Haftalık Bağımsız Gazete 17 Haziran 2019

'Kadıköy adeta terapi'

Efsane eser Ölü Ozanlar Derneği’nin unutulmaz öğretmenini sahnede canlandıran oyuncu Can Gürzap, “Bizim gibi sürekli gerginliğin olduğu bir ülkede, stresimizi sanatla atabiliriz” diyor

'Kadıköy adeta terapi'

Efsane eser Ölü Ozanlar Derneği’nin unutulmaz öğretmenini sahnede canlandıran oyuncu Can Gürzap, “Bizim gibi sürekli gerginliğin olduğu bir ülkede, stresimizi sanatla atabiliriz” diyor

Gökçe UYGUN
Onlarca oyunda rol aldı, pek çok oyun yönetti, İstanbul Devlet Tiyatrosu’nun kurucu müdürü oldu hala büyük bir aşkla bağlı tiyatroya.  Doğma büyüme Kadıköylü olan oyuncu, yazar ve eğitimci Can Gürzap, şimdi de çok sevdiği Kadıköy’ünde seyirci karşısına çıkmaya hazırlanıyor. Kadıköy Belediyesi’nin Tiyatro Festivali kapsamında ‘Ölü Ozanlar Derneği’ oyunu ile ücretsiz olarak sahne alacak olan Gürzap ile, diksiyon dersleri vermekte olduğu Kalamış’taki Dialog Sunuculuk ve Dil Okulu’nda buluştuk.
• Tiyatro Kedi’nin Ölü Ozanlar Derneği oyununda edebiyat öğretmeni John Keating karakteri ile 5 yıl aradan sonra sahneye dönüyorsunuz. Neler hissediyorsunuz?
Bazı sorunlar oldu, o arada televizyon dizilerinde rol aldım derken sahneden uzak kalmıştım. Şimdi tekrar tiyatro ile yaşıyorum, tiyatrosuz yaşam çok zor. Gerçi o da zor ve yarım bir yaşam çünkü sahnemiz yok. Bir tiyatronun en önemli ihtiyacı salondur. Biz de pek çok tiyatro gibi değişik salonlarda ayda ancak 7-8 kez oynayabiliyoruz. Ayda 7-8 oyun oynayınca oyunun ritmini kaçırırsınız. Bir oyun haftada en az 4-5 kez oynanmalıdır. 
• Nasıl gidiyor oyun? Kaç temsil oldu şimdiye dek?
20’ye yakın temsil olmuştur. 2-3 sene süreceğini tahmin ediyorum, umuyorum. Çok güzel bir oyun ama çok zorluk çektim. Çünkü metinde uzun tiratlar, şiirler var ki bunları ezberlemek zordur.  Ezberde bu kadar zorlandığım bir oyun daha olmamıştır. 
• Biz N.H. Kleinbaum’un bu romanını, Robin Williams’ın unutulmaz oyunculuğunda film olarak tanıdık. Şimdi siz bu öğretmeni tiyatro sahnesine taşıyorsunuz.
Evet, çok sükse yapmış bir film. Hatta o filmden sonra pek çok Batı ülkesinde lise eğitiminde yeniden düzenlemeler yapılmıştı.
• Bu da sanatın gücü, değil mi?
Kesinlikle. Ama biz sanata da eğitime de yeterince önem vermiyoruz. Bundan da başımıza çok dert geliyor. Türkiye’de eğitim her zaman sorunlu olmuştur. Türkiye işini gücü bırakıp kaliteli öğretmen yetiştirmeli, o öğretmenleri de yüksek maaşla görevlendirerek çağdaş bir eğitim sistemi kurulmalı.
• Bu oyun da buna dikkat çekiyor.
Evet, özgür düşünce, meselelere değişik açılardan bakabilmek... Kafalara çimento dökerek, kalıplarla düşünmemek lazım.
• Sizce düşüncelerimizi özgürce ifade edebildiğimiz bir ülkede miyiz?
Sizce? Görüyoruz işte maalesef… Demokrasi hiç olmadı bu ülkede, ‘demokrasimsi’ oldu hep.
• Siz sanat yaşamınız boyunca oyunlarınızı rahatça oynayabildiniz mi?
Hiçbir oyunum sansüre takılmadı. Ama sansür vardı… 12 Eylül döneminde başımıza şöyle bir şey geldi ama; çekimleri 3 buçuk yıl süren Yorgun Savaşçı filmimiz (Kemal Tahir’in Kurtuluş Savaşı’nı anlatan romanı), 12 Eylül darbecileri tarafından ‘Atatürk düşmanı’ diye yakıldı! Oysa her bölümün başında Atatürk’ün Nutuk’undan pasajlar vardı. Cahillik…
• OHAL kararı, tiyatro dünyasını nasıl etkiledi?
Şu an yaz aylarındayız, tiyatrolar zaten istirahatte. O nedenle bir şey diyemem.
• Sizin bu konuda endişeniz var mı?
Yok demek isterim.
• Oyunlara müdahale edilir filan diye…
Ha onu bilemem. Endişemin olmamasını isterim.
• Bir röportajınızda “Galiba tiyatro sevilmiyor Türkiye’de” demişsiniz. Hala aynı görüşte misiniz?
Türkiye’de tiyatro ve diğer sanat dalları biraz ‘adet yerini bulsun’ diye yapılıyor sanki. Ülkeyi yönetenlerden bahsediyorum elbette, seyirciden değil. Çünkü sanat hep muhaliftir. 
Seyirci seviyor ama onun da fazla seçeneği yok. Evvelden özel tiyatrolar daha fazla idi, seyircisi çoktu. Bir aylığına İzmir’e, Ankara’ya turnelere giderlerdi. Şimdi haftada üç temsili zor çıkarıyorlar.

“Kadıköy’e aşığım’’
■ Biz 7 kuşak Kadıköylüyüz. Anneannem Yoğurtçu Parkı yokuşunda yaşardı. Bahariye’deki Halk Eğitim’in arkasındaki Canan Sokak, zamanında bizim bahçemizdi! Yanmış eski ve büyük bir konakta babaannem ve amcamlarla yaşardık.
■ Kadıköy bir terapidir bence. Nüfusun bu kadar artmasına, gökdelenlere rağmen çok güzel hala.
■ Tiyatro bende büyük bir aşktır ailemden gelen. Ailecek, kuşaklardır tiyatrocuyuz. Ben, Arsen Gürzap, Arsen’in abisi, babam, eşi… Hatta büyükbabam zamanında Kadıköy’de ‘Büyük Tiyatro’ diye amatör bir tiyatro yönetmiş. Bu aile tiyatroya 250 yıldır emek veriyor. İdealim Süreyya’da (şimdiki opera) oynamak. Çünkü babam Reşit Gürzap da ilk kez orada sahneye çıkmış.
■ Özgürlük Parkı’ndaki Açıkhava Tiyatrosu çok güzel. Açıkhavada oynamak zordur aslında ama orada o zorluğu yaşamıyorum. Mimarisinden ve Kadıköy seyircisinden kaynaklanan sıcak, samimi bir ortam oluyor.
■ Kadıköy’de, önceden de yoğun bir tiyatro, sinema, opera faaliyeti vardı. Kadıköy seyircisi bu gelenekten geldiği için kalitelidir. Oyunun başlama gongu çaldıktan sonra konuşmaya devam eden seyirci kötüdür. Hemen susuyorsa iyi seyircidir o. Ankara seyircisi böyledir, İstanbul seyircisi de iyidir ama Kadıköy izleyicisi bambaşkadır... 

‘Ölü Ozanlar Derneği’ oyunu,  8 Ağustos akşamı saat 21.00’de Selamiçeşme Özgürlük Parkı Anfitiyatro’da ücretsiz olarak sahnelenecek

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.