Haftalık Bağımsız Gazete 24 Haziran 2018

SAKIN ŞAŞIRMA ORHAN VELİ 100 YAŞINDA!

Orhan Veli Kanık 100. yaşında, 64 yıllık yokluğuna rağmen, şiirleriyle hâlâ hayatta! Yaşayan tek yakını kızkardeşi Füruzan Yolyapan, Gazete Kadıköy’e Orhan Veli’yi anlattı.

SAKIN ŞAŞIRMA ORHAN VELİ 100 YAŞINDA!

Orhan Veli Kanık 100. yaşında, 64 yıllık yokluğuna rağmen, şiirleriyle hâlâ hayatta! Yaşayan tek yakını kızkardeşi Füruzan Yolyapan, Gazete Kadıköy’e Orhan Veli’yi anlattı. Bu röportajda Kanık’ın şairliğinin yanında bir tiyatro oyuncusu, bir Karagöz oynatıcısı, bir uçurtma sevdalısı, bir at yarışı tutkunu ve sıkı bir Galatasaraylı olduğunu okuyacaksınız. Bu röportajda Orhan Veli’yi çok daha yakından tanıyacaksınız…
  
Semra ÇELEBİ
Fotoğraflar: Tutku DİRİ
 
Ben Orhan Veli
"Yazık oldu Süleyman Efendiye"
Mısra-i meşhurunun mübdii
Duydum ki merak ediyormuşsunuz,
Hususi hayatımı,
Anlatayım:
 
O’nun dilinden değil ama çok sevgili kızkardeşi Füruzan Yolyapan’dan dinleyeceğiz Orhan Veli’yi… 100. yaşını kutladığımız, 64 yıldır aramızda olmamasına rağmen dizeleriyle aklımızda ve yüreğimizde taht kurmuş Kanık’ın o kısacık ömrünün 26 yılına tanıklık etmiş kardeşiyle anacağız şairi…
2014 yılında üç büyük şairin doğum gününü kutluyoruz: Oktay Rifat, Fazıl Hüsnü Dağlarca ve Orhan Veli Kanık. Türk edebiyatına, şiir dünyasına adlarını yaptıkları devrimlerle yazdıran üç şair de 100 yaşında! Kimi çok erken kimi uzun yılların ardından veda etse de bu yaşama, dizeleriyle hep var olacaklar.
Orhan Veli’nin 100. yaşı nedeniyle Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık, büyük bir arşiv sergisi açtı. 4 Nisan’da Beyoğlu’ndaki Yapı Kredi Kültür Merkezi’nde açılan sergi 3 Mayıs’a kadar devam edecek. “Sakın Şaşırma: Orhan Veli 100 Yaşında”sergisi, Orhan Veli arşivindeki ve koleksiyonerlerdeki fotoğraflar, mektuplar, şiirler, kitaplar, gazete ve dergiler, resimler, heykeller ve çizimlerden oluşuyor. Sergide 36 yaşında yitirdiğimiz şairin kısacık yaşamı kronolojik bölümler halinde, bütün yönleriyle ortaya konuyor. Bunların yanında Orhan Veli önderliğinde çıkarılan “Yaprak” dergisinin abone defterinden imzalı kitaplara kadar şaire ait birçok belge bu sergiyle gün yüzüne çıkıyor.
Bu özel arşivi ortaya çıkaransa Kanık’ın biricik kızkardeşi Füruzan Yolyapan. Orhan Veli’den 10 yaş küçük olan 90 yaşındaki Yolyapan, ağabeyinin hayattaki tek yakını olarak, ona ait eşyaları sevenleriyle buluşturmayı bir borç bilmiş. Anne, baba, küçük ağabey gazeteci Adnan Veli ve hatta şairin yakın dostu sanatçılar tek tek bu hayata veda edince bu ağır yükü uzun yıllar tek başına omuzlamış Yolyapan…
Orhan Veli’nin kitaplarını son basan yayınevi Yapı Kredi Yayınları’ndan 100. doğumgünü şerefine özel bir arşivlik sergi açma talebini mutlulukla kabul etmiş ve ağabeyine ait elinde ne kadar belge varsa hepsini vermiş.
13 Nisan’da 100 yaşına basacak olan Orhan Veli’nin doğumgünü Kadıköy’de de kutlanacak.
Kadıköy Belediyesi Barış Manço Kültür Merkezi’nde 13 Nisan Pazar günü saat 19.00’da başlayacak etkinliği, şiirleriyle tiyatrocu Zafer Diper sunacak. Emin Karaca’nın konuşmacı olduğu etkinlikte, müzik ve şiir dinletileri, belgesel gösterimi ve pantomim gösterisi yapılacak. Füruzan Yolyapan bu etkinliğin de onur konuğu olarak gecede bulunacak.
Biz de bu vesileyle bu güzel insanı tanımak, Orhan Veli’yi en yakınından dinlemek için Şişli’deki evinin kapısını çaldık. Orhan Veli’yi, “sadece ağabeyim değil, babam, kardeşim, hocam, hepsinden öte en yakın dostumdu” dediği Füruzan Yolyapan’dan dinledik.
-Füruzan Hanım, öncelikle biraz kendinizden bahsetmenizi istesem… Füruzan Yolyapan kimdir?
Füruzan Yolyapan 1924 yılında Beykoz’da doğmuş bir Türk vatandaşı. Şansım şu ki Orhan Veli gibi bir ağabeyin olduğu bir yerde dünyaya gelmişim. İktisat Fakültesi mezunuyum. Yapı Kredi Bankası’nda çalıştım. Oradan emekli oldum.
-Kaç kardeşsiniz?
3 kardeşiz. 4 kardeşmişiz aslında. Ama bir kardeşim çok küçük yaşta hastalıktan ölmüş, 3 kardeş kalmışız: Orhan Veli, Adnan Veli ve ben. En küçük benim. Orhan ağabeyimden 10 yaş küçüğüm. Adnan ağabeyimden de 8 yaş küçüğüm.
-Nerede yaşıyordunuz ailecek?
Beykoz’da. Fakat babam Mızıka-yı Hümayun mensubu; yani Padişahlık zamanında saraydaki bando. Bandosu var, orkestrası var sarayın. İşte bu bandoya mensup, klarnet çalan bir müzisyendi babam.
-Babanız da bir sanatçı yani?
Evet, kendisi de sanatçı. Hatta Rus ihtilalinden sonra komünizmden kaçıp İstanbul’a gelen bir orkestradan bahsederler. O orkestra Tepebaşı Bahçesi’nde konserler verirmiş. Klarnetçi olarak babam da katılırmış. Sonra o orkestra Türkiye’den ayrılmış. Hatta yurt dışına giderken babama da kendileriyle beraber gitmesini teklif etmişler. Kabul etmemiş burada kalmış. Cumhuriyetin ilanıyla beraber Dolmabahçe Sarayı’ndaki müzik heyetini Atatürk Ankara’ya topladı. Babam da o heyetin içindeydi. Ankara’da Orkestrayı, Musiki Muallim Mektebini, Konservatuvarı kurdular. Batı musikisiyle ilgili ne varsa hepsinde babamın katkısı var. Biz Cumhuriyet’in ilanından birkaç yıl sonra babamın işi nedeniyle ailecek Ankara’ya taşındık. Ben ilkokula Ankara’da başladım. İlkokuldan sonra Ankara Kız Lisesi’ne devam ettim. Ankara Kız Lisesi’nin ortaokulunu bitirdikten sonra annem rahatsızlandı, felç geçirdi. O vakit Ankara’nın havasının kendisine zararlı olduğu söylendi. Biz mecburen annemle beraber İstanbul’a döndük. Yani aile ikiye bölündü. Babam ağabeylerimle Ankara’da kaldı, biz annemle İstanbul’a geldik. Orhan ve Adnan ağabeylerim Ankara Erkek Lisesi’ni bitirdiler.
-Çocukluk yıllarınız Orhan Veli’yle Ankara’da geçti o zaman?
Evet, ama asıl anılarımız yazları geldiğimiz Beykoz’dadır. Orhan ağabeyim çok yönlü bir insandı. Sadece şiire değil tiyatroya da çok meraklıydı. Hatta tiyatroda sahneye de çıktı. Beykoz’da büyük bir ev vardı o vakit, büyük bir bahçesi vardı, Beykoz’un başka delikanlıları gelir, sahne kurarlardı. Komşuları da davet ederlerdi. Yani böyle 20-30 kişilik bir seyirci kitlesi olurdu.
-Siz hatırlıyor musunuz Orhan ağabeyinizi sahnede izlediğinizi?
Sahnede izlediğimi hatırlamıyorum da sahnenin bir gün çöktüğünü hatırlıyorum.
-Nasıl?
Şimdi ne olduğunu bilmiyorum ama dram oynuyorlardı. Sahnenin altında destekleri varmış. Tam sahne üzerinde oynarken birden çöktü. Başladılar insanlar gülmeye. Sakarlık işte. (Gülüyor).
-Kimseye bir şey olmadı değil mi?
Yok olmadı. Oyunculardan biri çıktı şimdi kim olduğunu hatırlamıyorum-izleyiciye bağırdı “Ne gülüyorsunuz? Burada dram oynuyoruz!” dedi. Tabi o zaman daha çok güldük. 
Orhan ağabeyim balığa da çok meraklıydı. Yalıda otururduk. Büyü babam varlıklı bir insandı. Beykoz’da Yalıköy’de yalımız vardı. O zaman yalıda oturmak bugünkü gibi zenginliğin göstergesi değildi. Orta halli insanlar yalıda oturabiliyordu, bir de kayıkları olurdu. Bizim de bir kayığımız vardı. Ağabeyimle sık sık balığa çıkardık. Yüzerdik.
-Şiirlerine de yansımış değil mi? Deniz, balık, kayık…
Hem de çok var. Ağabeyim denizi çok severdi. Dedim ya çok yönlü bir insandı. Çok güzel Karagöz oynatırdı. Yani Karagöz takımı da vardı.
-Onu nereden öğrenmişti?
Nereden öğrendiğini bilmiyorum. Bilmediği şey yoktu. Hatta ben arkadaşlarımı toplardım, o da bize Karagöz oynatırdı, taklidini de yapardı. Perdesini de yapardı Karagöz ile Hacivat’ın. Sonra uçurtma yapardı. Hatta bir şiirinde de geçer: “Bir uçurtma yaptım, telli duvaklı; Kuyruğu ebemkuşağı renginde”. Beykoz’un tepelerine çıkar uçurtma uçururduk.
Bütün bunları nereden öğrenmiş nasıl öğrenmiş bilmiyorum. Balık tutmak, yüzmek, tiyatro oynamak, uçurtma uçurtmak, karagöz yani ne ararsanız var.
-Anladığım kadarıyla güzel bir çocukluk geçirmişsiniz.
Güzel bir çocukluk ve çok mutlu bir genç kızlık geçirdim. Zaten aramızda 10 yaş fark olduğuna göre o öldüğü zaman ben 26 yaşındaydım. Hayatının büyük bölümüne tanıklık ettim. Size bir şey daha söyleyeyim; ağabeyim at yarışına meraklıydı. Beni de götürürdü Veliefendi’ye. Beykoz’dan ayrıldıktan sonra bir süre Sarıyer’de oturduk. Sarıyer’den Veliefendi’ye vapurla giderdik. Orhan ağabeyimin belli bir işi olmadı hiçbir zaman. Sürekli babamla da bu yüzden tartışırlardı. Ağabeyim genellikle parasız bir insandı. Bu zaten kendi itiraflarında da var. Veliefendi’ye gittiğimiz zaman daha çok benim harçlığımla oynardık. Bütün oyunlarımız da sekiz on liranın içerisinde kalırdı. Giderken de gidiş-dönüş bileti alırdık, dönüşte at yarışında kaybedersek Veliefendi’de kalmayalım diye.
-Hiç kazandığınız oldu mu?
Evet. Kazandık denmez ama ufak tefek koyduğumuzu alırdık.
-Siz de sever miydiniz at yarışını?
Ben de severdim. Ağabeyim şimdi sağ olsaydı geçinecek kadar parası olacaktı. Şimdi ben onun kitaplarından telif hakkı alıyorum. Bu telifler aslında onun kazancı ama maalesef bunu hiç görmedi. Şimdi maddi bakımdan ben bugünle o gün kıyaslanmayacak kadar rahat yaşadığım halde hiç o kadar mutlu olmadım. Yani para her şeyi halletmiyor.
-Cumhuriyet’in ilk yılları bir sürü değişim var ama gelenekler görenekler de var. İki ağabeyin küçük kız kardeşisiniz. Hiç size ağabeylik yaptılar mı yani sizi engelleyecek şekilde?
Çok yaptı Orhan Ağabeyim. Yani ben Orhan Ağabeyimle münasebetimi size şöyle söylersem; benim gözümde Orhan Ağabeyim evvela ağabeyimdi. Sanki babam, sanki hocam, sanki öğretmenim, sanki dert ortağım o kadar yakındım ve benim üzerimde çok etkiliydi. Israrla bana söylediği şey şuydu; “Kendi ayaklarının üzerinde duracaksın.” “Ne kocana ne başkasına güvenme sadece kendi ayaklarının üzerinde dur ona göre çalış, ona göre oku.” İkincisi, “hayatta hiç pişman olma ben pişman olmadım yaptıklarımdan” derdi. Dediklerini uygulamaya çalıştım ve sanırım başarılı da oldum. Mutluyum, ona da iyi bir kardeşlik yaptım zannediyorum.
-Çok büyük sıkıntılar yaşadı Orhan Veli. Bir kere olağanın dışına çıkıp Garip akımını başlattı şiirde. Çok tepki çekti mi?
Tabi tepki olmaz mı?! “Aklı yerinde olan böyle şiir yazmaz” diye yazılar çıktı o dönem gazetelerde. Ama netice bu. Ben böyle olacağını biliyordum. Çünkü yaptığı işi büyük titizlikle yapardı. İlkokulu Galatasaray Lisesi’nde okumuştu ayrıca takım olarak da Galatasaray’ı tutardı. Tabi bu düşüncelerine de yansımıştı. Devrimlerden yanaydı, ilericiydi. Dilde sadeleşmeden yanaydı. 64 yıl önce yazılan bir şiiri hangi ilkokul talebesi anlayabilir ki? Ama şimdiki çocuklar hâlâ rahatlıkla Orhan Veli okuyabiliyor. Ağabeyimin dili eskimez çünkü.
-Siz bir genç kadın olarak sever miydiniz şiirlerini?
Çok severdim. O dönem Yaprak Dergisi’ni çıkartırdı ağabeyim. Bir ayağı Ankara’da bir ayağı İstanbul’daydı. O dergileri İstanbul’a hep ben dağıttım. Kolumda dergilerle gezerdim. Hatta babam kızardı “kızım sen gazeteci misin?” diye. 
-Babanız çok mu kızardı Orhan Veli’ye?
Babam Klasik Batı Musikisi sanatçısıydı. Popüler müzik sevmezdi, klasiğe, eskiye meraklıydı. O yüzden Orhan Veli’nin şiirlerini de beğenmezdi. İstiyordu ki eski Türkçeyle yazsın. Hatta komik bir anımız var: Babam Ankara Radyosu’nun kurucularından ve orada çalışıyor. Biz de Ankara’da oturuyoruz. O dönem şiirler günlük gazetelerde yayımlanıyor. Bir gün ağabeyimin bir şiiri yayımlandı. “İstanbul’da Boğaziçi’nde / Bir fakir Orhan Veli’yim/ Veli’nin oğluyum” diye giden şiiri. Babamın arkadaşları da onu kızdırmak için götürmüşler göstermişler “Bakın oğlunuz ne yazmış” diye. Babam akşam eve geldi; “Oğlum dedi, fukaralığını dünya âleme ilan ediyorsun da beni niye karıştırıyorsun?” diye şakayla karışık kızmıştı. O akşam çok gülmüştük.
-Annenizle arası nasıldı Orhan Veli’nin?
Annemle Orhan ağabeyim birbirlerine çok düşkündü. Size ölüm haberini nasıl aldığımızı anlatayım. Üniversitede öğrenciyim o zaman ama aynı zamanda Kumkapı’da bir Ermeni Ortaokulu’nda Türkçe öğretmenliği yapıyorum. Bir gün ders vermeye gittim. Müdür beni kapıda karşıladı. Dedi ki Sabahattin Eyüboğlu geldi seni görmek istiyor. Yanına gittim. Konuşmadı uzun süre. “Ağabeyime bir şey mi oldu?” dedim. Ses çıkarmadı. “Hasta mı?” dedim. Bir şey demedi. En sonunda “Öldü mü?” diye bağırdım. Omzumu okşadı “Hadi git annenle babana haber ver” dedi. O zaman Şişli’ye taşınmıştık. Ben koşarak gittim eve. Gazeteciler benden önce gelip sormuş. Annem inanmamış. Bana döndü “Orhan öldü diyorlar olur mu öyle şey canım” dedi güldü. Ben söyleyemedim. Sessizce otururken “Ne duruyorsunuz öyle hadi biraz oynayalım” dedi. Kalktı, müzik açtı, hiç yapmadığı bir şeydi ama şıkır şıkır oynamaya başladı. Annem şoka girmişti.(Ağlıyor)
-Siz hangi ağabeyinizle daha yakındınız?
Ben dünya görüşü olarak da sanat yönüyle de Orhan ağabeyime çok daha yakındım.
-Hiç kavga ediyor muydunuz?
Orhan ağabeyim kavga etmezdi ki. Dünyanın meleğiydi. Ben onun ağzından bir küfür çıktığını “Hadi be sen de” dediğini duymadım. Melek gibi bir insandı. Evliya olsa ancak bu kadar iyi olabilirdi…
 

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.