Haftalık Bağımsız Gazete 17 Ekim 2019

Kuşdili'nde (Kadıköy) cinayet

Kuşdili’ne yapılacak AVM, cinayeti işleyecek bir kurşun gibi tabancanın namlusuna sürülmüş, atışa hazır beklemektedir.

Kuşdili'nde (Kadıköy) cinayet

Kuşdili’ne yapılacak AVM, cinayeti işleyecek bir kurşun gibi tabancanın namlusuna sürülmüş, atışa hazır beklemektedir. Tabancanın tetiğini çekecek olanlar daha önceleri işledikleri cinayetler gibi İstanbul’a bir kurşun daha sıkarak onu AVM ile katledeceklerdir. Eldeki bilimsel kanıtlar, Yenikapı örneği ve özellikle jeolojik tarih bu düzlüğün altında bize Neolitik döneme ve Khalkedon’a ait kalıntıların bulunabileceğini söylemektedir. Bu düzlükte yapılması düşünülen alışveriş merkezleri çalışmalarına bir an önce son verilmeli, Kuşdili arkeolojik perspektifte yeniden düzenlenmeli, tarih ile İstanbul insanı burada buluşmalıdır.
 
Mehmet SAKINÇ (İTÜ)
Kadıköy ya da Kalkedon, körler ülkesi olarak bilinen yer, tarihi yarım adanın tam karşısında geçmişi tarih öncesi Neolotik Dönem’e kadar giden önemli bir yerleşim alanıdır. Yanı başında Kyrsoseras diğer adıyla Üsküdar. Karşısında Asya Kıtası’nın ucunda İstanbul ya da Bizantion MÖ 650 li yıllardan beri yaklaşık 2500 yıllık bir tarihin içinden günümüze kadar gelmiş eski Yunan kolonileridir. Ancak son arkeolojik kayıtlar da buranın MÖ. 8.500 yıl öncesine ait bir yerleşime sahip olduğunu göstermiştir ve günümüze kadar bu uzun süreç içinde Roma, Bizans ve sonrasında Türkler bu muhteşem coğrafyada egemen olmuşlardır.
İstanbul’da bu yerlerin her biri binlerce yıllık tarihin izlerini taşır. Bunların bir kısmı halen ayakta duran bildiğimiz Roma ve Bizans dönemine ait birçok kilise, sütun, sarnıçlar, Osmanlı’da ise İstanbul’un fethinden başlayarak camii, medrese, çeşme gibi tarihi eserlerdir. Ancak unutulmamalıdır ki İstanbul coğrafyası Bizantion’dan binlerce yıl önce yer yer iskân edilmiştir. Bunlar Neolotik döneme ait yerleşimlerdir, örneğin Pendik, İçerenköy, Yarımburgaz, Fikirtepe, Kültürleri gibi.
Bu arada Yarımburgaz’ın önemini de unutmamak gerekir. İstanbul’da ilk insan yerleşimleri bu mağarayla başlamıştır 600.000 yıl öncesi yaşamına tarihlenen mağarada Homo erectus ve Homo sapiens’in yaşam izleri vardır. Sonrasında paleolitik ve neolitik döneme ait yaşama ait izleri görülür. Son yıllarda Yenikapı kazılarında Marmaray Projesi kapsamında yapılan arkeolojik çalışmalar İstanbul’un tarihine önemli katkılar sağlayacak kanıtlar sunmuştur. 8.500 yıla tarihlenen insan iskeletleri ve çevredeki eski yaşamdan geriye kalan izler, Bizantion’dan binlerce yıl önce İstanbul’da yaşama ait bir kültürün olduğunu söylemektedir. Bir proje kapsamında kurtarılma kazısı ile ortaya çıkan Yenikapı kalıntıları, aslında arkeologlara ve konuyla ilgili bilim insanlarına ilham kaynağı olmalıdır. Acaba İstanbul’un tarihine arkeolojik bakımdan ışık tutabilecek kazılması gereken başka yerler olabilir mi? Çok yer vardır ama kanımca bunlardan en önemlisi Kadıköy Kuşdili düzlüğü olanıdır. Son zamanlarda AVM (Alışveriş Merkezi) yapımı ile basında gündemi oldukça meşgul eden bu bölgenin Fikirtepe kültürüne yakın olması bu düşünceyi güçlendirmektedir. Kuşdili’nin, Papazın Çayırı’nın (Fenerbahçe Stadı), Hasanpaşa’nın ve Fikirtepe eteklerinin altı, Fikirtepe Kültürü’nün izlerini barındırabileceği gibi Roma, Khalkedon ve Bizans’a ait kalıntıların da izlerini de taşıyabilir.
 
FİKİRTEPE KÜLTÜRÜ
Yaklaşık MÖ 6300-5900 yılları arasına tarihlenen (Karul, 2009) Neolitik döneme ait bu kültür; Trakya (İstanbul civarı), Boğaz’ın batı yakasından Anadolu içlerine Eskişehir’e kadar uzanan bir bölgede yayılır. Kuzeybatı Anadolu’da İstanbul civarında Pendik, Yarımburgaz, Yenikapı, Tuzla bölgeleri Fikirtepe kültürünü temsil eden önemli yerleşimlerdir. Bu kültürde Dal-örgü şeklindeki basit kulübelerin bulunduğu yerleşim alanı genelde deniz kıyılarıdır (Şekil-1). Bunların deniz ürünlerinden sıkça beslendiğini ve aynı zamanda çanak ve çömlek ürettiklerini arkeolojik kanıtlardan biliyoruz (Özdoğan 1983).
Fikirtepe kültürü ile ilgili ilk kazılar 1907 İstanbul-Bağdat demiryolunun yapımı sırasında bulunan çanak-çömlek parçaları sonrasında başlamıştır. Bu çalışmalar bölgeye olan ilgiyi artırır çünkü burada bulunan arkeolojik kalıntılar başka yerdekilere benzemektedir. 1954 yılları arasında İstanbul Üniversitesi hocalarından Halet Çambel ve Kurt Bittel, Türk Tarih Kurumu’nun desteği ile kazı çalışmaları yürütür. Kazılar sırasında belki de İstanbul’un ilk ev mimarisi olarak da adlandırabileceğimiz saz tipi evler ortaya çıkartılır. Kalıntılar; duvarları ahşap direkler ile çevrelenmiş 4 metre çapındaki yuvarlak planlı bu evlerin, ince dal ve sazlarla örüldüğünü ve killi çamurla sıvandığını gösterir. 1960 yıllarında araştırıcılar Fikirtepe ve Pendik’te küçük sondajlar yaparak araştırmalara ışık tutmaya çalışır. 1980’li yıllarda Özdoğan (1979) tarafından başlatılan araştırmalar sonucunda Fikirtepe kültürü ile ilgili yeni kanıtlar elde edilecektir. Yaklaşık bin yıl kadar bir süreyi kapsayan bu kültürün oluşturduğu yaşam biçiminin Balkanlar üzerinden Avrupa’ya aktarılması ile bu kıtada yeni yaşam biçimlerinin oluşması insanlık tarihi bakımından önemlidir. Bu yaşam biçiminin de ilk defa İstanbul coğrafyasında ortaya çıkması bir dünya kenti olan İstanbul’un insanlık tarihi açısında önemini bir defa daha arttıracaktır. Ancak, yüzyıllardır tarihini bilmek istemeyen, onlara değer vermeyenlerin başarılı çalışmaları sonrasında Fikirtepe Kültürü ve uzantısı olan İçerenköy günümüzde ne yazık ki gecekondulaşmaya sonrasında da kentsel dönüşüme kurban edilerek betonların altına bir defa daha gömülecektir.
Bugün Fikirtepe’den geriye kalanlar umutla bütün zorluklara rağmen çalışan bir avuç değerli bilim insanının kazılardan kurtarabildiği çanak-çömlek kalıntılarıdır. Bu değerli miras İstanbul Arkeoloji Müzeleri İstanbul Bölümünde sergilenmektedir. İstanbul’un tarihöncesi ilk sakinlerine ait buluntuların bugün olmayan kültürün binlerce yıl önce nasıl üretildiğini yakından görebilir ve belki de hissedebilirsiniz (Alıntı; Gazete Kadıköy, 20, 06, 2011).
 
KHALKEDON (KADIKÖY)
MÖ. 658 li yıllarda Megaralıların Bizantion’u kurmasından yaklaşık 20 yıl önce kurulan Khalkedon yani bugünkü Kadıköy o zamanlarda Bitinya’nın önemli deniz yerleşimlerinden biriydi. Khalkedon’un dört limanı bulunmaktadır. Bunlar Kadıköy Meydanı, Fenerbahçe Burnu, Fenerbahçe burnunun kuzey tarafı ve en önemlisi Kurbağalıdere - Kalamış Koyu’dur (Şekil 2). Kalamış Limanı haliç şeklinde Hasanpaşa’ya kadar uzanır (Şekil 3). Kurbağalıdere Haliçi ve de Moda burnu Kalkedon’u denizden gelecek düşmanlara karşı aynen Bizantion’un haliçi gibi son derece korunaklı yapar. Khalkedon o dönemlerde Hıristiyanlığın önemli merkezlerinden biri olarak da biridir. 5. Yüzyılda Batı ve Doğu Roma İmparatorluğu arasında önemli dinsel ayrılıklara neden olan Kalkedon Konseyi birçok dinsel çatışmalara sahne olmuştur. Günümüzün Kadıköyü olan bu yerde o zamana ait ne yazık ki pek fazla tarihi eser yoktur. Roma Dönemine ait az sayıdaki buluntular Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmektedir.
 
KUŞDİLİ-PAPAZIN ÇAYIRI (ŞÜKRÜ SARAÇOĞLU STADI), HASANPAŞA
Kayışdağı’ndan doğan kurbağalıdere önce batıya doğru bugünkü E-5 karayolunu takip ederek Fikirtepe eteklerine gelir ve Uzunçayır’dan güneye doğru yönelerek, Fikirtepe eteklerini takip ederek önce Söğutlüçeşme daha sonra kuşdili ve Papazın Çayırı düzlüklerini geçerek Kalamış Koyuna (Marmara Denizi) dökülür. Ancak, bu güzergâhı bugün takip etmek imkânsızdır. Kurbağalıdere’nin binlerce yıldır geçtiği yerlerden söküp aldığı kaya malzemelerini ufalayıp, parçalayıp taşıyıp getirdiği ve hızını-gücünü kaybettiği yere de serdiği kum-çakıl dan oluşan alüvyonal düzlükler bugünkü Kuşdili (otopark-eski Salıpazarı)-Papazınçayırı (Şükrü Saraçoğlu Stadı) ve Söğütlüçeşme (Belediye Binası ve Tren İstasyonu) düzlükleridir (Şekil 3). Buraları Osmanlı’da ve Cumhuriyet Dönemi’nde yaşayanların uzun yıllar boyu mesire yeri olmuş, insanların açık havada dolaştığı, nefes aldığı, doğayla kucaklaştığı yerlerdir. Ayrıca bu dere kurbağaları ile de ünlüdür. Kanarya sevenler kuşlarının iyi ötmesi için dere kenarına getirdikleri kanaryalarını bağıran kurbağalara dinletip onların daha fazla şakımalarını günümüzde pislikten sesleri çıkmayan kurbağa popülasyonuna borçludur. Kurbağalıdere’nin döküldüğü yer Kalamış koyudur. Şarkılara konu olan, flamingoların uçtuğu bu sazlık ve kamışlık koydan bugün geriye hiçbir şey kalmamıştır.
 
ON BİN YIL ÖNCESİNDEN GÜNÜMÜZE KUŞDİLİ VE CİVARI
Şimdi, insan aklının zamanı sorgulamakta zorlandığı günümüzden oniki bin yıl öncesine gidelim ve birkaç soruya yanıt arayalım. O zamanlar da coğrafya nasıldı? Kimler yaşadı? Nereden gelmişlerdi? Yaşamları nasıldı? gibi sorulara yanıtlar arayalım.
Bu zaman dilimi jeologlara göre Holosen 1 olarak bilinir. Aynı zamanda Antropojen olarak da bilinmektedir. Diğer bir anlamda son insan Homo Sapiens’in Gezegeni ele geçirmeye başladığı buzul sonrası dönemdir. Bu dönemin başlangıcında erimeye başlayan buzulların küresel boyutta yükselttiği suların kıyıları kaplamasıyla gezegende yepyeni bir zaman dönem başlayacaktır. Buzul döneminde seviyesi -115 metreye kadar düşen Marmara Denizi eriyen buzullar nedeniyle göl özelliğini süratle yitirerek seviyesi yükselecek ve bir süre sonra sular kıyıları işgal edecektir (Şekil 1). Bu olayın sonucunda Akdeniz suları Marmara denizini doldurarak İstanbul Boğazı’ndan Karadeniz’e doğru akmaya başlamıştır? Bu coğrafyada bu olaylara tanık olan insanlar var mıdır? Son yıllarda yapılan araştırmalar Yenikapı’da bulunan insan iskeletlerinin radyometrik yöntemlerle 8.500 yıl öncesine tarihlemiştir. Bu tarih bize Megaralılar2’dan yaklaşık 6.000 yıl öncesinde bu İstanbul’da yaşayanların olduğunu söylemektedir. Bu zaman arkeolojik zaman cetveline göre Neolitik (Yeni Taş Devri) dönemdir ve Fikirtepe kültürü ile yaşdaştır.
 
KADIKÖY'ÜN DÜZLÜKLERİNİN ALTINDA NE VAR?
Şimdi gözümüzü Kuşdili, Papazın Çayırı, Söğütlü Çeşme düzlüklerine çevirelim. Yenikapı’da 8 bin yıl önceki yaşamı bir kazıda nasıl ortaya çıkartıldıysa acaba bu düzlüklerin altında aynı zamana ait yerleşimler olabilir mi? Eğer varsa bu Fikirtepe kültürüdür. Ayrıca bir Megara kolonisi olan Khalkedon’un bir limanı olma özelliği gösteren Kalamış Koyu ve Kuşdili aynen Yenikapı’daki gibi kalıntılara mı sahipti?
Tüm bu sorulara cevap verebilmek için konuyla ilgili bilimsel araştırmalara bakalım.
1991 yılında Fenerbahçe stadı (Papazın Çayırı) ve Kuşdili Düzlüğü’nde yapılan sondajda 24 m kalınlığında kesilen Kurbağalıdere alüvyonu, en altta temel olarak adlandırılan Karbonifer (Paleozoyik) yaşlı, kayalar üstünde bulunmaktadır. Sondajdan elde edilen çökel dizilerinin çamurlu seviyelerinde bulunan midye benzeri iki kabuklulardan yapılan yaş tayinlerine göre (Çetin ve diğ.,1995) 10 bin yıl öncesine gidelim. Bakalım nelerle karşılaşacağız? Özellikle ilk metrelerdeki çamurlar içinde denizin sığ ortamlarında yaşayan bentik foraminiferlerin3 zengin topluluları (Cibicides lobatulus, Rosalina bradyi, Massilina secans, Elphidium crispum ve diğ.) ile denizlerde bulunan bryozoan kolonileri dikkati çeker (Ünsal ve diğ., 1998). Ayrıca çok çeşitli bitki sporu karadan rüzgârlarla çökeller içine taşınmıştır. Bunlar da bize civardaki bitki örtüsü hakkında önemli bilgiler verir. Bu sporların çoğu ıhlamur (Tillia), meşe (Quercus), fındık (Corylus), ceviz (Carya), Kocayemiş’e (Myrica) aittir.
Bu veriler bize Papazınçayırı (Şükrü Saraçoğlu Stadı), Söğütlüçeşme düzlüklerinin Fikirtepe kültürünün bölgede etkin olduğu zamanda deniz olduğunu belirtmektedir. Ayrıca 1950 li yıllarda Fikirtepe’de yapılan kazılarda bulunan sürüngen, kuş, memeli ve özellikle de balık kalıntıları dikkat çekicidir. Bunlar, Merluccius merluccius (Berlam Balığı), Dicentrarchus labrax (Levrek) Sparus aurata (Çipura), Thunnus thunnus (Orkinos) gibi deniz balıklarıyla, Silurus glanis (Yayın Balığı) Esox lucius (Turna Balığı) gibi tatlısu balıklarıdır (Boessneck ve Driesch 1979). Bu veriler de bize Fikirtepe’ de yaşayanların haliç kıyısına gelerek burada avladıklarını açıklamaktadır.
Khalkedon yani Kadıköy daha önce bahsettiğimiz gibi Yunan Koloni devletlerinden biridir. Olasılıkla Kalamış koyu ve gerisindeki haliç gemiler için korunaklı bir liman olmalıdır. Megaralılar’dan sonra MÖ 530 lu yıllarda Fenikeli denizcilerin Marmara Denizi ve oradan da İstanbul Boğazını geçerek Karadeniz kıyılarında Kızılırmak ağzında küçük koloniler kurduğunu tarihten biliyoruz. Bu nedenle Kalkhedon’un korunaklı limanı Kalamış o zamanlar dünyanın en iyi deniz ticaretini yapan Fenike gemilerine ev sahipliği yapmış olması muhtemeldir.
 
ARKEOLOGLAR'IN SON RAPORU
Bu rapor bizim yapmış olduğumuz jeolojik çalışmalarla bire bir örtüşmektedir. Arkeologlar Derneği’nin saptamaları son derece yerindedir. Derneğin raporlarında “Şükrü Saraçoğlu Stadı'nın bulunduğu alan SİT alanı ilan edilmesi gerekir. Raporda, Tarih sahnesinde önemli bir yeri olan Khalkedon antik kentinde sistemli hiçbir araştırma yoktur. Antik kent içerisindeki inşaai faaliyetlerin hiç biri denetim altında yapılmamıştır. Çok az sayıdaki ihbar sonucunda yapılan kazılar dışında herhangi bir kazı çalışması yoktur. Hemen hemen tümü tahrip olan kentte en azından bugünden itibaren denetimli inşaat faaliyetleri yürütülmesi gereklidir. Antik Khalkedon’un sınırları tam olarak belirlenip III. derece arkeolojik sit ilan edilerek inşaai faaliyetlerin denetim altında yapılması sağlanmalıdır” denilmektedir.
Ayrıca Arkeologlar Derneği raporunda bölge şöyle tarif edilmektedir. "Bu dönemde Kuşdili Deresi bir haliç şeklindedir. Kıyı çizgisi de bugüne göre içeride kalan Fikirtepe - Hasanpaşa arasına kadar uzanmaktadır. Daha sonra bu yerleşmenin karşısında Moda Burnu ile Yoğurtçu arasında ‘Khalkedon’ (Bakır Ülkesi) adıyla ikinci bir yerleşme daha oluşmuştur. Apollon Tapınağı ile ün salan Khalkedon’un merkezini oluşturan yer, bugün Kalamış ve Haydarpaşa koylarının arasındaki tepelik burun üzerinde yer alır, yerleşmenin surları bugün Altıyol, Sakızağacı, Mühürdar, Söğütlüçeşme arasında, kabaca dikdörtgen oluşturacak şekilde uzandığı düşünülmektedir.
 
BU YAZI NEDEN YAZILDI?
İstanbul, binlerce yıllık tarihi değere sahip ve bu özelliği ile de dünyanın belki de en eski kenti olmasıyla olmasıyla bilinir / tanınır. Eski insan yaşamına ait tüm izler özellikle Paleolotik ve Neolotik dönemlere ait birçok kalıntı bu şehrin değişik yerlerinde bulunmaktadır. Yukarı da bahsettiğimiz gibi bunlardan en önemlisi Fikirtepe Kültürüdür ki insanlığın geleceğini şekillendiren önemli bir geçiş zamanı, ilk defa avcı kültüründen yerleşik düzen çiftçi kültürüne geçişini temsil eder. Bu zamanın yaşandığı yer de bugünkü Fikirtepe’de dir. Ama betonların altındadır. Son yıllarda nasıl Yenikapı kazıları İstanbul’un yaşam tarihi ile ilgili son derece önemli belgeler ortaya çıkarttıysa Kuşdili kazıları da bunu yapabilir. Fikirtepe Kültürünün deniz kıyısı yaşamına bizi ulaştırabilir. Ya da bir Fenike ticaret gemisinin kalıntısına. Ancak, Kuşdili’ne yapılacak AVM, cinayeti işleyecek bir kurşun gibi tabancanın namlusuna sürülmüş, atışa hazır beklemektedir. Tabancanın tetiğini çekecek olanlar daha önceleri işledikleri cinayetler gibi İstanbul’a bir kurşun daha sıkarak onu AVM ile katledeceklerdir. Yukarıda anlattığımız Kuşdilinin tarihi özellikleri, Arkeoloji Derneği’nin 2013 de yapmış olduğu saptamalar, yapmış olduğumuz jeolojik, kronolojik çalışmalarla bire bir örtüşmektedir. Bu nedenle. Arkeoloji çalışanlarının ve özellikle üniversitelerin bu konudaki bölümlerinin bir an önce bu düzlüğü ve civarını süratle arkeolojik incelemeye alması gerekir. Eldeki bilimsel kanıtlar, Yenikapı örneği ve özellikle jeolojik tarih bu düzlüğün altında bize Neolitik döneme ve Khalkedon’a ait kalıntıların bulunabileceğini söylemektedir. Bu düzlükte yapılması düşünülen alışveriş merkezleri çalışmalarına bir an önce son verilmeli, Kuşdili arkeolojik perspektifte yeniden düzenlenmeli, tarih ile İstanbul insanı burada buluşmalıdır.
 
Kaynaklar
- Boessneck, J ve Driesch, A., 1979, Die tierknochenfunde aus de Neolithischensiedlung auf dem Fikirtepe bei Kadıköy am Marmarameer. Aus dem Institut für Palaeoanatomie, Domestikationsforchung und Geschichte der Tiermedizin der Üniversitut München. 1-81.
- Çetin, O., Çetin, T., Ukav ve Ukav, İ., 1995, İzmit Körfezi (Hersek Burnu-Kaba Burun) Kuveterner istifinde gözlenen mollusk kavkılarının ESR (Elektrospin rezonans Yöntemi) ile tarihlendirilmesi. İzmit Körfezi Kuvaterner İstifi (Ed. E.Meriç) 269-276.
- Karul, N., 2009, Kuzeybatı Anadolu’da Anahatlarıyla Neolitik-Kalkolitik Dönemler. Türk Eskiçağ Bilimleri Enstitüsü Haberler Sayı: 28, 1-6.
- Karul, N., 2010, Tarihöncesi İstanbul. İstanbul Ansiklopedisi, NTV yayınları.
- Özdoğan, M., 1983, “Pendik: A Neolithic Site of Fikirtepe Culture in The Marmara Region”, Beitrage zur Altertumskunde Kleinsasien, Festschrift für Kurt Bittel, (ed. R.M. Boehmer – H. Hauptmann), Mainz: 401-411
-Ünsal, İ., Rosso, A., Meriç, E., Avşar, N ve Çetin, O., 1998, Kuşdili (Kadıköy-İstanbul) Geç Kuvaterner Tanatosönözünde Bulunan Briozoon ve Foraminifer Türleri ile bunlara bağlı olarak Bölgenin Paleoekolojisi: İstanbul Üniversitesi Müh. Fak. Yer Bilimleri Dergisi Cilt 11, 11-19.
 
(Bu yazı, Cumhuriyet Gazetesi Bilim Teknoloji ekinin 31 Mayıs 2013 tarihli sayısında yayınlanmıştır.)

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.