Haftalık Bağımsız Gazete 19 Temmuz 2018

İsveç soğuğundan Kadıköy samimiyetine

Politik ve eğlenceli şarkıların müzisyeni Hakan Vreskala, umut dolu ve mizahi bir estetiği olan şarkılarının yer aldığı yeni albümüne gün sayıyor.

İsveç soğuğundan Kadıköy samimiyetine

 Politik ve eğlenceli şarkıların müzisyeni Hakan Vreskala, umut dolu ve mizahi bir estetiği olan şarkılarının yer aldığı yeni albümüne gün sayıyor.    

Gökçe UYGUN

Bu haftaki  röportajımızı ‘ruhen Kadıköylü’ Hakan Vreskala ile yaptık. Onu bilen bilir; ‘köyümüzün deli müzisyeni’dir, düzen karşıtıdır, müziğiyle özgürlük arayışındadır, şarkılarla muhalefet eder, isyanın coşkulu müziğini yapar. Hakan Vreskala İsveç’te yaşıyor ama bir ayağı Türkiye’de. Zira konser için sık sık geliyor buralara. Son ziyaretinde Kadıköy’de  buluştuk.  Buyrun, enerjisi ve isyanıyla karşınızda Vreskala..
-Makedonya kökenlisin, İzmir’de doğdun, İstanbul’da okudun, İsveç’te yaşıyorsun. Ama aklın/kalbin hep bu topraklarda.
Öyle… Sırf ben değil aslında, yurt dışında yaşayıp da böyle kafayı yiyen çok insan var! Çoğunlukla Türkiye gündemiyle meşgulüz. Yaşadığımız yerde de bu kadar büyük sorunlar yok ya belki insanın belki de bir sorun kotası var, o kotayı doldurması gerekiyordur. Ben de buradan dolduruyorum (gülüyor)
-Bu senin müzik hayatını nasıl etkiliyor?
Tek derdim politik müzik olsun istemiyorum. Ama bir yandan da tutamıyorum kendimi, okuduğum şeylerden etkileniyorum. Mesela bir ninni yaptım, onun içinde bile politika var! Aşk şarkısının içinde ilk yasama, yürütme, yargı lafları geçiyor mesela!
-Seninle ilk röportajı yaklaşık 1 yıl önce yapmıştık. O zaman da ‘yeni albümünü’ konuşmuşuz. Hâlâ çıkmadı mı?
Tembellik! (gülüyor) Bir de araya çok şey girdi. Tam albüm yapacağım, Soma faciası oldu mesela. Öyle bir durumda ben iş mi düşüneceğim? Hiç içimden gelmiyordu. Neyse artık odaklandım, albümün kayıtları bitti. Ocak gibi çıkar sanırım.
İlk albüm çok heyecanlıydı, tipik bir ‘ilk albüm’dü. Fazla sesli, sözlü maksimalistti. Yeni albüm daha yetişkin, minimalist.. Hiç cover yok, tüm şarkılar bana ait. Bu kadar sentetik bir müzik ortamında kendi parçanı yapmak önemli. Kimileri sözleri şundan, besteyi ondan alıyor falan.  Endüstri kafası fena, hiç bana göre değil. Bizde imalattan halka! (gülüyor)
-Gezi direnişi sırasında kalkıp İsveç’ten geldin Taksim’e, barikatlarda şarkılar söyledin.
Aynen. Ama Gezi’nin kutsallaştırılmasını da doğru bulmuyorum. Harikaydı ama oldu bitti. O güzel anılara saygıdan dolayı fazla abartmamak gerek. Önümüzdeki şeylere bakalım. Dev gibi dinamitler var, toplumda da fokurdanmalar var. Validebağ var, Yırca var…
-Başka ülkelerde, Türkiye’dekinden daha çok konser veriyorsun. Neden öyle?
Evet yurt dışı biraz daha aktif gidiyor çünkü daha çok teklif geliyor. Burada İzmir, İstanbul, Ankara, Diyarbakır'ın ötesinde pek fazla çıkamadık. Mekân sahiplerinde bir korku/endişe oluyor müziğimden dolayı. Politik şarkılar, enerjik filan, Kürtçe de söylüyorum. Bir yere konumlandıramıyorlar.-
Sakıncalı müzisyen’ gibi mi algılanıyorsun acaba ?
Valla onu onlar söylesin, ben bir şey söyleyemem. Ben sadece sonucu görüyorum!
-Müzik tehlikeli bir şey olabilir mi sence?
Bu ülkede her şey tehlikeli bir şey! Ve her şey politik!
-O halde sana göre ‘politik müzik’ diye bir müzik türü yok.  
Yok canım öyle bir şey! Bence ‘politik olmayan müzik’ diye bir ayrım var. Aşktan, sevgiden bahset, sevdiğinin teninden bahset mesela. Hemen değer yargıları işlemeye başlıyor herkesin gözünde;  bu adam böyle bir adam diye. Böyle bir hale geldik. Eskiden sağ-sol vardı ya, şimdi her şey taraf olma üzerine kurulu. Hükümet yanlısı veya değil.. Gücünü göstermeye hevesli hükümetten bahsediyoruz. Beni soktun yine politikaya Gökçe, ne güzel akortlardan bahsediyorduk. (gülüşmeler)
-İsveç'te neler yapıyorsun?  
Müzik öğretmenliği, hasta bakıcılığı yapıyorum, düğünlerde çalıyorum, film müziği besteliyorum, konserlere gidiyorum.
-Yurt dışı konserlerindeki dinleyicilerinden bahsedelim. Sözleri anlamıyorlar belki ama müziğin enerjisini hissediyorlardır. Tepkiler nasıl?
Türkiye'de Gezi’den önceye dek, her türlü ama her türlü gericiliğe, baskıya hayır diyen, bu kadr özgürlükçü bir duruş sergilenmemişti. Avrupa'da ise bu daha uzun yıllardır süren bir durum. Sözler tam anlaşılmasa da orada daha rahat hissediyorum. Türkiye'ye gelince ise insanların şarkı sözlerine eşlik etmesi de güzel oluyor.  
 
 
 
 

“KADIKÖY’ÜN DELİSİYİM”

 

Kadıköy’e son 7 senedir sık sık geliyorum. Çok seviyorum, buranın delisiyim! Karşı taraf bitti. Gerçi bunda devletin soğutma politikasının da payı var. Çekilmez hale geldi Taksim. Beşiktaş, Kadıköy, Karaköy cıvıl cıvıl. Taksim’de müzik de bitiyor. Bundan 10 sene önce en güzel parlak yıllarını yaşıyordu ama şu an tarzı olan mekân bulmak da zor.   

 

 
“TAKMA, İNANMA,TESLİM OLMA”

Hakan Vreskala’nın Türkiye’de ünlenmesi 2012 yılında oldu. Youtube’a “Kurdi nizanım…” adlı klibini yükleyince bir anda herkesin dikkatini çekti. Zira İsveç’te İzmirli bir müzisyen “Türk Kürt kardeş falan değil ayan beyan sevgilidir!” diye haykırdı. Geçen yıl Şubat’ta çıakrdığı ilk albümü “Her Köyde Bir Deli Var”da özellikle isyankâr eğlenceli şarkı “Dağılın lan!”, “Omuzdan Tutun beni” türküsüne yaptığı cover çok sevildi.

 
Albüme adını veren şarkının nakaratı şöyle;
Takma inanma teslim olma
Takma inanma teslim olma
Yalnız değilsin umut var
Her köyde bir deli var
 
 
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.