Haftalık Bağımsız Gazete 01 Aralık 2020

Olimpiyatlardan Kavak Sarayı'na…

Haydarpaşa Limanı’nın bulunduğu yerde bir zamanlar tüm ihtişamıyla Kavak Sarayı yükseliyordu.

Olimpiyatlardan Kavak Sarayı'na…

Haydarpaşa Limanı’nın bulunduğu yerde bir zamanlar tüm ihtişamıyla Kavak Sarayı yükseliyordu. Topkapı Sarayı erkânı, payitahtın sıcak yaz günlerini burada geçirmek için gemileriyle gelir, Kavak İskelesi’ne demir atarlardı. Bir rivayete göre ise Bizans İmparatoru Teodoros Laskoris güneşin batışını ve İstanbul’u seyretmek için buraya Heraeum Sarayını yaptırır.Olimpiyat Stadı ile gündeme gelen bölgenin tarihi dokusunu Mimar Arif Atılgan’dan dinledik.
 
Mustafa SÜRMELİ
 
Binlerce yıllık geçmişiyle İstanbul, dünyanın en önemli metropolleri arasında yer alıyor. Hemen her yerinden buram buram tarih fışkıran benzersiz kentin, neresine bakarsanız bakın, neresini kazarsanız kazın sanki yüzlerce hatta binlerce yıl öncesine yolculuk etmiş gibi oluyorsunuz. Yıllara meydan okurcasına tarihiyle bağını koparmamaya yemin etmiş sanki bu şehir. Üsküdar’dan baktığınızda Kız Kulesi, ardında Topkapı Sarayı, Ayasofya, Sultanahmet ve daha birçok eser sizi alıp götürüyor geçmişe… Tabii bu özel şehirden kalanların yanı sıra yitip giden eserler de yok mu? Onların da isimlerini saysak sanıyoruz ki uzun bir liste çıkar karşımıza. Kentin yerleşim tarihinin arkeolojik buluntular ışığında 300 bin yıllık olduğu ifade ediliyor çeşitli kaynaklarda. İnsanlık tarihi açısından bakıldığında dile kolay bir zaman dilimi. İstanbul’un 3 bin yıllık da kentsel tarihi varmış. Bunun 1600 yılını da başkentlik yaparak geçirmiş bir metropol İstanbul. Görülüyor ki, İstanbul her dem etkilemiş kâh üzerinde yaşayanları kâh gelip geçenleri. Roma, Bizans, Latin ve Osmanlı imparatorlukları başkent olarak payelendirmiş bu eşsiz şehri.
 
İSTANBUL VE OLİMPİYAT
Konu, “İstanbul” ve “Olimpiyat” olunca dünya tarihinin efsanelere konu olmuş bu iki olgusu da birbirlerine yakıştırılıyor. Bir tarafta tarihini yazsak sayfanın yetmeyeceği “İstanbul”, diğer tarafta ilk defa ne zaman yapıldığı kesin bilinmeyen, yine efsanelere konu olmuş “Olimpiyat”…
İstanbul’dan çok az da olsa bahsettik. Biraz da olimpiyatlardan bahsedelim. Antik olimpiyatların ne zaman başladığıyla ilgili kesin bilgi olmasa da bazı kaynaklar M.Ö. 776 yılını ilk olimpiyatın yapılışı olarak gösteriyor. Roma İmparatoru Theodosius ise M.S. 393’te olimpiyatları yasaklamış. İlk modern olimpiyat ise Atina’da 1896’da gerçekleştirilmiş. Olimpiyatlar zaman zaman farklı nedenlerle iptal edilmiş, terör olaylarına maruz kalmış. 1996 Atlanta Olimpiyatları’nda görevi başındayken bombalı terör olayı nedeniyle hayatını kaybeden TRT Kameramanımız Melih Uzunyol’u da bu vesileyle anmak gerek.
Olimpiyatlar 4 yılda bir düzenleniyor ve birçok ülkenin sporcusu uluslararası boyutta sportif müsabakalara katılıyor. Türkiye, olimpiyatlara ilk defa 1924 yılında Paris’te katıldı. Berlin’de 1936 yılında düzenlenen olimpiyatlarda, güreşte Yaşar Erkan ile ilk altın madalyamızı kazandık.
 
İSTANBUL AVANTAJLI GÖRÜLÜYOR
Bir süredir Türkiye olarak 2020 Yaz Olimpiyatları’na kilitlendik. Çünkü İstanbul, 2020 Yaz Olimpiyatları’nın düzenleneceği şehir olmak için aday oldu. Bu konuda da eksiği yok, aksine medeniyetlere, imparatorluklara, imparatorlara başkentlik yapmış geçmişiyle diğer adaylarla kıyaslandığında açıkça belirtmek gerekirse fazlası var. Madrid ve Tokyo İstanbul’a rakip şehirler. Doha ve Bakü zaten elenmiş, Roma ise adaylıktan çekilmişti. İstanbul, birikimiyle favori gösterilse de Olimpiyatlara ev sahipliği yapacak şehir 7 Eylül 2013 tarihinde açıklanacak ve bizler sonucu o tarihe kadar heyecanla bekleyeceğiz. Binlerce yıllık tarihi boyunca çok farklı medeniyetlere ev sahipliği yapan İstanbul, şimdi de geçmişi binlerce yıl öncesine uzanan Olimpiyatlara ev sahipliği yapma hazırlığında. Eğer 2020 Olimpiyatlarının düzenleneceği kent olarak seçilirse tarihinde yeni bir sayfa açılmış olacak. İstanbul’da Olimpiyat rüzgârı esmeye başladı bile. Üsküdar’da Haydarpaşa Limanı’nın yerine yapılması planlanan “Boğaziçi Stadı”nın projeleri hazırlanırken, İstanbul’un farklı ilçelerine de olimpiyatlar için inşa edilecek tesislerin projeleri çizildi. Yetkililer olimpiyatlar için kolları sıvadı, projeleri hazırladı, görücüye çıkardı bile. Ancak Boğaziçi Stadı’nın yapılacağı yerle ilgili eleştiriler var. Eleştirilerin en başında stadın bölgeye getireceği trafik yükü geliyor. Uluslararası Olimpiyat Komitesi (IOC) Değerlendirme Komisyonu’na sunulan tanıtım kitapçığıyla gündeme gelen ve çok konuşulan 70 bin kişilik “Boğaziçi Stadı (Bosphorus Stadium)”nın tarihi dokuya sahip bölge ve civarının trafiğini zora sokacağı belirtiliyor. Ayrıca konuyla ilgili olarak İstanbul CHP Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt, Haydarpaşa’ya stat yapılacağı konusuyla ilgili TBMM Başkanlığı’na soru önergesi verdi.
 
BİR ZAMANLAR KAVAK SARAYI YÜKSELİYORMUŞ
Bizler Olimpiyatları ve Boğaziçi Stadı’nı konuşurken, 50-60 yıllık Kadıköy-Yeldeğirmenli Mimar Arif Atılgan, anlattıklarıyla yüzlerce yıl geçmişe götürdü. Şimdi Haydarpaşa Limanı olarak kullanılan ve stadın yapılmasının planlandığı bölgede yüzyıllar önce bir saray yükseliyormuş. Tarihte “Kavak Sarayı” diye adı geçen yapının Kanuni Sultan Süleyman zamanında yapılmış olduğunu söyleyen Mimar Arif Atılgan, daha da detay bir bilgiyi paylaştı ve yapının, Mimar Sinan’ın ilk saray eseri olduğunu da belirtti. Doğma büyüme Yeldeğirmeni’nde yetişen, Kadıköy’e ve civarına ilişkin araştırmaları, kitapları ve yazılarıyla dikkate alınan Arif Atılgan, “Osmanlı’nın yazlık sarayı olarak kullanılan bir saray varmış orada. Bu saray 1700’lü yıllara kadar  kullanılıyormuş ama sonraki yıllarda Boğaz’daki o yalılar yapılmaya başlanmış, saray boş bırakılmış. 1800’lü yıllarda Selimiye Kışlası yapıldığı sırada, Kavak Sarayı’nın taşları kullanılmış Selimiye Kışlasında. En son kalan birkaç kalıntı da Topkapı Sarayı’nda muhafaza altına alınmış. Şu anda hiçbir iz yok o saraydan” dedi. Kavak Sarayı’nın bulunduğu bölgenin ilginç olduğunu belirterek kısaca bölgenin geçmişteki durumu hakkında da bilgi veren Atılgan, “E-5’ten aşağıya doğru indiğimiz yerde ‘Kavak Deresi’ aşağıya iniyor. Zaten o yolun dere yatağı olduğu bellidir. Tam o noktada ‘Kavak İskelesi’ bulunuyor. ‘Kavak İskelesi’ ve ‘Kavaklar’ kelimesi geçtiği zaman, Osmanlının giriş çıkış kapılarıdır buralar demektir. Burada padişahlık zamanından beri Kavak İskelesi var. Kavak İskelesi o zamanlardan beri gümrük olarak kullanılan bir limanmış. Kanuni Sultan Süleyman’dan yani 1500’lü yıllardan beri gümrük olarak kullanılan bir limanmış. Öyle bir özelliği varmış” diye konuştu.
Kavak Sarayı’nın alanının, çevresiyle birlikte o yıllarda 90 bin metrekare alanı kapladığını, Selimiye Kışlası’nın, esasında Kavak Sarayı’nın alanına yapıldığını belirten Atılgan, 1800’lü yılların sonlarında liman, demiryolu ve gar yapıldıktan sonra buranın liman olduğunu ifade ederek, “Yine liman oluyor enteresan. Burası 500 yıldan beri gümrük, liman. Hep bu fonksiyonda kullanılmış” diyor.
 
NEDEN ‘HAREM’ YA DA ‘HAREM İSKELESİ’ DENİLİYOR?
Arif Atılgan, günümüzde bölgeye “Harem” ve “Harem İskelesi” denilmesinin nedenlerini de şöyle açıkladı: “Buraya Kavak Sarayı yapıldığında, Topkapı Sarayı tam karşıdaydı. Kavak Sarayı, Topkapı Sarayı’nın yazlığı olarak yapılmış. Hatta Harem İskelesi denilmesinin sebebi, sarayın hareminden gelenler hemen bu iskeleye çıkıp buradan geliyorlarmış Kavak Sarayı’na. Üsküdar’dan dolaşıp, herkesin geldiği yoldan değil. Onun için Harem İskelesi denmiş” diye konuşuyor.
 
SARAYLAR SAHİLİYMİŞ
Mimar Arif Atılgan’ın anlattıklarına bakılırsa Anadolu sahili adeta saraylar sahili konumundaymış geçmişte. Zira Kavak Sarayı’nın dışında da sahilde başka bir saray yükseliyormuş. Arif Atılgan bu konuyla ilgili de şunları söyledi: “Buraları enteresan yerler. Esasında burada yine Osmanlıdan kalma daha eski bir saray daha var. Ondan da hiçbir iz yok. Biraz ileride Ayazma Sarayı varmış ve o da Fatih Sultan Mehmet zamanında yapılmış. Biraz daha ileride Ayazma Camii’nin bulunduğu yerin alt tarafındaymış. O tabii daha eski” diye anlatıyor.
Atılgan bu iki eşsiz eserin zaman içinde yok olup gittiğini, adlarının dahi bilinmediğini vurgulayarak üzüntüsünü dile getiriyor.
 
ÖNEMLİ ENDÜSTRİYEL MİRASLARIMIZ
“Haydarpaşa” ile “Mimarlara Mektuplarım” kitaplarında da bu konulardan bahsettiğini belirten Atılgan, bölge stadyumla gündeme gelmeden önce bir mimar olarak “Kavak Sarayı yapılır mı acaba?” diye düşünmeden edemediğini de ifade ediyor. Haydarpaşa Garı ve Limanının önemli bir endüstriyel miras olduğunu, liman ve Garın birbirini tamamlayacak şekilde yapıldığını ve halen hizmette olduğunu söyleyen Atılgan, “Önemli bir endüstriyel miras. Vapurla önünden geçtiğimiz zaman resmen bir müze, üstelik de çalışan, hizmet eden bir müzeyi seyrediyormuşuz gibi geliyor. Onu tamamen kaldırmak, o kültürü, geçmişi yok etmek gibi geliyor ve üzülüyorum” diye konuşuyor.
Her boş alanın inşaat yapılacak bir alan olarak görülmemesi gerektiğini ifade eden Atılgan, espriyle karışık ilginç bir düşüncesini de paylaşarak,“Taksimdeki kışlayı tekrar yapmak düşünüldüğüne göre buraya da Haydarpaşa Projesi kapsamında araştırma yapıp, Kavak Sarayını bulurlar ve onu yeniden inşa etmeyi düşünürler diye bekliyordum doğrusu. Ben de o zaman bu durumu nasıl eleştireceğimi planlıyordum. Ama hiç beklemediğim stat projesi ortaya çıkınca çok şaşırdım” diyor. Kavak Sarayının bu bölgede bir zamanlar var olduğunun, hatta biraz daha ilerde bir zamanlar tüm ihtişamıyla yükselen ama şimdi yokolmuş olan bir başka Osmanlı eseri Ayazma Sarayı’nın da bir işaretle de olsa anlatılabileceğini ifade eden Atılgan, en azından bu duyarlılığı yetkililerden beklediğini vurguluyor.
 
KAVAK SARAYI
Mimar Arif Atılgan, bölgede Kavak Sarayı’nın bir zamanlar varolduğunu “Haydarpaşa” isimli kitabını hazırlarken öğrenir.Kavak Sarayı ile ilgili görsellere ancak gravürlerde ve bölgeyi resmeden tarihi tablolarda rastlar. Kavak Sarayı ile ilgili araştırmasını, “Mimarlara Mektuplarım-Aralık 2011”de kaleme alır.
1551 yılında ise Kanuni Sultan Süleyman (1520-1566), Anadolu Yakasında Üsküdar Sarayı adıyla da bilinen Kavak Sarayını inşa ettirir. Kitaplar Osmanlının 3. Hanedan Sarayı olan bu Sarayı Mimar Sinan’ın yaptığını yazarlar. Kâgir bir şekilde inşa edilen Kavak Sarayı, taştan yapılmış Topkapı Sarayının yatık ve toprağa yakın oluşunun aksine bir görüntü sergilemektedir. Osmanlı Sarayları bina gibi değil yerleşim alanı gibi tasarlanmakta idi. Bu anlamda 90 bin metrekarelik bir araziye yayılmış olan Sarayın bahçesinde 4 kapı bulunmaktaydı.
Kavak Sarayının Üsküdar tarafındaki bölgeye Harem denilmekte idi. Bunun sebebi ise Topkapı Sarayının Harem Mensuplarının Kavak Sarayına bu yoldan gelmeleri idi. Harem Osmanlıda herkesin girmesine izin verilmeyen yer anlamında kullanılmakta idi. Dolayısıyla bu bölümde bulunan kadınlara da harem denilmekte idi. Öte yandan bu bölgeye Harem denilmesinin sebebini, burada Bizans İmparatoru Teodoros Laskoris’in (1204-1222) güneşin batışını ve İstanbul’u seyretmek için inşa ettirdiği Heraeum Sarayının bulunması şeklinde de iddia edenler bulunmaktadır. Harem İskelesine Osmanlıda Hünkâr İskelesi de denildiği söylenmektedir.
 
 

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.