Haftalık Bağımsız Gazete 17 Temmuz 2018

'Modern dilenci değil sanatçıyız'

Son yıllarda Kadıköy’ün tarihi çarşısı, iskelesi ve sokakları notalarla nidalanıyor, danslarla gülümsüyor, oyunlarla şenleniyor.

'Modern dilenci değil sanatçıyız'

 Son yıllarda Kadıköy’ün tarihi çarşısı, iskelesi ve sokakları notalarla nidalanıyor, danslarla gülümsüyor, oyunlarla şenleniyor. Kimisi kendi bestelerini doğrudan dinleyiciyle buluşturuyor; kimi yılların eskitemediği şarkıları kulaklara fısıldıyor. Kimi var ki, sessizce pantomime sarılıyor, kimi de var, sokakları düğün evine çeviriyor. Sokağı mesken eyleyen sanatçılar, kentin hızlı temposunda ruhu doyurmaya devam ediyor.
 
Ancak onlar da gül bahçesinde yaşamıyor, sokakta sanat yapmanın sıkıntılarını yaşıyor. Kendilerine “modern dilenci” gözüyle bakıldığını söyleyen sokak sanatçıları “Biz dilenci değil sanatçıyız. Tek derdimiz özgür bir ortamda çalışmalarımızı insanlarla buluşturmak.” diyor. Zaman zaman zabıtaların müdahalesine maruz kalan sanatçılar yerel yönetimlerin de bir düzenleme yapmasını istiyor.
 
Semra ÇELEBİ
Baharla birlikte sokaklardan yükselen müzik sesleri artıyor. Kadıköy’ün yürümeye, sohbete, alışverişe doyulmaz tarihi çarşısının içinde müzisyenler şarkılar söylüyor, biraz yukarı Bahariye caddesine çıkınca biri kukla oynatıyor, Moda’ya doğru ilerleyince yüzü bembeyaz bir kadın pantomim yapıyor, iskeleye inince müziğin binbir tonu sizi karşı yakaya uğurluyor. Çoğu zaman bu müzik ziyafeti vapurda da devam ediyor.
Fakat hayat bu kadar basit değil. Henüz sokakta sanatla karşılaşmaya alışmamış pek çok insan onlara, “sokağa düşmüş” gözüyle bakıp dilenci muamelesi yapıyor; bir kısım esnaf “gürültü” yaptıkları gerekçesiyle şikâyet ediyor, zabıta kimi zaman zor kullanarak enstürmanlarına el koyuyor, hatta polis gözaltına alıyor.
Hal böyle olunca biz de Kadıköy’ün sokaklarını mesken eylemiş sanatçılarla konuştuk, neden sokağı seçtiklerini, insanlardan nasıl bir davranış beklediklerini, önerilerini ve taleplerini dinledik. Taylan, Hazal, Uğur ve Janset, sokak sanatçılığını Gazete Kadıköy’e anlatı.
 
“MEKÂNSIZ” VE “YURTSUZ”
En çok Tarihi çarşı içindeki Kilise Meydanı’nda rastlıyoruz onlara. O yüzden ilk durağımız, kilise çanlarını duymaya alışık olduğumuz o küçük meydan oluyor. Kızıl saçlı bir kadın kucağında kocaman çellosuyla, uzun saçlı bir adam elinde gitarıyla, herkesin hayatında mutlaka bir anıya tekabül eden unutulmaz şarkıları seslendiriyor. Kalabalık giderek artıyor. Alışverişini yapmış elinde torbalarla yürürken, müziği duyup dinlenmeye karar veren yaşlı teyzeler; çocuğuyla gezmeye çıkmış genç kadınlar; amcalar, genç erkekler, sevgililer, çocuklar… Gezmelerine ara verip müziğin tatlı huzuruna bırakıveriyor kendini. Müzisyenlerin önündeki gitar kabına üç beş kuruş atmadan geçen çok az.
Programlarına ara verdiklerinde isimlerinin Taylan ve Hazal olduklarını öğrendiğimiz müzisyenlerle sohbete koyuluyoruz.
Aslında “Namekan (Mekânsız)” ve “No Land (Yersiz-Yurtsuz)” adlı iki farklı grubun üyesi oldukları halde, zaman zaman sokakta birlikte çalıyorlar. Uzun süre barlarda çaldıktan sonra, insanları “eğlendiremediği” için sokakta müzik yapmaya başlayan Taylan, “sokakta çalmak daha çok kazandırmıyor ama çok daha iyi” diyor.
 
PARADAN ÖNCE ÖZGÜRLÜK
Sokakta çok daha özgür olduğunu söyleyen Taylan, bu durumu şöyle açıklıyor: “Zaman zaman barlardaki gibi istek yapanlar oluyor, ben bilmiyorum, istek almıyoruz diyebiliyorum. İstediğim zaman ara veriyorum. Canım sıkıldığında bırakıp gidiyorum. Mesela istek yapıp para atmaya çalışanlara dur diyebiliyorum. Çünkü bunu alışkanlık haline getirmişler. Bana bir gün, birisi 4 lirayı göstererek, bilirsen atacağım dedi. Lütfen cebine koy onu, atma dedim. Ve bunu oradaki insanların arasında söyledim. Bunu birkaç kere yaptım. Ya da birisi para atacaktı atmana gerek yok biliyorsam söylerim dedim. Paradan önce özgürlüğümüz geliyor.”
Sokakta olmanın olumlu yanları kadar dezavantajları olduğunu da belirtiyor Taylan. Bunların başında bir standardın ve düzenlemenin olmamasının geldiğini belirten Taylan’a göre yerel yönetimler bu işi sokak sanatçılarıyla görüşerek çözmeli: “Kadıköy’de müzik yapabildiğimiz iki yer var; Çarşı ve Bahariye Caddesi.  Ama müziğini insanlara duyurmak isteyen çok sayıda grup var. Başta kendi aramızda saat sınırı koyduk. Her grup iki saat çalacaktı ancak olmadı, oturan kalkmıyor. Kadıköy Belediyesi’nin daha çok alternatif yaratması gerekiyor. Bir de amfiyi yasakladılar. Zabıta amfi görünce müdahale ediyor. Sesten şikayet varmış. Evet, mikrofon olmamalı ama bir kemanı, bir bağlamayı duyurmak için bir şey takmak zorundasın. Gitar, çello gibi aletlerin duyumu biraz sıkıntılı. Bunları duyurmak için amfiye ihtiyaç var. Bunun düzenlenmesi gerekiyor. Bir desibel sınırı getirilebilir. Amfi yasağından beri birçok grup müzik yapamaz hale geldi.”
 
KADIKÖY, BEYOĞLU’NA GÖRE RAHAT
Metro istasyonlarında da çaldıklarını söyleyen Hazal ise oralardaki uygulamanın Kadıköy’de de yapılabileceğini söylüyor: Metro istasyonlarında amfi kullanmak serbest ama belli bir desibelin üzerinde çalamıyorsunuz. Buradaki esnafı rahatsız etmeyecek bir uygulama getirilebilir.”
Hazal, Beyoğlu’nda zabıtanın sert müdahalelerine maruz kaldıklarını belirterek “Sokak müzisyenliğinin doğduğu yerdir Beyoğlu. Ancak daha bir hafta önce sokaktaki tüm müzisyenleri topladılar. Enstrümanları alıp bir depoya koyuyorlar sonra da el altından satıyorlar. Oradaki uygulamalar korkunç. Neyse ki Kadıköy’de rahatız.” diyor.
Kadıköy’de doğup büyüdüğünü, buradaki esnafa da zabıtaya da aşina olduklarını söyleyen Hazal, bazen zorluklarla karşılaşsalar da Kadıköy’de saygı gördüklerini hissettiklerini ifade ediyor. Kadıköy Müzisyenler Derneği adlı sokak müzisyenlerini buluşturacak bir dernek kurmayı düşündüklerini söyleyen Hazal, bu girişimlerinin devamını maddi olanaksızlıklar nedeniyle getiremediklerini ve yerel yönetimden destek beklediklerini belirtiyor.
 
“ÇARŞIDAYIM GEL KONSER DİNLEYELİM”
Halkın sokak müzisyenlerine nasıl baktığını sorduğumuzda ise bunun bir “kültür” meselesi olduğu cevabını alıyoruz. Kendi ailesinin bile kendisine “modern dilenci” gözüyle baktığını söyleyen Hazal şöyle yanıtlıyor bizi: “Ben beş altı yıldır sokak müziği yapıyorum ama ailem bile bana modern dilenci gözüyle bakıyordu. Çoğu insan da böyle. Ama son yıllarda alışmaya başladıklarını görüyoruz. Sokakta kaç tane insan hayatında bir konsere gitmiştir? Halk konserlerinden bahsetmiyorum, para verip bilet alıp. Çok az. Mesela biz geçen sene şunu da gördük Taylan’la. İnsanlar birbirine telefon açıp “Çarşıdayım birazdan burada bir konser olacak, konsere bekliyorum, gel sen de dinle” diyebiliyor. Artık halk böyle yaklaşıyor. Örneğin zabıta bize müdahale ettiğinde bizden önce çevredekiler karşı çıkıyor.”   
 
KADIKÖY ARTIK YETMİYOR
Hem halkın hem de ilçe belediyesinin tavrı nedeniyle sokak sanatçılarının son yıllarda Kadıköy’ü tercih ettiğine dikkat çeken Taylan’ın son sözü ise şu oluyor: “Beyoğlu’ndan çıkartılan sanatçıların tercihi tabi ki Kadıköy. Ancak artık üst üste binmeye başladı gruplar. Çok kalabalığız, Kadıköy yetmiyor. İstanbul çok kalabalık bir şehir ama biz Kadıköy ve Adalar’dan başka bir yerde müzik yapamıyoruz. CHP’li belediyeler ortak bir düzenlemeyle bunu yapabilir. Beşiktaş, Şişli, Beşiktaş gibi ilçelerde de müzik yapmak istiyoruz.”
 
“Dilenmiyoruz sanat sergiliyoruz”
Bahariye Caddesi’nde bir arkadaşıyla birlikte gitar çalıp söyleyen Uğur da Taylan ve Hazal’dan çok farklı düşünmüyor. Ancak Uğur, yerel yönetimlerden çok, örgütlenerek toplumun kültür algısının değiştirilmesinden yana. Kendisiyle konuştuğumuz gün bir dernek kuruluşu için toplantıya gitmeye hazırlanan Uğur, “Tamam iyi tepkiler de alıyoruz ama kötü bakan da çok oluyor. Bir dernek kapsamında izinli bir şekilde yaptığımız zaman büyük bir ilgi toplayacağımızı düşünüyorum. Toplumun sanata ilgisi artacak.” diyor.
Kartal’da oturduğu için Kadıköy’de çaldığını söyleyen Uğur, Bahariye Caddesi’ni ise  “kendi kafa yapısına uygun insanlar” olduğu için tercih ettiğini söylüyor. Üç yıldır Bahariye’de çalan Uğur da “dilenci” olarak görülmekten şikâyetçi: “Bazıları geliyor ‘harikasınız, çok güzel çalıyorsunuz’ diyor. Bazıları da ‘siz oturduğunuz yerden para kazanıyorsunuz, vergi ödemiyorsunuz’ diyor. Dilencilikle çok karıştıran insan var. Toplumun kültür sanatının zayıf olmasından kaynaklanıyor bu da.  Sonuçta biz burada elimizi açıp ‘Allah rızası için bir sadaka verin’ demiyoruz. Burada bir sanat sergiliyoruz, emek sarf ediyoruz. Ve bu emeğin karşılığını takdir eden insanlar sadece bize destek oluyor.”
 
“Kadıköylülerin ilgisi hep olumlu”
Yıllardır Bahariye Caddesi’nde pantomim yapan Janset Karavin, belki de dünyanın en zor sanatıyla yani ‘susarak’ sokağın gürültüsü içinde ilgi topluyor.
Janset, “Kadıköylülerin bana ve pantomime genel tepkileri her zaman çok olumlu olmuştur; öyle çok güzel insan tanıdım ki Kadıköy'de. Ancak daha da kozmopolit bir semt olan Beyoğlu'nda ve Ankara'da aldığım tepkinin Kadıköylülerin çağdaş tepkisinden epey uzak olduğunu üzülerek yaşadım. Şu bir gerçek ki insanımız sanattan yazık ki uzak ve bu durum yükselen muhafazakârlıkla git gide artıyor.” diyor. “Sokak sanatçısı” kavramını reddeden Janset, şunları söylüyor: “Ben sanatçıyım; bir pantomim sanatçısıyım, yazarım. Çalıştığınız sanat disiplinini, işinizi, derdinizi sokağa taşırdığınızda sokak sanatçısı mı olursunuz? Sanatçı sanatçıdır, sokak da sokak; hep performanslarımın ardından yaptığım konuşmalarda söylediğim gibi, sokak hayatın kalbidir ama elbette sokaklar sanatla daha da güzeldir, daha da canlı atar kalpleri sokakların ve sokaklarda sanatla çarpışan bizlerin kalpleri gibi. Bu muhafazakâr laneti bozmanın yolu sanattan ve sokaktan geçiyor.”

 

 

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.