Haftalık Bağımsız Gazete 16 Ağustos 2018

Ofisten sahneye, müdürlükten sanatçılığa

Tam bir Kadıköy müzisyeni olan Can Gox, kurumsal iş hayatını bırakıp, kendini tam zamanlı olarak müziğe verdi.

Ofisten sahneye, müdürlükten sanatçılığa

Tam bir Kadıköy müzisyeni olan Can Gox, kurumsal iş hayatını bırakıp, kendini tam zamanlı olarak müziğe verdi. İlk albümü Gezi dönemine denk geldiği için beklenen ilgiyi göremedi. Gox, “Hiç üzülmedim, Gezi’ye helal olsun albüm. Yine yaparım, dert değil. Biz Gezi’de unutulmaz günler yaşadık…” diyor.
 
 
Yeni şarkılarının çoktan hazır olduğunu müjdeleyen Gox, başta Kadıköy’de olmak üzere Türkiye’nin her köşesinde konserler vermek niyetinde. Gox, “Türkiye’nin her yerine müziğimle ulaşmak, Batı’dan Doğu’ya çok yerde konserler vermeyi hedefliyorum” diyor.

Röportaj: Gökçe UYGUN
Fotoğraf: Berivan TANRIVERDİ
Kuzey-Güney dizisinde, ilk aştan acıyla bahsedilen o iç parçalayıcı meyhane sahnesinde içimizi yaktı onun sesi… Kaybedenler Kulübü filminde de aşıkların hiç konuşmadan anlaştıkları ve seviştikleri sahnelerin huzurlu ve güzel şarkısı My Woman’ı Gülce Duru ile birlikte seslendiren de o…
Kadıköylü müzisyen Can Gox’tan (Can Göksun) bahsediyorum. Bilmeyenlere Gox’u anlatacak, bilenlere daha da tanıtacak bu röportaj için Moda’daki 6.45 Yayınevi’nde buluştuk, kitaplar arasında müzik konuştuk...
(Okura not; ‘Hepimiz Kadıköylüyüz, formal olmaya gerek yok, rahat ol Gökçe’ dediği için Can Gox, öyleyim…)
 
Can, seni tanımayan Kadıköylüler merak eder; yerli misin yabancı mısın? Can Gox kim, Can Göksun kim? Kim bu insanlar?
İkisi de benim! Gerçek adım Neşet Can Göksun.
 
 
Neşet Ertaş’tan ilhamla mı konulmuş bir isim mi?
Valla olabilir, Neşet Ruacan da olabilir. Ama asıl dedemin ismi Neşet. Okuldaki hocalar Göksun demekte zorlanıyorlardı.  Gox’u buldum, Göksun’a yakın diye. Bir de mail adresi aldım. Hala hotmail kullanan bir adam var karşında (gülüyor)
 
 
Müzik eğitimi mi aldın?
Bilgi Üniversitesi’nde birkaç sene caz okudum. Çok değerli hocalarım vardı. Ama yarıda bıraktım okulu, çalışmaya başladım.
 
 
Neden? Müzikte eğitime inanmıyor musun?
Ben eğitime fazla gelebilen bir adam değilim. Bana Tanrı tarafından bir hediye verilmiş; sesim… Bu ses eğitilemez. 16 yaşından beri şarkı söylüyorum. Kendi kendimi bir yere getirdim. Ben şarkıları duyguyla söylüyorum. Bunun içine teoriyi sokamadım. Okulda da tembellik yaptım. Çok iyi şarkı söylüyordum ama işin teorik tarafını beceremedim pek, becermek de istemedim açıkçası.
 
 
Okulu bırakıp işe girdin. Yıllar sonra da işi bırakıp müziğe girdin...
Evet, okuldan ayrıldıktan 3 ay sonra bir holdingde işe girdim normal eleman olarak. Müdürlüğe yükseldim. 12 yıl aynı şirkette çalıştım.
 
KEK YAPIYOR, ŞARKI SÖYLÜYOR
Hangi sektör?
Gıda. (Belli olmuyor mu diyerek bedenini gösteriyor ve gülüyor) Süper kek yaparım. 
 
 
12 yıl aynı yerde çalıştıktan sonra her şeyi bırakıp müziğe geçtin. Nasıl ve hangi cesaretle yaptın bunu?
İç sesimi dinledim… Kaybedenler Kulübü’ne yaptığımız müzikler, özellikle My Woman şarkısı çok ilgi çekmişti. Bu hayatımın kırılma noktalarından biri. Yoksa biz burada Kadıköy’de mutluyduk kendi  çapımızda. Tayfamız belli; Kaan Çaydamlı, Mete Avunduk, Mehmet Ada Öztekin, Şenol Erdoğan... Gideriz istediğimiz Kadıköy barında bir gece zevk için çalarız. Böyle kapalı devre konserlerimiz olurdu. Kaan ve Mete’yi konu alan film çekilince, müziklerini de biz yapınca ve çok da ilgi görünce şaşırdık. Ünlü olmak gibi bir amacımız yoktu. Kadıköy’de ne kadar ünlü olabiliriz ki! Kadıköy köy zaten. Birbirimiz tanıyoruz burada, Caferağa’da. Neyse, sonra da Kuzey Güney dizisindeki Haydar Haydar cover’ı da bir başka rüzgar yarattı.
 
Ve bu rüzgârlar seni işten koparıp, tamamen müziğe yönlendirdi..
Evet. Kurumsal iş hayatında olmak çok zor bir müzisyen için. Gerçi çalışırken müzikten hiç kopmamıştım ben.  Blues Mobil diye grubumuz vardı. Haftada çalıştığım 6 günün 1-2 günü müzik yapıyordum. İnsan asla içindeki sanatı öldüremiyor.
 
Beyaz yaka müzik aşkını baskılayamadı yani?
Ben hep bisiklet yakaydım (gülüyor) Ofiste de hep böyle rahat giyinirdim, böyleydim. Beni böyle kabul etmişlerdi. Hatta patron, ‘Can senin hobin bu iş, esas işin müzikmiş’ demişti. Ben de; ‘Abi sizden para kazanıyorum müzik yapıyorum’ yanıtını vermiştim. (gülüyor) Neyse, keşke dememek için ayrıldım işten 2011’de ve tamamen müziğe geçtim. Göksun’u beklemeye aldım, Gox oldum tamamen.
 
‘’SUPERMAN GİBİYİM’’
 
 

 Zor oldu mu yıllar sonra böyle kökten bir değişiklik?

Rahat hayatı bırakıp çileli hayata dönüş… Tabi bizim pop starlar gibi refahlı bir durumumuz yok. Zaten öyle bir şeyi de çok çok istemiyorum. Yavaş yavaş artsın kalabalığımız isteriz. Duruşu olan adamlarız. Her yerde gözükmeyiz, her yer de bizi istemez zaten.
  
Clark Kent gitti, Superman geldi (gülüyorum)
Evet, tam şizofren bir hayat! (gülüyor)
Mutlu musun böyle?
İçim rahat… Bir konsere çıkıp ertesi gün ofise gidip maillere bakmak toplantılara girmek zorunda değilim. Şimdi işime bakıyorum. Mesajımı vermeye çalışıyorum.

 

Nedir o mesaj?
Uyuma, uyutma, unutma, unutturma!
 
Politiksin…
Politikayla pek uğraşmam siyaseti daha çok severim! Bayrağını taşıdığım bir yer yoktur. İnsan olarak var olduğumu düşünüyorum. Ve insan olarak bir duruşum var, sevgiyle. Gönlüm de açık. İnsanlar da böyle olduğunda tüm sorunların çözüleceğine inanıyorum.
 
‘’ALBÜMÜ BOŞVERİP, GEZİ’YE GİTTİK’’
 İlk albüm Yalnızım Ben, beklediğin ilgiyi gördün mü?
Albümü çıkarttık Gezi patladı. Biz de albümü bir kenara bıraktık, Gezi’ye gittik elbette. Eylemlerde albüm promosyonu yapacak halimiz yoktu. İstanbul, Ankara, Adana, Eskişehir… Epey Gezi’ndim, epey gaz yedim. Sesim çok kötü oldu biber gazından, korktum açıkçası. Velhasıl albüm tanıtımları sekteye uğradı ama biz asla ‘Tüh!’ demedik. Helal olsun! Bir albüm daha yaparım dert değil. Hayatım boyunca unutmayacağım, unutturmayacağım günler yaşadım.

 

 
Albüm adının aksine kalabalık ve neşeli görünüyorsun…
Sen, gece kapını kapatıp odanda yalnız kalınca çok eğlenceli şeyler mi düşünüyorsun hayatla ilgili?
 
Bana ve okurlara güzel ve derin bir soru oldu. (gülüşmeler) O halde, ilki biraz kaynadığına göre, yeni albüm mü hazırlıyorsun?
Albümle ilgili ‘Çok içime sindi’ gibi klişelere girmeyeceğim. Her albümün zorluğu vardır. Yaptık işte albüm oldu. Bazı şarkılar hâlâ yeni duyuluyor. Bu nedenle 2 albüm arasını uzun tutuyoruz. Ama şarkılarım hazır şimdiden. Ekim-Kasım gibi bazı şarkıları çıkaracağım, albüm mü olur single mı olur şimdilik bilemiyorum. Biz ortaya koyarız şarkıları zaten. Gidip de birinin burnuna sokmayız şarkıyı.

 

Konserlere devam, değil mi?
Elbette. Kadıköy’de açıkhavada bir konser vermek istiyorum. Türkiye’nin her yerine müziğimle ulaşmak, Batı’dan Doğu’ya çok yerde konserler vermeyi hedefliyorum. Özellikle hiç gidilmemiş yerlere. 1 kişi bile dinlese beni, gideceğim abi ben!
 
Şarkıları cover yapmayı seviyorsun. Neden?
Bestecilerine çok saygı duyuyorum, sözler çok özel oluyor. Güfte ve besteye saygıyı kaybetmeden o şarkıyı yorumlayıp, bir adım ileri götürebilmek benim için büyük gurur. 
 
Kurumsaldan müzik sektörüne geçiş yapan taze bir müzisyen olarak sana son olarak şunu sormak istiyorum; Türkiye’de alternatif müzik yapanlar mutlu mu?
Türkiye’de müzisyenler günlük geçiniyor; ne sigorta sosyal güvence ne sendika! Misal yine biber gazı yesem ya da bir nodül oluşsa sesim gitse, devlet sanatçısına sahip çıkacak mı? Başbakan hapşırsa, cumhurbaşkanının ayağı takılsa müziği kesin diyorlar. Sen müziği ülkede tehdit olarak görürsen, müzik de sana tehdit olarak geri döner. Aynı şey statlar için de geçerli. Adam oraya eğlenmeye değil deşarj olmaya gidiyor. Benim müziğim için de bu böyle. Ben Sibel Can müziği, eğlence müziği yapmıyorum. Adam geliyor konserime, Drama Köprüsü’nü belki Arnavut halası için ağlayarak söyleyecek… Sen bunu elinden alırsan kırılırlar, üzülürler. O sana farklı şekilde döner. O yüzden işte bu tepki.
 
Son bir diyeceğin var mı?
Söylemek istediğimi konserlerde söylüyorum zaten. Çocukların ismini tek tek sayıyorum… (Gezi şehitlerini kastediyor)
 
“KADIKÖY’ÜN MAHALLE HAYATINI SEVİYORUM”
Beyoğlu’na çok az gidiyorum, beni pek açmıyor. Bir de Beşiktaş’ı severim. 13 yaşıma dek orada büyüdüm, köküm orada. Ama Kadıköy’de büyüdüm ben asıl, ergenliği burada geçti. İlk kez burada gitar çaldım. Rock Cafe’den çıktık biz, Yaşar Kurt’lar filan. Villa, Akmar, Moda İskele… Buralarda büyüdük. Hayatım ve anılarım burada. Biz Bağdat Caddesi’nde büyümedik, büyümek de istemedik çünkü o bizim duruşumuz değildi.
Mahalle yaşam tarzını seviyorum. Kadıköy’de de bu var. Kadıköy’ün bu zamana dek direnmesinin sebebi mahalle hayatına sahip olması. Ama artık buralar da karışık. Ben bile gece fazla çıkmamaya başladım. (Barlar Sokağı’ndaki huzursuzluğu kastediyor) Hiçbir şeyi  abartmamak gerek. Mahalle sakinlerinin de sokaktaki çocukların da hakları var.
Buraya tuhaf bir akın var dışarıdan. Moda yakında Cihangir olacak! Önümüzdeki 5 sene çok iyi planlanmalı.  Kadıköy’ü evimiz gibi sahiplenmeliyiz. Herkesin mutlu olacağı ortak payda da buluşmak lazım.
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.