Haftalık Bağımsız Gazete 18 Eylül 2019

Konteynırlara dökülen hayat izleri

Çöp konteynırlarını karıştırarak semtleri analiz eden gazeteci Umut Yiğit, ‘’Moda'nın çöpleri Avrupa Birliği kıvamındaydı...

Konteynırlara dökülen hayat izleri

Çöp konteynırlarını karıştırarak semtleri analiz eden gazeteci Umut Yiğit, ‘’Moda'nın çöpleri Avrupa Birliği kıvamındaydı. Peyniri Hollanda'dan, şarabı Fransa'dan, Rakısı Tekirdağ'dan geliyor bu semtin…’’ diyor
 
GÖKÇE UYGUN
Moda fotoğrafları: Efe Subaşı
Balat fotoğrafı: Yeşim Coşkun
Fatih’te yaşayan çocuklar gazlı içecek içiyor mu? Nişantaşı sakinleri evde yemek pişirmiyor mu? Modalı kadınlar nasıl makyajı tercih ediyor? Etiler insanı tropikal meyve mi seviyor? Cihangir'dekiler ucuz şarap mı içiyor? Beylikdüzü gelinleri çeyizlerini beğenmiyor mu?
Bu ve benzeri soruların yanıtları semtlerin çöplerinde gizli. Gazeteci Umut Yiğit de işte o çöpleri analiz ediyor. Sokak-edebiyat dergisi Bavul'da, her ay farklı bir semtin çöplerini karıştırıp o semtin tüketim alışkanlıklarını "Çöplerden Semt Analizi" adlı köşede inceleyen Yiğit ile çöp maceralarını konuştuk.
 
- Önce sizi biraz tanıyalım, sonra çöp konuşmaya başlarız.
İstanbul Üniversitesi Gazetecilik bölümü mezunuyum. Şu anda aynı üniversitede İletişim Sosyolojisi alanında yüksek lisans yapıyorum. 2015 Mayıs ayından beridir Bavul Dergi'nin mutfak ekibinde yer alıyorum.
 
- Çöplerden semt analizi fikri nasıl ortaya çıktı?
Bir sokak dergisi yapıyoruz. Sokak her çeşit insanın buluştuğu yegane alandır. Her insanın bir hikayesi ve mahremiyetin yaşadığı bir alanı vardır.  Asıl hikayenin mahremiyetin içinde saklı olduğunu biliyoruz. Bu durumda çöpler de insan hikayelerinin izlerini taşıyor. Yani gerçeğin artığı ve delili oluyor. Çöplerden semt analizi bu yüzden ilk günden beri misyonumuza hizmet eden bir konsept oldu. Yayın yönetmenimiz Önder Abay'ın özellikle üzerinde durduğu bir konseptti.
 
- Ne zaman başladı bu seri?
Çöplerden semt analizi köşesi 2015 Ekim ayında çıkardığımız ilk sayıdan itibaren devam ediyor. Öncesinde benim Alınteri adında başka bir köşem vardı. Çöplerden Semt Analizi sosyolojiyle alakalı olduğundan ilgimi çekmişti. Kasım sayısından itibaren köşeyi ben yapmaya başladım. İlk analizim de İzmir Çeşme üzerineydi.

- Ziyaret ettiğiniz semtleri belirli bir temaya göre mi seçiyorsunuz yoksa rastgele mi?
Belli bir temadan ziyade insanların zihninde ön planda olan yerleri seçmeye çalışıyoruz. Seçimi yaparken semtlerin tarihsel veya ekonomik özelliklerine dikkat ediyorum. Uzun bir geçmişe sahip olan semtleri tarihsel bağlamı göz önüne alarak analiz etmek yazıya da nitelik kazandırıyor.
 
- Çöpleri karıştırma işi zor bir şey olsa gerek. İğrenmiyor musunuz?
Açıkçası ilk zamandan beri hiç iğrenmedim. Ben çöpü karıştırırken elde ettiğim bulgulara biraz kanıt gözüyle bakıyorum ve onu anlamlandırmaya odaklanıyorum. Bir belediye görevlisi yada atık toplayan emekçi nasıl iğrenmiyorsa ben de öyle oldum. Elde edeceğim bulguların merakı ve heyecanı sanırım bunun önüne geçiyor.
 
- Sizi çöp başında gören semt sakinlerinin ve bu işi para için yapanların (kağıt toplayıcıları, belediyelerin temizlik görevlileri vb) tepkileri ne oluyor?
Her işin bir raconu olduğu gibi bu işin de raconunu öğreniyorum tabii ki. Kağıt toplayıcıları her semtte sokakları paylaşıyorlar mesela. Sokağa önce hangisi girmişse o sokak boyu konteynırlar ilk giren kişiye ait olurmuş. Bir defasında ben bu kuralı çiğnedim. Suriyeli bir kağıt toplayıcı uyarıda bulundu bana. Genelde kulaklık takarak dolaşırlar ve kimseyle diyaloğa girmezler bu gibi durumlar dışında. Belediye görevlilerinin toplama saatlerine denk geldiğimde önce çöpte işimin bitmesini bekliyorlar. Mahalle sakinlerinin tavrı da semtten semte değişiyor.
 
- İlginç şeyler de gelmiştir başınıza…
Mesela Fatih'te pencerenin dibinde perdeyi hafif aralayarak gizlice izleyenler vardı. Üsküdar İcadiye'de ise okul projesi olup olmadığını soruyorlardı. İlk yaptığım analizde bira şişelerini bir araya topladığımızı gören polisler peşimize takılmıştı. GBT sorgulamasına girdik. Polislerden biri sosyoloji mezunuymuş, "hayatımda böyle bir şey görmedim" demişti. Zor ikna ettik durumun bir terör faaliyetiyle ilgili olmadığına. Böyle ilginç anlar yaşıyorum. İlk kez karşılaştıklarından insanlara hayli ilginç geliyor doğal olarak.
 
- Bu analizler dizisine okurlardan nasıl geri bildirimler alıyorsunuz?
Okurlardan güzel tepkiler alıyorum. Hatta bazı okurlar mesaj atıp kendi semtlerine davet ediyorlar. Mümkün olduğunca o semtleri de plana dahil etmeye çalışıyorum.
 
- Biraz da içeriğe geçelim; kimbilir çöplerden neler neler çıkıyordur. Sizi en çok şaşırtan neler oldu mesela?
Aslında çöplerden şaşırtıcı olduğunu söyleyebileceğim şeyler tek tük karşıma çıktığı için analizin içine dahil etmeyi doğru bulmuyorum. Çünkü biz, semtin yaşam pratiğine odaklanmak durumundayız ancak o şekilde gerçek bir iş yapabiliriz. Semtlere girmeden önce biraz araştırma yaparak gidiyorum ve dolayısıyla kafamda bir şeyler belirmiş halde oluyorum. Ama çöpüne baktığımda o ön bilgiyi ters köşeye yatıracak şeyler de bulabiliyorum. Mesela muhafazakar olduğunu düşündüğümüz semtlerden alkol kutuları çıkıyor. Genç nüfusun, yeni evli çiftlerin olduğu Beylikdüzü'nden antidepresan ilaçları ve diyabetik ürünler çıkıyor. Zengin ve varlıklı olduğunu düşündüğüm yerlerde ucuzluk marketlerinin ürünleri, ucuz şarap şişeleri çıkıyor. Prezervatifin olduğu semtte bebek bezi, bebek bezinin olduğu yerde prezervatif olmuyor mesela.
Zekeriyaköy analizine giderken yoldaki reklamlarda iki çeşit içecek reklamı vardı. Birisi limonata diğer biri yoğurtlu bir içeceğin reklamı. Yol boyunca göz ucuyla bakındım durdum. Semtin çöplerine baktığımda gördüm ki en çok o ürünler tüketiliyor. Reklam mecrası tercihi bile aslında kitleyle ilgili bir ipucu veriyor size. Bu içecekler spesifik ve gazsız içecekler. Yetişkinler çocuklara gazlı içecek yerine limonata, kendilerine yoğurtlu içecek alıyor, asitten sakınıyor. Bir tüketime dair potansiyel memnuniyetsizlik veya güvensizlik var ki bunu yapıyorlar.  Diğer bir yandan evleri için aldıkları güvenlik önlemlerine de bakılırsa sağlığa yani hayata daha çok değer veriyorlar.
 
- Artık çöp olgusuna daha farklı bakıyorsunuzdur. Sizce nedir çöp?
Bu dünyada insan haricinde hiç bir canlının artığı çöp değil. İnsan harici her varlığın artığı bir başka canlının ekolojik sisteminin devamını sağlıyor ama çöp öyle değil. Çöp temelde doğaya dahil bir olgu değil. Çöp dediğimiz şey temelde insanlığa özgü artıktır, izdir. Her insan evinin içerisinde sokakta bulunduğu ana göre kendi gerçekliğine daha yakın davranır. Eşyalar, maddeler  tüketilirken bu hayatlarda onlara eşlik eder.
Bir kabuk gibi düşünün çöpleri. Kabuk hiçbir zaman içeriğinden bağımsız bir şekilde var olamaz. İşte çöp de bu gerçekliğin izlerini taşıyan kanıtlardır.
 
- Fazla çöp çıkarmak fazla tüketimin göstergesi galiba. Buradan hareketle İstanbul’un nerelerinden en fazla çöpün çıktığını söyleyebiliriz?
Doğal olarak öyle. Ama her semtin nüfusu birbiriyle aynı olmuyor. Bazen çöplerde tek bir evden çıktığı belli, üç beş poşet bulabiliyorsunuz. O yüzden bunu ölçümlemek zor ama buna tüketimin verimli olması anlamında bakabiliriz. Şu güne kadar gezdiğim yerlerde israfın dönemsel olarak değiştiğini görüyorum. Yaz aylarında ekonomik seviye fark etmeksizin tüketimin verimli olmadığını görüyorum. Kış aylarında insanların tüketimi daha dikkatli gerçekleştirdiğini söyleyebilirim. Bunun da bu ülkede yaşayan herkes için olağan bir psikolojik altyapıdan kaynaklı olduğunu düşünüyorum.
 
- Kadıköy’ün gazetesi olduğumuz için Kadıköy çöplerini sormak isterim bilhassa. Nedir burada durum?
 Sadece Moda üzerinden bir çalışma yaptık. Moda'da kuru mısır artıklarına rastladım. Cam kavanozlarda hiç açılmamış paketlerde bile vardı. Zemin katlardaki bazı dairelere pencereden bir göz atayım dedim. Göz attığım birçok evde televizyon yayını değil de film izlendiğini gördüm. Bu durumun çevredeki sinema salonu sayısıyla bir alakası olduğu kadar Moda sakinlerinin ekran karşısında edilgen olmayışıyla da alakası var sanırım. Yani patlamış mısır tercihi sizi ekran karşısında daha özgür davranan bireyler olduğu sonucuna bile götürebiliyor.
 
- Moda'daki çöp kutularında makyaj malzemesi yokmuş. Bu ilginç geldi bana, Modalı kadınlar bakımlı-makyajlı diye bilirdim. Nedir yorumunuz?
İlk analizi yaptığım dönem kış aylarıydı sanırım bununla bir alakası olmalı. Çünkü grip ilaçları, öksürük şurupları ve meyve kabuklarıyla doluydu çöpler. Ek olarak makyaj tercihinde daha pastel tonların tercih edildiğini söyleyebilirim diğer semtlere göre. Bakım konusuna gelirsek eğer Avrupa menşeili ithal kozmetik ürünleri tercih ediliyor Moda'da. Daha çok evin içindeyken kullanılan duş jeli, organik bakım kremleri, nemlendirici gibi ürünlerin makyaj malzemelerine göre daha fazla kullanıldığını söyleyebilirim.
 
‘’MODA'NIN ÇÖPLERİ AB GİBİ’
- Başka neler vardı Moda çöplerinde?
Moda'nın çöpleri Avrupa Birliği kıvamındaydı. Peyniri Hollanda'dan, şarabı Fransa'dan, Rakısı Tekirdağ'dan geliyor Moda'nın. Duty Free mağazalarından alınma sigara paketleri de karşıma çıkınca çok sık yurtdışı seyahati yaptıklarına kanaat getirmiştim. Mide ilaçlarına çok rastlamıştım. Reflü ve gastrit sanırım bu zamanın en fazla karşılaşılan hastalıklarından. Moda’ya da uğramış bu durum. Bu bulgu da yaş ortalamasının yüksek oluşunu gösteriyordu.
 
- Kadıköy çöpünü diğer semt/ilçelerle kıyaslarsanız neler söylersiniz?
Moda'nın çöplerini karıştırdıktan sonra Moda'da yaşamaya karar verdim. Ekonomik gücün mutlak şekilde gösterişi ve abartıyı getirmediğinin kanıtını verdi Moda. İş çöpe gelince aslında detayları fark ediyorsunuz. Aynı kefeye koyabileceğiniz semtlerin çöplerini karıştırdıktan sonra aslında ne kadar birbirinden farklı olduğunu görebiliyorsunuz. Mesela Moda'nın tüketim alışkanlıkları ekonomik olarak yakın sayılabilecek Nişantaşı'na göre bile oldukça farklı. Abur cubur tüketimi yok denecek kadar az.
 
- Ana konu çöp konteynırları, biliyorum. Ama yine de sormak isterim sokaklara çöp atılma oranlarına da dikkat ettiniz mi araştırmalarınız esnasında? Mesela kişisel tespitime göre Moda sokakları nispeten temiz olsa da, özellikle haftasonları Moda sahil çimleri çöpten geçilmiyor. Bu konuda bir gözleminiz var mı?
Tabii ki dikkatimi çekiyor. Dediğiniz gibi sahil de Kadıköy'ün merkez sokakları da çöplerle dolu. Bence bunu bir konut mimarisi gibi düşünmek gerekiyor. Kadıköy'ün merkezi ve Moda sahili dediğimiz yerler  misafirlerin ağırlandığı salon gibi. Moda dediğimiz yer ise yatak odası. Hiç kimse ait olmadığı yere ait olduğu yerden daha ilgili davranmaz. Bu bir kültür meselesi sonuçta Kadıköy bu şehrin köklü yerleşim yerlerinden biri. Dolayısıyla aidiyet duyan insanın bir sorumluluğu var Kadıköy'e. Bana kalırsa bu durum ülke standartları içerisinde kaçınılmaz bir sondan ibaret. Toptan ve bütüncül bir şekilde bu kültürel farklılıkların giderilmesi gerekiyor.



İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.