Haftalık Bağımsız Gazete 23 Mayıs 2018

HEYBELİADA RUHBAN OKULU

Açıldığı 1844 yılından kapandığı 1971 yılına kadar, yani tam 127 yıl tüm Ortodoksların okulu olarak önemli bir işlevi ve misyonu olan Heybeliada Rum Okulu, 40 yıldır sessizliğini koruyor...

HEYBELİADA RUHBAN OKULU

Açıldığı 1844 yılından kapandığı 1971 yılına kadar, yani tam 127 yıl tüm Ortodoksların okulu olarak önemli bir işlevi ve misyonu olan Heybeliada Rum Okulu, 40 yıldır sessizliğini koruyor. Yetiştirdiği din adamları Patrik’liğe kadar yükselen okulun yeniden açılıp açılmayacağı tartışıladursun, yüzyıllardır ayakta duran binanın tarih kokan koridorlarında sizler için dolaştık.

İstanbul’un meraklı gözlere kapalı mekânlarını ulaşılabilir kılan Açık Kapı Festivali, bu yıl ikinci kez yapıldı. İlki İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti etkinlikleri kapsamında yapılmıştı ama yoğun ilgi görünce, festival sahibi Arkitera Mimarlık Merkezi devamını getirdi. 1-9 Ekim tarihleri arasında, tam 10 gün boyunca, kapalı kapılar açıldı, İstanbul ve tarih meraklıları günler öncesinden rezervasyon yaptıkları mekânlara girmenin heyecanını yaşadı.
Bu mekânlardan biri de, görkemli binasını ancak dışarıdan görebildiğimiz Heybeliada Ruhban Okulu’ydu. Gazete Kadıköy olarak bu fırsatı kaçırmadık ve girdik gezginlerin arasına… Ne de olsa, bir eğitim yuvası olan bu binanın kapısından içeri 40 yıldır öğrenci girmiyordu ve kaderine terk edilen her tarihi mekânın olduğu gibi bu okulun da unutulmaya yüz tutmuş bir hikâyesi vardı. Bu hikâyeyi anlatma ve hatırlatma görevi ise biz gazetecilere düşüyordu…
 
9. YÜZYILDAN 21. YÜZYILA UZANAN BİR ÖYKÜ
 
Heybeliada (yunanca adıyla Halki) Ruhban Okulu, İstanbul’un ikinci büyük adası olan Heybeliada’nın kuzeybatı yönünde çamlarla kaplı Ümit Tepesi’nde bulunuyor. Çamlar ve deniz, geçmişi 9. yy.a kadar uzanan Aya Triada Manastırı’na dünyada eşine az rastlanır bir güzellik katıyor.
Çamlar arasından kıvrılan yollardan hafif yağmur altında yaptığımız yaklaşık 15 dakikalık bir yürüyüşün ardından tepedeki Ruhban Okulu’na varıyoruz. Bakımlı bahçeden geçip içeri giriyoruz. Aynı zamanda okulun görevlisi olan rehberimiz, bizi en çok merak ettiğimiz yere, sınıflara götürüyor. Bizler, tarih kokan sınıflarda eskimiş ama yıpranmamış sıralara oturup, teoloji okuyan Ortodoks gençleri düşünürken, rehberimiz tahtaya geçip başlıyor anlatmaya…
Birçok yazılı kaynak ve tarihçi, manastırın ilk defa İstanbul Patriği Aziz Fotios tarafından 9.yy.da kurulduğunu belirtiyor. Her yıl 6 Şubat günü Ortodoks inancına göre Aziz Fotios yortusu, Manastırın kuruluş bayramı olarak kutlanıyor. Manastır, Hristiyanlığın Kutsal Üçlüsü olan Aya Triada’ya ithaf edilmiş. Bizans döneminde manastır bazen bir ibadet ve dinlenme yeri; bazen de saraydan ve üst düzeyden kişilerin sürgüne gönderildiği bir yer olarak yaşamını sürdürmüş. İstanbul’daki Alman Kilisesinin Başrahibi Stefanos Gerlach’ın 16. yy.da İstanbul’da bulunan kilise ve manastırları kapsayan ünlü listesinde Heybeliada’daki Aya Triada’nın da adının bulunması manastırın İstanbul’un Osmanlılar tarafından fethinden sonra da varlığını sürdürdüğünü gösteriyor.
Eski yıllardan beri var olan bu manastırın kilisesi birçok defa tahrip olmuş ancak her seferinde yeniden inşa edilmiş. Bugün kullanılan kilise, sağ yan duvarında bulunan yunanca mermer kitabeden anlaşılacağı gibi, Patrik IV. Germanos ve Padişah Abdülmecit’in saltanatları sırasında 1 Mayıs 1844 Pazartesi günü açılmış.
 
BİRÇOK DİN ADAMI BU OKULDA YETİŞTİ
 
Heybeliada Ruhban Okulu, Aya Triada Manastırı bünyesinde, Ortodoks din adamı yetiştirmek amacıyla 1 Ekim 1844’te açılmış. Batı kiliselerindeki reformlar ve kültürlü din adamları, böyle bir okulun kurulmasını zorunlu kılmış. Böylece Heybeliada Ruhban Okulu 1844 yılındaki açılışından 1971 yılındaki kapanışına kadar Aya Triada Manastırı ile bütünleşmiş.
Rehberimizin anlattığına göre; çam ve deniz kokusunun birleştiği bir tepe üzerinde, geniş bir bahçe içinde, büyük şehirlerin her türlü problem ve gürültüsünden uzak bir ortam içinde yatılı olarak burada okuyan öğrenciler, derslerde teorik olarak öğrendiklerini manastırın kilisesinde pratik olarak uygulayarak, eşsiz zenginlikteki kütüphanesi ile görgü ve bilgilerini arttırarak, birkaç dil öğrenerek buradan mezun oluyorlardı. Böylece Heybeliada Ruhban Okulu kısa zamanda dünya çapında şöhret yaptı ve her zaman saygı ile anılan bir eğitim yuvası oldu. Okul faaliyet gösterdiği süre içinde 1000’e yakın mezun verdi. Bu mezunlardan 12’si İstanbul Rum Patrikliği makamına kadar yükseldi. 2 kişi İskenderiye Patriği, 3 kişi Antakya Patriği, 4 kişi Otosefal Atina Başpiskoposu, 1 kişi Otosefal Arnavutluk Başpiskoposluğu görevine seçildi.
Diğer 343'ü üst düzey din adamı (Piskopos), 318' i ruhani ve geriye kalanlar da teolog olarak dünyanın çeşitli yerlerinde hizmet vermişler ve vermeye de devam ediyorlar.
 
DEPREMDEN ZARAR GÖRDÜ AMA YIKILMADI
 
1844’ ten itibaren çeşitli ekler ve tamirlerle kullanılmakta olan okul binası, 28 Haziran 1894 günü meydana gelen son 150 yılın en büyük İstanbul depreminde büyük zarar görmüş. Depremin öğle yemeği saatine rastlaması can kaybını önlemiş, ancak okul kullanılamayacak hale gelmiş.
Binanın yeniden yapımı için maddi desteği İstanbul’un zengin Rum tüccarlarından, Kadıköy’deki Aya Triada, Şişli Rum Mezarlığındaki Ayios Petros ve Pavlos, Paris’teki Ayios Stefanos Kiliselerini de yaptırmış olan Pavlos Skilitsis Stefanovik ailesi sağlamış.
Padişah II. Abdülhamit’in izniyle 22 Nisan 1895’te temeli atılan bina 1,5 yıl gibi kısa bir süre içinde tamamlanarak 6 Ekim 1896’da yeniden açılmış.
Yunan alfabesinin (-pi) harfi şeklinde bir plan üzerine bina edilmiş olan yapı bir bodrum ve iki kattan oluşuyor. Özellikle ana giriş kapısı, görkemli mermer merdivenleri ve sütunları ile antik bir yunan tapınağının girişini hatırlatıyor. Binanın bodrum katında yemekhane ve kütüphane, giriş katında sınıflar, etüt odaları, fizik - kimya laboratuvarı, revir ve yatakhane; ikinci katında ise büyük tören salonu, müdür ve öğretmen odaları, sekreterlik, yatılı kalan öğretmenlerin yatak odaları ve teoloji bölümü öğrencileri için yatakhane bulunuyor.
 
NEDEN KAPATILDI?
 
3 yıl lise ve sonrasında 4 yıl üniversite düzeyinde teoloji eğitimi veren ve sadece din adamı değil birçok mesleğe nitelikli insan yetiştiren Heybeliada Rum Okulu, 1971 yılında kapatıldı.
1971’de Anayasa Mahkemesi tarafından bütün özel yükseköğretim kurumlarının bir devlet üniversitesine bağlanması kararlaştırıldı. Heybeliada Ruhban Okulu da ‘özel yüksekokul’ statüsünde değerlendirildi. Okulun varlığını sürdürebilmesinin ancak Türk üniversitelerinden birisine veya bir ilahiyat fakültesine bağlanarak mümkün olabileceği belirtildi. Patrikhane’nin, okulun Türk üniversitelerine bağlanmasını istememesi üzerine Heybeliada Ruhban Okulu kapatıldı. Rehberimiz bu konuda da bir ayrıntıya dikkat çekiyor: “ Okulumuzun tamamen kapatıldığı sanılıyor ancak sadece üniversite düzeyindeki 4 yıllık lisans eğitimimiz sonlandırıldı, lise düzeyindeki eğitimimiz resmi olarak devam ediyor ancak öğrenci yok. 1980 sonrası bu bölümün de kapatılmasını talep ettik ancak Lozan Antlaşmasına göre, Türkiye’de bir lisenin kapatılmasına karşılık Batı Trakya’da bir Türk lisesinin kapatılması gerekiyor. Bu nedenle talebimiz kabul görmedi. Hiç öğrenci kalmamasına rağmen lise bölümümüz hala açık görünüyor hatta Milli Eğitim Bakanlığı her yıl bir müdür yardımcısı atıyor.” Bu da Türkiye’nin garipliklerinden biri…
 
KÜTÜPHANE VE KİLİSESİYLE HÂLÂ AYAKTA
 
Bugün, İstanbul Rum Patrikhanesi’ne bağlı bir manastır olarak işlevini sürdüren Aya Triada Manastırı’nda zaman zaman teoloji seminerleri düzenleniyor. Manastırın ziyaretçileri de oldukça fazla. Dünyanın dört bir yanına dağılmış çok sayıda eski mezun, uzun eğitim yıllarını geçirdikleri Okulu ve Manastırı görmek amacıyla sık sık geliyorlar. İstanbul’ u ziyaret eden turistlerin, yabancı Kilise heyetlerinin, kurumların, organizasyonların bir bölümü, burayı mutlaka ziyaret etmek istiyor. Bunun için Manastır’ı arayıp kişi sayısı belirterek önceden rezervasyon yaptırmak gerekiyor.
 
Yazı ve Fotoğraflar: Semra ÇELEBİ

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.