Haftalık Bağımsız Gazete 13 Kasım 2018

Kadıköylü genç, öyküde dünya birincisi

Dünya öykü birinciliğini alan liseli Ali Erdem Ekşi, “Büyük bir yönetmen olmak istiyorum” diyor

Kadıköylü genç, öyküde dünya birincisi

Dünya öykü birinciliğini alan liseli Ali Erdem Ekşi, “Büyük bir yönetmen  olmak istiyorum” diyor
 
Aysel KILIÇ
 
Ali Erdem Ekşi 17 yaşında. İstanbul Kadıköy Lisesi öğrencisi. Gazeteci ve yönetmen anne -babanın tek çocuğu olan Ekşi, yazın hayatına çok küçük yaşlarda başlamış. Bilim Çocuk Dergisi okuyarak okuma yazma öğrenen Ekşi, henüz 7 yaşındayken yaptığı kısa filmle adından söz ettirmiş. Çocuk yaşta yetenekleriyle öne çıkan Ekşi, şimdi de dünyaya ismini duyurdu.  Geçtiğimiz yıl Amerika’da Newyork State Üniversty tarafından düzenlenen yarışmada “The Seeds Of Life / Yaşamın Tohumları” hikâyesiyle dünya ikincisi olan Ali Erdem Ekşi, bu yıl altın madalya alarak, Türkiye ve Kadıköy’e birincilikle döndü.  İngilizce kaleme aldığı, “The Clock / Saat” adlı çevre temalı hikâye, Ekşi’ye bir de Amerika’da eğitim bursu kazandırdı.
Ali Erdem Ekşi ile okulunun bulunduğu Moda’da buluştuk. Çocukluğunu, bugünü ve hayallerini konuştuk.
 
Kendinizi nasıl anlatırsınız?
Tek cümle ile basit bir insanım.
 
 

Dünya birincisi olmak nasıl bir duygu?
Güzel bir duygu…  Bu yarışmaya girmemde hocam etkili oldu. İngilizce öğretmenim Betül Özer Budak, öykü yazmamda bana cesaret veren yegâne insanlardan biri. Benden bir hikâye yazmamı istedi. Yarışmaya bir hafta vardı ve ben henüz bir şey yazmamıştım. Aklımda ana fikir vardı ama hikâyeye dönüşmemişti. “Zaman aslında bir ölçü birimi midir, yoksa yaptığımız şeyler için ödediğimiz bir bedel midir?” Aklımdaki tek somut cümle bu idi. Gece yatağımda düşündüm, ertesi gün okulda nöbetçiydim ve oturup yazmaya başladım. Daha önce kurgulamadan yazdım. Nöbet bittiğinde ben de hikâyeyi bitirmiştim. Yazdığım şey hoşuma gitmişti. Deftere yazdığım hikâyemi bilgisayara geçirdim. Küçük bir kitapçık haline getirip yarışmaya katıldım.
 
 

ABD’de jüri karşısına çıkmanız heyecanlandırmadı mı sizi?
Jüri karşısında hikâyeyi okudum. Jüri sorular sordu ve ben yanıtladım. Sunumu yaptıktan sonra babam aradı.  ‘Politzer ödüllü yazarlar jüri üyesi, biliyor muydun?’ dedi. Babam öyle deyince, verdiğim yanıtlardan utandım (gülüyor).  Bunu öğrenince daha çok heyecanlandım.
Sonra Jüri, ödülleri açıklamaya başladı. İsmim okundu. Altın madalyayı ben kazanmıştım. Heyecanlı ve güzel bir duygu…
 
 

“KÜRESEL ISINMANIN SORUMLUSU İNSANLAR”
Hikâyenizdeki mesajınız ne?
 
Küresel ısınma gibi birçok soruna insanlar neden oluyor. Yakın tarihimizdeki en acı olayları olan 1. ve 2. Dünya savaşları… Tüm bunlar ve etkileri bizim sorunlarımız, insanlığın küresel sorunları. Hikâyemde de biraz bunu anlatmaya çalıştım. Hikâyemdeki karakter doğaya zarar veriyor ve verdiği zararın farkında değil.
 
Çok küçük yaşta yetenekleriniz ortaya çıkmış…
 
Yedi yaşındayken, Türkiye’de düzenlenen bir çocuk filmi festivali vardı. Oraya kısa bir film çektim ve filme “Babamın Görevi Tehlike” adını verdim. Babamın anneme çaktırmadan, gece mutfağa girip yemek çaldığı bir filmdi (gülüyor). Bu film üçüncü oldu. Ertesi sene yeniden yarışmaya katıldım. Bu ikinci filmimde ise hayallerimi anlattım. Bana zaman ayıracak bir sürü uçan babalar yaptım. Bu filmimde birinciliği kazandım.  Gazeteler beni haber yaptı, televizyonlara çıktım… 
 
EDGAR ALLAN POE, SABAHATTİN ALİ…
İngilizce yazıyor, okuyorsunuz…
 
 
Zühtü Paşa İlkokulu’nda okudum. Rahmetli hocam Füsun Çamlı Güney’in bir lafı vardı; dil bir deniz gibidir, ne kadar açılacağınız sizin elinizde ve sonu yoktur, derdi.  Küçükken o laf benim çok hoşuma gitmişti. Ne kadar çok dil öğrenirsek,  kendi dünyamıza o kadar şey katarız. Çünkü sadece Türkçe bilirsem matematiği, fiziği sadece Türklerden öğrenirim ama başka diller bilirsem öğreneceğim şeyler de çoğalır.
Sevdiğim yazarlardan da etkilendim. Onlar İngilizce yazıyordu, benim de öyle yazmam gerekiyordu… Edgar Allan Poe bunlardan biri.
 
-Peki, Türk yazarlarla aranız nasıl?
Yabancı yazarlar gibi Türk yazarlarını da severim. Sabahattin Ali’yi okuyorum. “Kürk Mantolu Madonna” okuduğum kitaplarından biri. Sebahattin Ali’nin olay örgüsünü seviyorum.
Mesela hikâyelerin başında bir şey başlıyor ve siz başlayan şeyi pek önemsemezsiniz. Ama hikâyenin sonuna geldiğinizde o olayın hikâyeye ne kadar etkisi olduğunu görürsünüz ve kimi zaman başa dönüp yeniden okursunuz. Benim de hem görmek hem de yaratmak istediğim bu etki.
 
 

-Anneniz ve babanızın gazeteci olmasının yazmanızda rolü oldu mu?
Annem Elvin Ekşioğlu, yazı yazmayı alışkanlık haline getirmemde çok etkili oldu. Blog yazıyordum ama bir zorunluluk taşımadığı için seyrek yazıyordum. Annem bir dergi çıkardı ve bana bir köşe verdi. Zorunlu olduğu için köşemi aksatmadan yazdım. Babam Abdullah Ekşioğlu da yazılarımı okuyor bana yol yöntem gösteriyordu. Böylece yazı dilini, üslubunu öğrendim. Yaza yaza özgüvenim yerine geldi. Gazeteci bir anne ve babaya sahip olduğum için şanslı olduğumu düşünüyorum.
 
 

-Gazeteci çocuğu olmak zor mu?
Hani herkesin bir hayali olur ya, büyüyünce gazeteci, öğretmen, doktor ya da polis olmak ister. İşte anne ve babanız gazeteci olunca bütün o hayalleriniz yıkılır (gülüyor). Gazeteci olmamı istemedikleri gibi, itfaiyeci olmama da tepki gösterdiler. Çünkü gazeteci oldukları için tüm mesleklere, olaylara yakından tanıklık etmişler.
Anne ve babam, mesleklerinden ötürü hep çok yoğunlardı. Ama tüm yoğunluklarına rağmen beni bir kenara koymamışlar.Kendileriyle işe götürmüşler, ofislerinde büyümüşüm. Onların olaylara bakışı, yaklaşımları hayata bakışımı etkiledi.
 
 

“BÜYÜK BİR YÖNETMEN OLMAK İSTERİM”
-Hayalinizdeki meslek yazarlık mı?
Küçüklükten beri hayalim hep yönetmen olmaktı. Gerçek bir film yönetmeni olmak isterim. Türkiye çapında değil, dünya genelinde bir büyük yönetmen. Bu hayalim saklı duruyor. Aynı zamanda senarist olmak. Hatta belki oyuncu da olmak… Kesinlikle bu dallarda yer almak istiyorum. Beni bunlar mutlu edecek.
 
 

Çok gençsiniz, yazma dışında neler yaparsınız?
Basketbol oynamayı, yürüyüş yapmayı seviyorum.
 
 

-Peki enstrümanlar?
Piyano sesini ve çalan insanları çok severim. Çok havalı gözüküyorlar (gülüyor). Küçükken piyano çalmayı çok ciddiye almadım. Ama hala klavyem duruyor, tekrar çalabilirim. Her genç gibi gitar hevesim de duruyor, sahillerde oturup çalmak isterim…
 
 
 

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.