Haftalık Bağımsız Gazete 21 Ekim 2018

Her şeye karşın; UMUT İNSANDA!

Kadıköy Belediyesi Muhtar Özkaya Kütüphanesi’nde söyleşisi gerçekleştirilecek olan Kadıköylü edebiyatçı Öner Yağcı “Umut ve iyimserliği yitirirsek insan olmaktan çıkarız...

Her şeye karşın; UMUT İNSANDA!

Kadıköy Belediyesi Muhtar Özkaya Kütüphanesi’nde söyleşisi gerçekleştirilecek olan Kadıköylü edebiyatçı Öner Yağcı “Umut ve iyimserliği yitirirsek insan olmaktan çıkarız. Oysa en büyük derdimiz insanlaşmak.” diyor. 

 “Yaşasın Yenilenler” adlı romanı birkaç gün önce Cumhuriyet Kitapları tarafından yayımlanan Öner Yağcı, Kadıköy Belediyesi Muhtar Özkaya Kütüphanesi’nde okurlarıyla buluşuyor. “Ülkemizde Aydınlanma” adlı söyleşi ve imza günü 27 Kasım Pazar 15.00-17.00 saatleri arasında yapılacak. Arkadaşımız Kadir İncesu’nun Öner Yağcı ile çeşitli tarihlerde yaptığı söyleşilerden bir derlemeyi sunuyoruz.
İlk göz ağrınız şiir. Ödül de almışsınız. Sonraları düzyazı şiiri geri plana itmiş, neden?
Şiir, bence tüm edebiyat tutkunlarının ilk göz ağrısıdır. Çocukluğumdan beri şiir okudum, birçok şiir ezberimdedir. Hâlâ da şiir okumayı ve şiir alanını izlemeyi sürdürüyorum. Şiirle ilgili çok yazı yazdım. Ulusal olarak “Yeni Adımlar” dergisinde 1974’te yayımlanan ilk şiirlerimden beri, çeşitli dergilerde 100’den fazla şiirim çıktı, ödüller de aldım. Ama dostum olmalarıyla kıvançlandığım şair ağabeylerim, “Che Guevara” şiirinin şairi olarak tanıdığımız ve yıllar sonra Çanakkale Cezaevi’ndeyken sürekli mektuplaştığımız Metin Demirtaş ile Gazi Eğitim Enstitüsü’nden sınıf arkadaşım Ahmet Telli’nin, düzyazı yazmam gerektiği konusundaki uyarılarından ve 1987’de “Kardelen” yayımlandıktan sonra, ara sıra yazsam da bir alanda yoğunlaşmanın doğru olduğunu düşündüğüm için şiir yazmayı bıraktım.
Öner Yağcı’ya yol gösteren yazarlar kimler?
Dünya yazarlarından Tolstoy, Gorki, John Steinbeck, Balzac, Romain Rolland, Cengiz Aytmatov adları ilk aklıma gelenler. Bizden tabii ki Nâzım Hikmet başta geliyor, özellikle “Memleketimden İnsan Manzaraları”bütün yazarlar için insanı yakalamak açısından yol göstericilikte öncü olmalı. Halk edebiyatı çalışmaları da yaptığım ve edebiyatın temelinin dil olduğunu bildiğim için, bizim insanımızı bize anlattığı için Yunus Emre, Pir Sultan, Köroğlu, Karacaoğlan, Dadaloğlu gibi ozanlarımızın açtığı yoldan gitmenin anlamlı olduğunu düşünürüm. Sonra Namık Kemal ve Tevfik Fikret’le başlayan mücadeleci aydın tipine örnek yazarlarımız gelir aklıma. Sonra da Cumhuriyet’in açtığı ufukla özgürleşen insan ve özgürleşen yazarların Sabahattin Ali, Orhan Kemal, Yaşar Kemal gibi büyük ustalar. Aziz Nesin, Şükran Kurdakul, Bekir Yıldız gibi dostluk da yaptığım yazarların açtığı yolun Türk yazarlarının yolu olduğunu düşünürüm.
Aydının sorumlulukları üzerine neler söylemek istersiniz?
Aslında bütün yazdıklarım bunun üzerine. Romanlarımın kaynağını yazarın bir aydın olarak toplumuyla paylaşması muradından aldığını düşünürüm. Yalnızca bir romancı olarak kalmayla yetinmeyip araştırma, inceleme, deneme gibi edebiyat dallarına uzanmam da aynı kaygının sonucudur. İnsan olmayı başarmayı amaçlayan ve yaşamının bu yoldaki birikimini dünyayla paylaşmak isteyen bir tavrın sonucudur aydın sıfatını hak etmek. İnsandan, insanlıktan, yaşamdan bana ne diyen bir aydın düşünülemez. Nasıl bir dünyada, ülkede yaşıyoruz ve aslında bu dünya nasıl olmalı, bu ülkede nasıl yaşamalı sorularının yanıtlarını aramakla geçer aydın ömrü. Bu arayışta karşısına çıkan sorunlar aydının sorumluluklarının da listesini verir.
Yazarlığınızın özü olarak “arayışla geçen yaşamınızı” gösteriyorsunuz. Neyi, niçin arıyorsunuz?
Herkes bir şeyler arar aslında. Şevket Süreyya Aydemir’in “Suyu Arayan Adam” adlı yapıtı, bir yaşamın arayışlarla dolu olduğunun adından da belli olan kanıtı. Asıl olan insanın kendini arayışıdır. Yaşadığı dünyadaki, toplumdaki yerini, işlevini arayışıdır. İnsanın bugününe uygun bir yaşam arayışıdır. Neye kızacağının, öfkeleneceğinin, sevineceğinin, neyin mutluluk neyin mutsuzluk getireceğinin, kısacası nasıl özgürleşip insan olacağının arayışıdır. Yazmak, bu arayışın bir insan tarafından yazıya geçirilmesinden başka bir şey değildir.
Öner Yağcı’yı edebiyat dünyamızın en üretken yazarlarından yapan düşünce nedir?
Önce teşekkür ediyorum bu tanımlamanız için. Çok şanslıyım ki yazar kimliği edindiğim yıllarda Aziz Nesin, Şükran Kurdakul, Mehmet Başaran, Bekir Yıldız, Atilla Özkırımlı gibi büyük ustalarımızla dost olabildim. Onlardan gördüğüm ve öğrendiğim şeylerin ilki çalışkan olmaktı. Buna bir de ülkemizin ağır koşullarının yazarlara yüklediği sorumluluklar ve görevler eklenince, bir de bunları hayata geçirecek toplumsal bilinciniz varsa çok üretmek durumunda kalıyorsunuz.
Romanlarınızın adları üzerinde de durmamız gerektiğini düşünüyorum…
Açıkça söyleyeyim, romanlarımın adından hoşnutum. Kardelen sözcüğünün günlük yaşamımıza bu denli işlemesinde benim romanımın katkısına çok seviniyorum. Ayrıca benim bildiğim üç “Kardelen” romanı daha yayımlandı. Hem içeriğiyle hem de toplumsal durumumuzla özdeşleşen bir ad oldu Kardelen. “Turnalar”ın da anlatılan dönemdeki devrimcilerin yaşam biçimleri açısından uygun düştüğünü biliyorum. “Gökyüzüne Akan Irmak” adı, içeriğindeki 68 kuşağının gökyüzünü fethetme sevdasını, düşlerini aktardığı için içeriğiyle örtüştü. “Yediveren” tam da bugünkü Anadolu’nun arayışının özü oldu. “Kaptan”, gereksinmemiz olan mücadeleci aydınları, doğru önderleri önermesi açısından güzel bir ad oldu. Bu haliyle tam oturmuş olduğunu söyleyemesem de “Kir”, eğer devamını yazabilirsem adıyla bütünleştiğini okurlarımın da göreceğine inandığım bir ad oldu. Sözün özü, romanlarımın adının güzel olduğuna inanıyorum.
Yaşadığınız her şeye karşın, “yine de iyimser” misiniz?
İyi soru. İlk deneme kitaplarımdan birinin adıydı “Yine de İyimser”. Umut ve iyimserliği yitirirsek insan olmaktan çıkarız. Oysa en büyük derdimiz insanlaşmak… Her şeye karşın, ülkemizin koyu karanlıklara doludizgin götürüldüğü şu koşullarda bile yine bir deneme kitabımın adıyla yanıt vereyim: “Umut İnsanda”.
Öner Yağcı kimdir?
1951, Tokat-Zile doğumlu. İlköğrenimini Yozgat-Yerköy'de tamamladı. Tokat İlköğretmen Okulu'nu (1969) ve Gazi Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümü'nü bitirdi(1975). 12 Mart döneminde yargılandığı DEV-GENÇ davasında iki yıl kadar tutuklu kaldı. Ağrı-Taşlıçay'da öğretmenlik, Kars-Sarıkamış'ta askerlik yaptı. 12 Eylül döneminde, yöneticilerinden olduğu TÖB-DER hakkında açılan davada yargılandı ve beş yıl hapis yattı. 1974'ten beri birçok dergide yazıları yayımlandı, çeşitli yayınevlerinde çalıştı. Kardelenle 1986 Akademi Kitabevi Roman Başarı Ödülü'nü; Turnalarla 1988 Madaralı Roman Ödülü'nü, 1994 Sabahattin Ali Kültür Günleri Ödülü'nü, 1995 Truva Edebiyat Ödülü'nü aldı. PEN Yazarlar Derneği, Edebiyatçılar Derneği, Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfi, BESAM, 68'liler Birliği Vakfi gibi kurumlarda yöneticilik yapan yazar, romanlarından başka kültür, sanat, edebiyat, siyaset konulu deneme, inceleme ve araştırmalarıyla da tanınıyor.

Röportaj ve Fotoğraflar: Kadir İNCESU

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.