ve Sevil Berberi’ni sahneledim, konserler verdim. Sonra bir kere daha Minsk’te bir konferansa katıldım ve yine konserler verdim. Orada kazandığınız parayı dışarıya çıkaramıyordunuz. Bu nedenle kazandığım parayla o topraklara ait notalar, plaklar aldım. Bu plaklardan derlediğim Rus ezgilerini ilk kez Belarus’un başkenti Minsk’te geçen yıl söyledim. Bir kısmını da Petersburg’da Capella Konser Salonu’nda söyleme şerefine nail oldum.
 
-Rus ezgilerine bu ilginiz nereden geliyor?
Benim ilgi alanım müzik, tarih ve edebiyattır. Kuzey komşumuzun yani Rusya’nın edebiyatına ilk gençlik yıllarımdan beri hep büyük bir hayranlık duydum. Şimdi o gençlik döneminde okuduğum Dostoyevskileri, Tolstoyları, Turgenyevleri, Çehovları üç yıl önce yeniden okumaya başladım. Aradan 30 küsur yıl geçtikten sonra aynı kitapları okumak çok başka bir dünya açtı önümde. Rusya tarihinde 1800’lerden 1905’e kadar olan dönem yani Kanlı Pazar’a kadar Rus toplumunun kaderi, ikinci dünya savaşındaki çılgın mezalim benim üzerimde her zaman çok büyük bir ilgi yaratmıştır. Rusya’nın halk müziği de edebiyatı kadar önemli. Bu araştırmalarım sırasında bir şey dikkatimi çekti. 1930-1945 arasında bestecilerin o günlerde, örneğin Stalingrad kuşatması veya Petersburg savaşı sırasında, Minsk’teki ilk savaşta çok güzel şarkılar bestelediğini gördüm. Genelde çok sesli şarkılar yazmışlar. Bunlar o kadar güzel ve içli şarkılar ki… Bunlar arasında militer şarkılar da vardı. Ben bu militer şarkıları ayıklayıp sadece o savaşın korkunçluğunu, zulmü anlatan şarkıları seçtim.
 
-Şarkılar o döneme, kültüre dair bilgiler de içeriyor mu?
Elbette. Örneğin, Juravli (Turna Kuşları) adlı şarkı, II. Dünya Savaşı sırasında şehit olan askerlere bir ağıttır. “Onlar kanlı topraklara gömülmemiş, gökyüzünde Turna Kuşları gibi uçmakta ve oradan dünyayı tebessümle izlemektedir…” Bir başka şarkıda, “Gde Je Tieper Druzbia-Adnopalçanie?” Şimdi Nerdesiniz Beraber Savaştığımız Kardeşlerim? diye seslenir. Tiomnaya Noç’da, savaş sırasında asker, siperde geçen “Karanlık Gece’de” eşini ve çocuğunu düşünür…
Bu yılları genç bir besteci olarak St. Petersburg’da yaşayan Dmitri Dmitriyeviç Şostakoviç, Almanlar tarafından II. Dünya Savaşı’nda 999 gün kuşatılmış aç ve susuz bırakılmış şehirden izlenimini Leningrad adı verdiği 7. Senfonisine yansıtır.
 
-O zaman bu konser bir nevi bir savaş protestosu anlamını taşıyor…
Evet kesinlikle. Ben de savaş karşıtı bir sanatçıyım zaten. Bu şarkıları topladıktan sonra bir dizi haline getirdim ve kendi ses yapıma göre piyano redüksiyonu oluşturdum. Bunları piyano eşliğinde birkaç yerde söyledim ama çok zayıf geldi bana. Bunları daha sonra oda orkestrasına adapte ettim, bu çalışma neredeyse iki yılımı aldı. Başta da belirttiğim gibi ilk kez Minsk’te Devlet Oda Orkestrası’yla söyledim, sonra Petersbug’da, Moskova’da, Bratislava’da ve bu Ocak ayında da Gürer Aykal’ın şefliğinde Karşıyaka Filarmani Orkestrası’yla İzmir’de söyledim. Bu konseri İstanbul’da ilk kez 6 Mayıs’ta Süreyya Operası’nda vereceğim. Tabi burada önemli olan Süreyya Operası’nın kapılarını bize açmış olması. Süreyya Operası derken İstanbul Opera ve Balesi’ni değil Kadıköy Belediyesi’ne bağlı bu güzel binayı kastediyorum. Başkan Selami Bey’i saygıyla selamlıyorum sanatçılara böylesine sahip çıktığı için.
 
-Bu projede başka kimlerin katkısı var?
Rusya Eğitim Kültür ve İşbirliği Derneği’nin ve Rus Başkonsolosluğu’nun katkılarıyla yapıyoruz bu konseri. Şef Hakan Şensoy yönetiminde İstanbul Oda Orkestrası’nın eşliğinde şarkıları söyleyeceğim. Programda önce küçük bir Şostakoviç bölümü olacak sonra ben 8 parça söyleyeceğim. Aradan sonra yine Şostakoviç’in oda konçertosunu seslendireceğiz. Bu konser programında yer alan ve İstanbul Oda Orkestrası’nca  seslendirilecek olan bestecinin “Andante ve Polka” adlı eseri ile ünlü Barşhai Op.111 Oda Senfonisi savaş yıllarının  duygularını dahiyane yansıtır. Yani çok ilginç hoş bir program olacak. Tüm müzikseverleri konserimize bekliyorum.
 
-İlginç bir projeyle karşımızdasınız ve üretmeye de devam ediyorsunuz. Sanatçı emekli olur mu?
Böyle bir saçmalık olamaz, sanatçı emekli olmaz. Bazı branşlarda özellikle emekli olmuş sanatçılar seçilir. Ben Mimar Sinan Üniversitesi Konservatuvarı Opera Bölümü kurucularındanım, iki dönem de müdürlüğünü yaptım. İlhan Usmanbaş’ı düşünün, benim de hocamdır; 90 küsur yaşındadır ama eğitim camiası hâlâ ondan yararlanıyor. Olması gereken de bu. Benim son albümüm Türk bestecilerin eserlerinden oluşur. Bunları repertuvarıma almaktan gurur duyarım. Ama birçok sanatçı arkadaşımda kendi kültürüne uzak farklı bir yabancılaşma var. Operalar kulisteki meslektaşlarımıza değil halkın beğenisine sunulmalı!
 
 
 
 

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.