Haftalık Bağımsız Gazete 17 Haziran 2019

Göktay: ‘Şehir Tiyatroları benim için bitmiştir!'

Lüküs Hayat’ın Rıza’sı, usta tiyatrocu Zihni Göktay, geçirdiği ameliyatlar sonrası iyileşme sürecini Kadıköy'deki evinde geçiriyor.

Göktay: ‘Şehir Tiyatroları benim için bitmiştir!'

Lüküs Hayat’ın Rıza’sı, usta tiyatrocu Zihni Göktay, geçirdiği ameliyatlar sonrası iyileşme sürecini Kadıköy'deki evinde geçiriyor.
 
Gökçe UYGUN
Fotoğraflar: Tunahan YURDAKUL
 
Yaklaşık 1 ay önce iki önemli ameliyat geçiren usta tiyatrocu Zihni Göktay bugünlerde nekahat döneminde. Kadıköy Feneryolu'ndaki evinde ziyaret ettiğimiz Göktay’a 25 yıllık hayat arkadaşı Sevinç Hanım büyük bir özenle bakıyor. Zihni ustaya geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz, teşekkür ediyor ve başlıyor anlatmaya; “Siz gazetecilerin, dostlarımızın, tiyatrocuların, siyasilerin böyle ziyarete gelmesi hoşuma gidiyor. Biliyorsunuz geçenlerde CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, CHP Grup Başkan Vekili Akif Hamzaçebi ile birlikte geldi. Daha sonra da sağolsun Kadıköy Belediye Başkanımız Selami Öztürk geldi. Hastanede yoğun bakımdayken Turizm Bakanı Ertuğrul Günay telefon etmiş, Başmüzakereci Egemen Bağış da telgraf göndermiş. Çok memnun oldum, sanatçının hatırlanması çok önemli. Bilhassa devlet erkanından gelen bu ziyareteler manevi destek oluyor. 50 sene hizmet ettiğim devlet beni önemsemeseydi, gönül kırıklığı olurdu.”
 
GÖKTAY’DAN ŞEHİR TİYATROLARI’NA TEPKİ
Hastalıklarla mücadele ettiği bu süreçte, 65 yaşındaki Göktay'ın canını sıkan tek konu sağlık sorunları olmamış. Hatta İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları (İBBŞT) yönetimi ile yaşadığı sorunun “hastalığının tetikleyicisi” olduğuna inanıyor. 28 senedir ünlü müzikal Lüküs Hayat’ta oynayan, belki 5000 defadan fazla Rıza karakterine bürünen Göktay, 1 Ocak 2011’de emekli olmuş. Ancak hizmet alımı yöntemiyle konuk sanatçı olarak Şehir Tiyatroları’nda sahne almaya devam etmiş. Taa ki 17 Eylül akşamına kadar. O geceyi ve sonrasında yaşananları kendi ağzından dinleyelim;
“Lüküs Hayat başladığından beri diğer oyuncular, dekorlar, her şey değişti. Bir ben varım sabit kalan. Bilet almaya gelenler bile ‘Zihni bey oynuyor mu?’ diye soruyormuş. 17 Eylül gecesi Harbiye Açık Hava’da binlerce seyirciye oynadık. O kadar doluydu ki ayakta seyredenler bile oldu.
İBBŞT ile yaptığım anlaşmaya göre 1500 Lira civarı bir ödeme bekliyorum ben, bir baktım 119 Lira verdiler. İnanamadım! 5 bin 250 kişi gelmiş oraya, 50 milyar kazandırmışız, ‘119 Lira’ya mı oynuyorum’ diye isyan ettim. O an felç geçirmediğime dua ediyorum. Hemen Genel Sanat Yönetmeni Yardımcısı Savas Barutçu'yu aradım-Ayşenil Hanım’dan sonra, Hilmi Zafer Şahin’le birlikte atanmıştır. Savaş oğlum gibidir, bana ‘Zihni baba’ der o’na sordum. Dedi ki; ‘Abi bundan sonra böyle maalesef. Bize de böyle deniyor, belediye yukarıdan bastırıyor, Sayıştay kontrol ediyor fazla puantaj yazmayın. Böyle yapmak zorundayız.’ Savaş’ın söylediklerine inanamadım. ’Benim anlaşmam böyle değil’ diye itiraz edecek oldum ama bana ‘Geçen ay hiçbir şey yapmadığınız halde, bir konuşma yaptınız 745 Lira verdik’ dedi. Oysa bahsettiği olay şöyle; Ağustos ayında oyun yoktu ama 4 emekli sanatçıyı (ben, Taner Barlas, Engin Gürmen ve İskender Bağcılar) davet etmişlerdi. Öğrencilerle 2 saati aşkın süren bir workshop yapmıştık. Eğer İBBŞT'nin mantığı bu ise ben de şunu soruyorum; ‘2 saatlik bir konuşmaya 745 lira ödüyorsanız, 4.5 saatlik oyunda niye 119 Lira veriyorsunuz?’ Harbiye’den Kadıköy’e eve dönerken kalbim bir sıkıştı, yürüyemedim. Hastalığın ilk nüveleri o zaman ortaya çıktı.”
 
1 AYDA 2 AMELİYAT
Zihni Göktay, ağrılarının artması üzerine gittiği Dr. Siyami Ersek Göğüs Kalp ve Damar Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde acil olarak by-pass ameliyatına alınmış. 3 damarı değiştirilen Göktay, oradan da Maltepe Üniversitesi Hastanesi'ne sevk edilmiş, zira midesinde de bir kitle tespit edilmiş. Buradaki ameliyatı da başarı ile geçen Göktay, artık evinde, “Adeta başhemşirem” dediği eşinin desteğiyle iyileşiyor. Göktay, “Siyami Ersek’teki doktorlarım Doç Dr. Gökçen Orhan, Doç. Dr. Neşe Çam ve kardiyolog Serap hanıma, Maltepe Üniversitesi Hastanesi'ndeki doktorlarım Prof. Abut Kebudi ve Prof. Dr. Manuk Manukyan’a gösterdikleri ilgi ve özen nedeniyle çok teşekkür ederim” diyor.
 
KIRGIN VE KIZGIN RIZA...
Sahneyi özlediğini vurgulayan Zihni Göktay, içindeki kırgınlık ve kızgınlığı ifade etmeden de geçemiyor;
“Şunu özellikle belirtmek isterim ki Şehir Tiyatrosu benim için bitmiştir. Bu olaylardan, Başbakan'ın söylemi ve bana yapılanlardan sonra...! Bir Zihni Göktay'ın maaşı ile uğraşacak hale geldiyse Türkiye Cumhuriyeti batmıştır bence. Başbakan, Şehir Tiyatroları'nın özelleştirilmesinden bahsetti. Öyle bir şey olsa kim alır 1914’den beri kâr getirmeyen kurumu? Kâr getirmez çünkü bir kamu maldır. 80 milyonluk ülkede, 3500 sanatçının aldığı maaş, devlete yük oluyorsa bu sadece Türkiye'nin değil dünyanın ayıbıdır. 99 yaşına gelmiş bu müessesede, sadece oyuncu yok ki; dekorcusu, kostümcüsü, perukacısı, berberi.. vb. var. Bu kişilerin aileleriyle birlikte 5 bin kişiye ekmek kapısı burası. Amaçları, sanatçıları kaçırıp bu tiyatronun kapısına kilit vurmaksa onu da yaparlar maalesef.”
Ancak Göktay yine de umutsuz değil:
“Ama inanıyorum ki bir gün birileri gelecek ve o kilidi söküp, içeriyi gül bahçesine çevirecektir. 99 yıllık bir kurumu yıkmak kolay olamaz. Biz de varız, ölmedik daha. Kanımızın son damlasına kadar mücadele edeceğiz, kimseye pabuç bırakmayacağız. Bu tiyatro öyle geniş bir kurum ki içinde Ermenisi, Tatarı, Lazı, Çerkesi, Kürdü... var. Biz böyle bir etnik mozaik içinde bunca sene birbirimizi kırmadan yaşadık, çalıştık. Bunun herkese örnek olması lazım...''
 
‘Tiyatrodan emekli olunmaz’
Zihni Göktay, bundan tam 2 yıl önce Şehir Tiyatroları'nın Kadıköy'deki Haldun Taner Sahnesi fuayesinde yaptığımız söyleşide ise özetle şunları söylemişti;
“Bir daha dünyaya gelsem yine tiyatrocu olurdum. Ama sanatçısına bu kadar az değer veren bir ülkede değil. (...) Tiyatroyu politikadan soyutlayamayız. Tiyatrocu bir timsah gibidir. Yırtıcılık açısından değil. Timsah geri geri gidemeyen tek hayvandır. Tiyatro da biz de hep ileri gittik. Hangi hükümet gelirse gelsin, 1914'te kurulmuş olan Darülbedayi (Güzellikler Evi) ilkelerinden hiç taviz vermedik. En iyi oyun neyse onu seçtik, ama Nâzım Hikmet ama Necip Fazıl... (...)
Lüküs Hayat; Batılılaşma sürecinde Suadiye'de kapitülasyonların etkisiyle ayaklarını yorganına göre uzatamamış, har vurup harman savuran bir grup köşk sakininin düştükleri gülünç durumu ve bundan yararlanmaya kalkan birtakım insanları anlatır. Ben Rıza, Fıstık, Zeynep ve kardeşim Şadiye... Timsahların dişleri arasındaki kırıntılarla beslenen, aynı zamanda diş fırçası görevi yapan küçük kuşlar yaşar. Biz ile köşkün sakinleri aynı durumdayız. Herkes komik durumlara düşüyor. Lüküs Hayat aslında bir müzikalden ibrettir. Hâlâ bile öyle zira Türkiye'de milyonlarca kişi köşeyi dönme telaşında. İnsanlar, bu oyunda hem gülüyor hem de ibret alıyor. (...) Oyunda bir mesaj olmalı. Kapının önüne çıkınca seyirci, ‘İçeride bu adam ne dedi, şunu biraz düşüneyim’ desin. Lüküs Hayat’ta hayatın her alanına göndermeler var. Eskiyen unsurları kaldırıyorum. Oyunun iskeleti aynı, üstündekiler değişiyor, ben değiştiriyorum. Benden başka da kimse yapmıyor onu. Lüküs Hayat, evladım gibi... Meslek hayatımın yarısı onunla geçti. Tabi Lüküs Hayat'ın yanı sıra 82 oyunda oynadım ama Lüküs Hayat 1984-85 sezonundan beri sürdüğü için diğer oyunlar onun yanında eskidi gitti. (...) Hiç sıkılmadım. Çünkü benim karşımda siz seyirciler değişiyorsunuz. Mesleğimi çok seviyorum ben.”
 
 

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.