Haftalık Bağımsız Gazete 18 Kasım 2018

Sanatçı, engelli, depremzede SERVET NAMAZ

11 yıl yaşadığı ve çok sevdiği Kadıköy’den geçirdiği kaza sonucu “engelli” olarak ayrılmak zorunda kalan, memleketi Van’da meydana gelen depremle...

Sanatçı, engelli, depremzede SERVET NAMAZ

11 yıl yaşadığı ve çok sevdiği Kadıköy’den geçirdiği kaza sonucu “engelli” olarak ayrılmak zorunda kalan, memleketi Van’da meydana gelen depremle İstanbul’a “zorunlu misafir” olarak dönen müzisyen ve fotoğrafçı Servet Namaz, engellerin dayanışmayla çözülebileceğini hikâyesiyle gösteriyor herkese…:

23 Ekim 2011, Van için bir milat. Servet’in hayatı içinse ikinci bir dönüm noktası. Bu yıl Ekim ayında, memleketi Van’la birlikte sarsılan Servet Namaz’ın hayatı, 2006’nın Eylül’ünde geçirdiği görünmez bir kazayla değişmişti zaten. 11 yıl boyunca, sokaklarında fotoğraflar çektiği, sahilinde oturup besteler yaptığı, kayalıklarında arkadaşlarıyla birlikte türküler söylediği Kadıköy’ünden, boyundan aşağısı tutmaz olmuş bir omurilik felçlisi olarak ayrılmak zorunda kalmıştı.
Kadıköy’ün en önemli kültür sanat merkezlerinden biri olan BEKSAV’ın müzik grubunda olan, Fotoğraf Atölyesi’nde çalışmalar yürüten Servet, sahilde arkadaşlarıyla, çok sevdiği gece maçlarından birini yaparken top peşinde koşmuş, ayağı kayınca da kayalıklara düşüp omurilik felci geçirmişti. 2006’da meydana gelen bu kazadan sonra ne fotoğraf çekebildi ne de şarkı söyledi Servet. Yoğun geçen hastane sürecinin ardından Van’daki ailesinin yanına dönmek zorunda kaldı. Yıllar geçtikçe yeğenleri ve kitaplarıyla birlikte yeni yaşamına alışan Servet’in hayatı bu kez de depremle sarsıldı. Bu sefer ailecek geldiler İstanbul’a. Şimdi de buradaki zorunlu misafirliklerine alışmaya ve zorluları aşmaya çalışıyorlar.
Geçirdiği bunca zorlu dönemlere rağmen yaşama sevincinden hiçbir şey kaybetmeyen Servet Namaz, ailesinin ve dostlarının ilgisiyle, desteğiyle sürdürüyor hayatını. “Başlarda müzik bile dinleyemiyordum, her şey bana eski günleri hatırlatıyordu” diyen Servet, artık geceleri beste bile yaptığını söylüyor. Kendi hayatı fazlasıyla zorken, depremle birlikte ailesinin hayatının da zorlaşmasına üzülüyor ancak tüm zorluların dayanışmayla aşılacağına inanıyor.
Kızkardeşinin evinde ziyaret ettiğim Servet, yıllarca ona yoldaşlık etmiş fotoğraf makinesinin objektifini hiç düşünmeden armağan ediyor bana. Dayanışmanın ve paylaşmanın sıcaklığını tüm iliklerimizde hissederek, sıcak çaylar eşliğinde ediyoruz sohbetimizi…
İstanbul’a ilk ne zaman geldin?
1994 yılının Haziran ayında. İlk, Topkapı’ya geldim orada bir fabrikada çalışıyordum. Uzun bir süre orada çalıştım. 1995’te Kadıköy’deki kültür sanat kurumu BEKSAV’a geldim, orda çalışmak istiyordum, böylece Kadıköy’le ilk buluşmam BEKSAV’la birlikte oldu. Zaten 95’te geldim bir daha da çıkmadım Kadıköy’den (gülüyor). 11 yıl Kadıköy’de yaşadım. Göztepe, Çemenzar, Hasanpaşa, Moda, Bahariye, Yeldeğirmeni’nde oturdum.
BEKSAV’da neler yapıyordun?
İlk olarak Fotoğraf Atölyesi’nde asistanlık yaparak başladım işe. Fotoğraf sanatçısı Mehmet Özer’in asistanlığını yapıyordum. Aynı zamanda bağlama çalıyordum. Vakıf’tan iki arkadaşımla müzik grubu kurmaya karar vermiştik. İsmini de Espere diye düşünmüştük. Ama BEKSAV’ın daha önce bir müzik grubu vardı zaten, o grubun elemanları çeşitli nedenlerle dağılmıştı, biz de Vardiya ismiyle devam edelim dedik ve 2007’de çalışmalara başladık. Ben bağlama ve blok flüt çalıyordum, bazen de vurmalılara geçiyordum.
Albümünüz var mıydı?
Vardiya’nın ikinci albümünde 2 solo şarkı söyledim. 1999 yılına kadar BEKSAV’da çalıştım, sonra memlekete gitmek zorunda kaldım. Ama orda işlerimiz olmadı, bir süre Ankara’da yaşadıktan sonra tekrar İstanbul’a Kadıköy’e döndüm.
BEKSAV’da mı çalışmaya başladın yine?
Evet, orada çok güzel işler yapıyorduk. Döndükten sonra tekrar BEKSAV’a gittim, Fotoğraf Atölyesi’ni yeniden açtık, sanırım 2001 yılıydı. Karanlık Oda dersleri veriyordum. Bir de Koro’muz vardı, orda şarkılar söylüyorduk. Koma Denge Hevi adında Kürtçe şarkılar söylediğimiz bir müzik grubu kurduk. 2006’nın başına kadar müzik ve fotoğrafla devam etti.
2006’da ne oldu?
2006 Eylül’ünde kaza yaptım ve omurilik felçlisi oldum.
Kazadan sonra Van’a mı döndün?
İstanbul’da çeşitli hastanelerde 8 buçuk ay kaldım. 2008 Mayıs ayında memleketim Van’a döndüm, ailemin yanına… Depreme kadar da oradaydım.
Van’a ve yeni durumuna alışmak kolay oldu mu?
İlk başlarda çok zor oldu. Zamanımın çoğunu kitap okuyarak geçirdiğim için, bir süre sonra vakit bile yetmemeye başladı. Ben çocukları çok severim, etrafımda bir sürü çocuk vardı. Onlarla vakit geçiriyordum, ta ki deprem olana kadar…
Depremi biraz anlatır mısın? Neler yaşadınız deprem anında?
Bizim evimiz 85 yıllık kerpiç bir ev. Eskiden okul olarak kullanılıyormuş. Duvarları çok kalın, o kadar ki Van merkezde olmamıza rağmen cep telefonu bile çekmiyordu içeride (gülüyor). Deprem anında evdeydik. O gün ben banyodaydım. İki kişiyle banyom yaptırılabiliyor. Banyodan çıktım, üstümü giydirdiler, tam tekerlekli sandalyeye beni koyacakları sırada deprem oldu. Biz ev yıkıldı zannettik, çok büyük bir depremdi. Evde kolon olmadığı için köşelerde ayrılmalar oldu.
Depremden sonra nerede kaldınız?
Bizim bahçe, mahallenin en büyük bahçesi. Biz bahçeye çıktığımızda, bütün mahalle mahşer yeri gibiydi, hepsi bizim bahçeye geldi. Yazın yaptırdığımız bir çardağımız vardı, oraya sığındık. Herkes elinden geldiğince brandayla, battaniyeyle sardı etrafını çardağın, en az 30 kişi kaldı ilk gece. Ben arabada kaldım.
Kaç gece dışarıda kaldınız?
Bir hafta kaldım çardakta. Ama kapalı yerde kalamıyorum uzun süre, soba da yandığı için ciğerlerimden rahatsız oldum. Dışarıda daha fazla dayanamadık ve eve girdik tekrar. Ama bu sefer de ikinci deprem meydana geldi. Biz de kalktık ailecek İstanbul’a geldik. Van gerçekten bir hayalet şehre döndü.
Gelen yardımlar size ulaşmadı mı?
Çok büyük bir organizasyonsuzluk vardı. Büyük yardımlar yapıldığını biliyoruz ama onların dağıtımı yapılamadı.
Senin gibi hasta ve engelliler için özel bir ilgi gösterilmedi mi?
Hayır, sadece kamuda çalışan arkadaşlarımızın yardımlarıyla 10 gün sonra bir çadır edinebildik. O da Kızılay çadırı olduğu için orda kalamazdım, ayrıca bizde bebekler, çocuklar, yaşlılar da vardı. Sonra bir dernek özel yalıtımlı bir çadır verdi. İkinci depremden sonra 3 gün orda kaldık. Daha sonra da İstanbul’a geldik.
Peki, dönmeyi düşünüyor musunuz yoksa artık İstanbul’da mısınız?
6 ay kadar, havalar düzelene kadar buradayız sonra dönmeyi düşünüyoruz Van’a.
Kadıköy’de en çok nereleri seviyorsun, nerelerini özledin?
Aslında Kadıköy’ün her yerini seviyorum. Kadıköy Belediyesi’nin bir sloganı var: “Kadıköy’de yaşamak bir ayrıcalıktır” diye. Her gördüğümde düşünürdüm ve hak verirdim, gerçekten öyle. Her tarafı güzel ama ben özellikle Bahariye, Kuşdili Caddesi, Mühürdar, Moda’yı seviyorum. Zaten geldiğimin üçüncü günü arkadaşlar beni Moda’ya götürdü. Haldun Taner heykelinin oraya gittik. Denizi, Haydarpaşa’yı seyrettik. Çok güzel bir gündü…
 
ÖZEL TEKERLEKLİ SANDALYE GEREKİYOR
Servet Namaz ve ailesi tüm eşyalarını Van’da bıraktıkları için burada birçok şeye ihtiyaç duyuyorlar.  Yeni tutulan evlerine başta yatak olmak üzere eşya gerekiyor, yatakları olmadığı için hala Servet’in kızkardeşinin evinde kalıyorlar. Servet ise Kadıköy Belediyesi’nin katkısıyla acil ihtiyacı olan özel elektrikli yatağına kavuştu. Şimdi en önemli eksiği; omurilik felçlileri için özel olarak tasarlanmış şezlong tipi boyunluklu tam yatar sandalye. Siz de Servet ve onun gibi depremzede ve engellilerle dayanışmak istiyorsanız lütfen Kadıköy Belediyesi Engelli Danışma ve Dayanışma Merkezi’ne ulaşın.
 
Semra ÇELEBİ
 
 

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.