Haftalık Bağımsız Gazete 14 Kasım 2018

Kadıköy'ün sesi Venedik'te yankılandı

24 yaşında genç bir müzisyen olan Kadıköylü Gülnur Gizem Sucu, Venedikte’teki Müzik Festivali’ne katılarak, yabancı müzisyenlerle birlikte aynı platformda Türk Müziği eserleri seslendirdi

 Kadıköy'ün sesi Venedik'te yankılandı

24 yaşında genç bir müzisyen olan Kadıköylü Gülnur Gizem Sucu, Venedikte’teki Müzik Festivali’ne katılarak, yabancı müzisyenlerle birlikte aynı platformda Türk Müziği eserleri seslendirdi

Şule ÖZÇELİK
 
Kadıköylü genç müzisyen Gülnur Gizem Sucu, Venedik’te düzenlenen Uluslararası Workshop ve Konser Haftası’na katılarak, Yunanlı, Fransız ve İtalyan müzisyenlerle ile birlikte Osmanlı dönemi Türk Müziği eserlerini başarıyla seslendirdi.
 

Henüz 24 yaşında olan Sucu, çocukluğundan beri müziğin içinde. Çoğu yaşıtının aksine Türk Müziği’ne gönül veren veren Gülnur Gizem Sucu ile gelecekteki hedeflerini ve müzik yaşamını konuştuk:

 


-Müzik yaşamınız nasıl başladı?
İlk ve ortaokulu Nurettin Teksan İlköğretim Okulu’nda tamamladım. Kısa bir dönem piyano dersleri aldım. Ancak klasik müzik yerine o dönemdeki pop parçalarını çalamadığımdan bıraktım. Daha sonra ortaokulda müzik öğretmenim Esen Sevinç beni müziğe olan ilgimden dolayı okuldaki bütün müzik faliyetlerinde yardımcısı olarak görevlendirdi. Genel olarak okulun tüm sosyal faliyetlerinde görev aldım.
Hocam Esra Sevinç kendisi de İTÜ Türk Müziği Devlet Konservatuvarı mezunu olarak benim de konservatuvar sınavlarına girmem için ailemi ikna etti ve kendi hocası olan Emel Şenocak ile tanıştırdı. Kısa süreli ancak sıkı bir çalışma sonrasında sınavı kazandım. Hayatım da o sınavla birlikte değişti diyebilirim.
 
-Konservatuvarda hangi bölüme girdiniz?

 

 

Ud eğitimi aldım. Eğitimime şu an günümüzde birçok ud sanatçısının da hocalığını yapmış, başarılı müzisyenliği ve yeteneği ile her zaman örnek olmuş, ülkemizi yurt dışında da icrasiyla temsil etmiş Mehmet Bitmez ile başladım. Daha sonra kendisinin de öğrencisi olan Türkiye’de ilk defa üç udun bir araya gelmesiyle kurulmuş olan “3 Dem” grubununda üyesi Bilen Işıktaş ile devam ettim. Okulda kısa bir dönem hocalığımı yaparken tanıştığımiz Cumhurbaşkanlığı Korosu’nun üyesi olan Osman Nuri Özpekel ile çeşitli konserlerde ve meşklerde usta-çırak ilişkimiz sürüyor. Edebi yönü, müzik bilgisi ve babacan tavrıyla beni her zaman çok etkilemiştir.
 

-Venedik’te 12-19 Nisan tarihleri arasında düzenlenen Müzik Festivali’ne katıldınız. Bu süreç nasıl gelişti?

 

 

15 yılı aşkın bir süredir, Venedik’te Fondazione Giorgio Cini Vakfı tarafından düzenlenen Uluslararası Workshop ve Konser Haftası’nda her sene farklı bir müzik konsepti işleniyor. Bu sene konsept, Maftirim Müziği’ydi (Osmanlı döneminden kalan çoğunluğu İbranice olup, Türk makam sistemine göre şarkı formunda yazılmış olan eserler). 

 

 

 

Yunanlı, Fransız, Türk, Italyan müzisyenler ile birlikte müzik yaptigimiz güzel bir deneyimdi benim için. Burs ile katılan bir etkinlik. Başkalarının da yararlanabilmesi için genelde tek seferlik katılım olan bir organizasyon. Ben de ilk defa katıldım. Benimle birlikte Bursu kazanarak orada bulunan diğer müzisyen arkadaşlarım;

 

Hüseyin Bilgiç, (Tanbur), Mert Demircioglu (Kanun),Chrtsanthi Gkika (Kemençe), Safa Korkmak  (Vokal), Yannis Koutis (Ud) ve Yinon Muallem (Percussion)’di.
 
-Haftayı düzenleyen dünyaca müzisyenimiz Kudsi Erguner’di değil mi?

 

 

Evet bu haftanın düzenleyicisi, geleneksel mevlevi sufi müziği ve ney ustası Kudsi Erguner. Bu haftaya katılmak için, okulumda daha önce gitmiş olan arkadaşım Canfeza Gündüz’e  başvurdum. Dil bilgisi, kültür seviyesi ve müzisyenliği ile yurt dışında Türkiye’yi temsil eden özel bir müzisyen olan Erguner’in düzenlediği bu hafta için Avrupa’daki konservatuvarlara davet gönderiliyor. Müzisyenlerin, yeteneklerinin ve Türk Müziği’ne olan yatkınlıklarının ölçüldüğü birtakım aşamalar neticesinde burslu olarak davet edildiği bir workshop haftası diyebiliriz.

 

 

 

 

 

 
-Son olarak müzikle ilgili gelecek için hedefleriniz nelerdir?

 

 

Müziği çok seviyorum, sonu olmayan bir okyanus gibi ve büyük emek istiyor. Üniversitede Muzikoloji Bölümü’ne Çift Anadal Programı’na da kabul edilince artık birlikte zor olacağından severek yaptığım sutopu sporunu bırakmak zorunda kaldım.

 

 

 

Ailenin içinde müzisyen ve iyi bir Türk Müziği dinleyicisi yokken Türk Müziği’ni anlamak başta hiç de kolay değildi. Çevrenizdekilerin aksine, siz Dede Efendi’nin eserlerini hatta tümüyle kelimelerin manalarını dahi bilmediğiniz Osmanlıca eserler geçmeye başlıyorsunuz. İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Müziği Okulu, gelenek ve göreneklerin, bazen bunu koruyucu kalıpların aynı zamanda Batı-Türk müzigi sentezinin yarattığı çok çeşitliliğin olduğu bir okul. Bu derin ve köklü müzik gün geçtikçe beni de içerisine çekti.

 

İTÜ TMDK Çalgı Bölümü’nü ve Müzikoloji Bölümünü seneye bitirip, Çalgı Bölümü Yüksek Lisans Programı’na başvuracağım. Bitirdiğimde Müzikoloji Yüksek Lisans’a da başlamak istiyorum.
Türk Müziği; içinde hem Saray Müziği hem Halk Müziği hem de dönemler içerisinde yaşanmış olan savaşlar ve göçler ile birçok müzik kültüründen etkilenmiş köklü bir kültür müziği. Bu müziği, kültürünün gerekliliklerini yerine getirebilen bir icraci ve bu icrayı bir müzikolog olarak en iyi şekilde anlatabilmek için önümde daha çok çalışacağım uzun bir yolum var.
 

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.