Haftalık Bağımsız Gazete 22 Kasım 2018

İşçi direnişine teğmenin sağduyusu

Türkiye tarihin ilk büyük işçi eylemlerinden olan 15-16 Haziran 1970 direnişine, ‘barikatın öte yanı’ndan bakmak üzere Kadıköylü akademisyen-yazar Atilla Özsever ile konuştuk

İşçi direnişine teğmenin sağduyusu

Türkiye tarihin ilk büyük işçi eylemlerinden olan 15-16 Haziran 1970 direnişine, ‘barikatın öte yanı’ndan bakmak üzere Kadıköylü akademisyen-yazar Atilla Özsever ile konuştuk. O tarihte sosyalist bir genç teğmen olan Özsever, Kurbağalıdere Köprüsü’nde kendisine verilen ‘işçilere ateş aç’ emrine nasıl karşı geldiğini anlattı

 
 

 
Gökçe UYGUN

 
 

Türkiye tarihinin en büyük işçi eylemlerinden biri olan 15-16 Haziran 1970 İşçi Direnişi, o dönem Türk Silahlı Kuvvetleri içindeki devrimci genç bir teğmen olan Atilla Özsever’in kişisel tarihinde de çok önemli bir yer tutuyor. Zira 16 Haziran günü Bağdat Caddesi üzerinden Kadıköy’e gelen işçilerin önüne kurulan asker barikatının başındaki isim Atilla Teğmen’di. Kendisine verilen “ateş aç” emrini uygulamayan Özsever, belki de büyük bir katliamı önlemiş oldu.

 

 
 
 

 
 
 

O günlerin “barikatın öte yanındaki” tanıklarından, akademisyen ve gazeteci Atilla Özsever ile Yoğurtçu Parkı’nda buluştuk, Kurbağalıdere Köprüsü’ne bakarak, 45 yıl önceye gittik…

 

 
 
 

 
 
 

 
Siz o zaman Kartal Maltepe 2. Zırhlı Tugay Komutanlığı Piyade Taburu’nda Takım Komutanı olarak görev yapan bir teğmendiniz. Gerisini sizden dinleyelim.

 

 
 
 

 
 
 

15 Haziran günü, bizim bölüğü Kartal’da, işçilerin işgal ettiği Haymak Fabrikası’na gönderdiler. O fabrikanın ortaklarından biri de dönemin başbakanı Süleyman Demirel’in kardeş Şevket Demirel’di. Fabrikaya gidince bir işçi, benim bulunduğum kariyerin (zırhlı personel aracı) üstüne çıkarak, ‘Vurun, beni de vurun’ diye bağırmaya başladı. Ben de onu ‘Ben de sizin gibi düşünüyorum ama görev icabı buradayım’ diyerek teskin ettim.

 

 
 
 

 
 
 

 
Sağduyulu ilk davranışınızı orada sergilemişsiniz. Meşhur 16 Haziran gününe gelirsek?

 

 
 
 

 
 
 

Akşam tugaya döndük, askerlere durumu anlattım; işçilerin sendikal hakları için direndiklerini söyledim. Hatta ‘Yarın bir gün siz de işçi olabilirsiniz’ dedim. O nedenle işçilerle çatışmaya girmemeleri ve sukunetlerini korumaları gerektiği konusunda uyardım. 16 Haziran’da, işçiler Bağdat Caddesi’ne gelmiş. ‘Zenginlerin evlerini talan edebilirler, Kadıköy Kaymakamlığı’na saldırabilirler’ endişesi vardı. Bizim bölüğü Fenerbahçe Stadı tarafına gönderiler. Doğrudan 1.Ordu Kurmay Başkanı General Vahit Güneri’nin emrindeydik. Kurbağalıdere Köprüsü’nü birkaç kariyerle kestik, önlerine de askerleri dizdim. Biz 100 kişiyiz, işçiler çok çok daha fazla. İşçiler stadın orda, biz köprüde bekliyoruz. Paşa’nın emir subayı geldi. ‘Kesinlikle geçişe izin yok, manevra mermisi kullanın’ dedi. Manevra mermisi, plastik mermi gibi bir şey. Öldürmez ama yaralar. Ancak onu orada kullansak işçi nerden bilecek gerçek mi değil mi diye. Olası bir panik ortamı askerden de işçiden de büyük zayiata neden olabilir. ‘Kullanmayalım’ dedim. ‘Kesin emir’ yanıtını alınca, mermileri nereye koyduğumu bulamadığımı söyledim.

 

 
 
 

 
 
 
 

 
ASKER VE POLİSE FARKLI TEPKİ

 
 

 
Bir nevi oyalama taktiği uyguluyorsunuz…

 

 
 
 

 
 
 

Aynen. Sonra, kısa bir gerginlikten sonra işçiler barikatı aşıp gittiler. Hatta o arada orduya olan bir sempatinin göstergesi olarak bir yedek subayı omuzlarına aldılar. Zira 27 Mayıs 1960 ihtilali olmuş, işçi haklarıyla ilgili yasalar çıkmıştı o dönem. Ama işçiler oradaki bir trafik polis arabasını ters çevirip tekmelediler. Bu iki olay da işçinin polis ve askere farklı bakışını özetliyordu. 

 

 
 
 

 
 
 


Emre karşı gelirken hiç endişe duymadınız mı? Sonrasında hakkınızda soruşturma açıldı mı?

 

 
 
 

 
 
 

Çok acemiydim. Endişeli ve ürkektim, kariyerin içinde terliyordum. ‘Bu iş kimseye bir şey olmadan sonlansın’ diyordum içimden. Sonrasında ifadelerimiz alındı. Ama sadece benim değil herkesin. Herkesin olaylara tanıklıklarını sordular. Size anlattığım gibi anlattım. Ceza almadım. Bu olayla bağlantısı var mı bilmiyorum ama bir sene sonra Doğu’ya tayinim çıktı.

 

 
 
 

 
 
 

 
Günümüzde ise polisin orantısız müdahalesini sıkça tartışıyoruz…

 

 
 
 

 
 
 

O dönem ordu içinde ilerici hareketlere bir sempati duyulurdu. Genç solcu subaylar vardı, komutanların çoğu da demokrat ve Atatürkçü’ydü. 

 

 
 
 

 
 
 

 
Bugünün polisi öyle olmadığı için mi ‘aşırı şiddet’ uyguluyor?

 

 
 
 

 
 
 

80’lere dek polis içinde de ilerici unsurlar vardı Polis Derneği (Pol-Der) gibi. Ama 80 sonrası tüm dünyada sol giderek geriledi, baskıcı yönetimler ortaya çıktı. Türkiye’de de bu süreçte polis baskıcı hale geldi. Mevcut iktidarın tutumu da bunu destekledi maalesef.

 

 
 
 

 
 
 
 

 
İŞÇİ SINIFIYLA İLK KARŞILAŞMA

 
 

 
İşçilerle ilk gerçek temasınız bu olay mıydı?

 

 
 
 

 
 
 

20 yaşımdayken sosyalizmi benimsemiştim zaten. Teorisini biliyordum ama işçi sınıfıyla yüz yüze ilk gelişim bu olaydır. Çok etkiledi beni bu olay. İlk sınıfsal, kitlesel başkaldırı olan bu isyan, işçi sınıfının gücünü tüm Türkiye’ye gösterdi. İşçiler sahneye çıkınca, sermaye sınıfı da ürktü.

 

 
 
 

 
 
 

 
Siz sonraları işçi sınıfına dair akademik çalışmalar yürüttünüz, aynı zamanda da emek haberleri yapan bir gazeteci oldunuz. 16 Haziran gününün etkisi nedir?

 

 
 
 

 
 
 

Etkisi çok tabi ama sosyalist olmanın etkisi ilk sırada. 1974’te TRT’de başladım. İşçi sınıfını yakından tanımak için Yol-İş Sendikası’nda basın uzmanı olarak çalıştım. Aynı zamanda çalışma ekonomisi alanında doktora yaptım. Çok sayıda gazetede haberler, yazılar yazdım, yazıyorum.

 

 
 
 

 
 
 

 
Duygusal bir soruyla bitirelim röportajı. O gün işçilere müdahale etmeyerek belki de büyük can kayıplarını önlediniz. Vicdanınız ne diyor?

 

 
 
 

 
 
 

Vicdanım çok rahat. Gerçi bence, benim yerimde başka bir subay olsaydı da aynı şeyi yapardı. 

 

 
 
 

 
 
 

 

 

 
 
 

 
 
 

 
İŞÇİLERİN İLK İSYANI

 
 

Türkiye’deki geniş çaplı ilk büyük işçi sınıfı eylemi olan 15-16 Haziran 1970’te yaşandı.

 

 
 
 

 
 
 

Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Yasası ve Sendikalar Yasası’nda yapılan değişikliklerle, işçilerin sendikalı olma ve sendika seçme özgürlükleri kısıtlandı.

 

 
 
 

 
 
 

Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’ın onaylamasıyla 11 Haziran’da yürürlüğe giren yasa, esas olarak Türk-İş’ten DİSK’e işçi akışını önlemeyi amaçlamaktaydı.

 

 
 
 

 
 
 

DİSK ve bağlı sendikalar yeni yasaya tepki gösterdiler. DİSK’li sendikacıların ve yöneticilerin tepkileri, 15 Haziran 1970 sabahı, İstanbul’un belli başlı merkezlerine doğru yürüyüşe geçmeleriyle yeni bir evreye girdi. 2 gün boyunca kentin dört bir yanında, 75 bin civarı işçi yürüyüşler yaptı.

 

 
 
 

 
 
 

Olayların birinci günü akşamı Bakanlar Kurulu 60 günlük bir sıkıyönetim ilan etti. DİSK ve bağlı sendikaların yöneticilerinin pek çoğu sıkıyönetim mahkemelerince tutuklandılar ve yargılandılar.

 

 
 
 

 
 
 

Kadıköy’de meydana gelen olaylarda 3 işçi, 1 polis ve 1 esnaf yaşamını yitirdi. 16 Haziran’da Ankara, Adana, Bursa ve İzmir’de de küçük çaplı olaylar yaşandı.

 

 
 
 

 
Olayların ardından CHP de Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. Mahkeme, yasa değişikliklerini iptal etti.

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.